‘Aynı tarz şarkılar yapmak kendine saygısızlıktır’

‘Aynı tarz şarkılar yapmak kendine saygısızlıktır’

0
PAYLAŞ

Bodrumlu Necmi Cavlı, beden eğitimi öğretmenliği yaparken mesleğini bırakıp dil öğrenmek için gittiği Londra’da 40 yaşında müziğe başlıyor. ‘Oojami’ adında dokuz kişilik bir müzik grubu kurarak İngiltere müzik piyasasında kendine iyi bir yer ediniyor. Audery Tatoo, ‘Dirty Pretty Things/Kirli Tatlı Şeyler’ filminde Oojami müziğiyle dans ediyor. İngiltere’de şubatta vizyona giren ‘Everything to Dance For’ isimli bir filmde ve ‘Belly Dancing Super Stars’ adlı bir başka müzikalde de şarkıları kullanılıyor. Son olarak kesin olmamakla birlikte Matt Damon’un başrolünde oynayacağı Marco Polo’nun hayatı ile ilgili bir Hollywood filmi için de 35 tane sound track yollamış Cavlı.


Son üç sene içerisinde 15 ülkede 200’den fazla konser veren başarılı sanatçı, REM ve Sting gibi grupları çıkaran Miles Coplan’ın Amerika’daki CIA adlı plak şirketinden 3 albüm çıkarttı. ‘Bellydancing Breakbeats’ ve ‘Urban Dervish’ adlı albümlerin ardından son albümü ‘Boom Shinga Ling’ ile büyük bir çıkış yapmayı planlayan Cavlı, nisan ayında ilk kez Türk müzik piyasasında yer alacak. Evinde kaydettiği, 15 parçalık albümde ‘Zor’ isimli şarkıda ilk kez dokuz sekizlik ritim denemiş. Elektronik altyapının yanında bendir ve darbukalı Türk motifleri de var.


Şu anda 47 yaşında olan Cavlı, müziğe ilgisinin çocukluğuna dayandığını söylüyor. Babasının müzik zevki sayesinde farklı bir müzik kulağı edindiğini söyleyen Cavlı İngiltere’de bir organizasyonda şans eseri tanıştığı bir DJ’in de yardımıyla müzik yapmaya başlıyor. Bestelediği şarkıları öğrendiği bir bilgisayar programıyla miksliyor ve evinde yaptığı parçalar radyolarda yayınlanmaya başlayınca büyük beğeni topluyor; profesyonel olarak müziğe adım atıyor.


‘Bodrum’da kalsaydım müzik yapamazdım herhalde. Son beş yılımın büyük çoğunluğunu bilgisayar karşısında geçindim. Ama Bodrum’da hava zaten güzel olduğu için böyle bir şansım olmayabilirdi’ diyen Cavlı, yaptığı müziğin pop-rock tarzında olduğunu söylüyor.


DÜNYA MÜZİĞİ DEDİĞİNİZ TURİZM MÜZİĞİDİR


‘Bu işe ilk başladığımda bir projenin parçası olmak değil, sanatçı olarak iyi işler yapmak gerektiğine inandım’ diyen Cavlı ucuz üretilip çabuk tüketilen müzikten şikayetçi: ‘Asya müziğinin etkisiyle yapılan elektronik müzik tutulunca dünya müziği diye satmaya başladılar. Dünya müziği dediğiniz turizm müziğidir. Bir proje satmış oluyorsun, sanat değil. Bu yanlış bence. Benim bütün sevdiğim sanatçıların bir stilleri var. Çünkü takipçiler böyle oluşur. Dünyadaki müzik ödüllerine baktığınızda kimse bu Türkiye’den gelmiş, bu Brezilya’dan gelmiş demiyor. Sanatçı olana ödül veriyor. Plak şirketleri bir sanatçıya yatırım yaptığında gelişmesi için beş sene beklemesi gerekir. Bu uzun vadeli bir yatırım. Ama bugünkü ekonomik baskıda kimse o riski göze alamıyor’ diyor.


Cavlı, yabancı bir ülkede yaşadığı sıkıntıları ise kültürel birikimiyle, müziği aracılığıyla yanıtlamak istiyor. Buradan esinlenerek şarkılarında olduğu gibi konserlerinde de göbek dansını ve sufi müziğinin etkilerini kullanıyor ister istemez. Ama bunun sahne şovunun bir parçası olduğunu da ekliyor.


Necmi Cavlı, farklı müzik türlerini dinleyerek yavaş yavaş kendi müzik zevkini oluşturmaya çalıştığını anlatıyor: ‘Bu insanın kendi sesini bulması gibi bir şey. Yaptığın şarkının sözlerine kişisel duygularını taşıyorsan bu sensin demektir.’ İyi bir iş çıkarttıktan sonra nerede olursa olsun müzik piyasasında tutunmanın çok da zor olmadığını söyleyen Cavlı, ‘Teknoloji sayesinde artık küçük bir laptopla, evinde de müzik üretebiliyorsun. Stüdyoya girip inanılmaz paralar harcamak gerekmiyor. Arayış içerisinde olup farklı şeyler deneyebiliyorsunuz. Sürekli aynı tarz şarkılar yapıyor olmak insanın kendine saygısızlığıdır’ diyor.


Eurovision’un eski imajını kaybettiğini düşünen sanatçı, müzik piyasasında olduğu gibi bu yarışmada da kültür satmaya çalışılmasını yanlış buluyor. Ona göre elbette her sanatçı, bulunduğu ülkenin izlerini müziğine yansıtacaktır. Ama bunu paket halinde sunmanın yanlış olacağını söyleyerek ‘Oryantal ezgileri müziğe ekleyip önüne de yakışıklı bir adam koyarsak yanılmış oluruz. Türkiye’nin en iyi sahnesi olan sanatçısı bizi temsil etsin deniliyor. İngiltere’de Eurovision gırgır konusudur. O yarışmaya girmek bir şarkıcının sonudur. Eskiden öyle değildi ama artık etkisini kaybetti. Sertab Erener’in yarışmayı kazanmasına, sesinin güzel olmasına rağmen yurtdışında bir etkisi olmadı. Yine kazansak yine olmaz. Pop müzik çok kontrol edilebilen bir piyasa. Kolay kolay oraya girmek mümkün değil. Geleneksel müziğimizin iyi prodüksiyonlarla yurtdışına sunulması güzel. Ama dünyadaki müzik piyasasına girmenin yolu bu değil’ diyor.



 

BİR CEVAP BIRAK