Aynanın baktığı yüzler – 1

PAYLAŞ

Hoşa gidecek bir şey bulamadığı gibi izlediği haberler ruhunu kararttı. Vurmalar, kırmalar, öldürmeler, tecavüz, soygun, yalan dolan…  Sonunda televizyonu kapattı. Yalnızlık içine bir ürperti verdi. Çıkıp dolaşmak istedi fakat üşendi. Derken kendisini oturma odasındaki boydan boya aynayla kaplı duvarın karşısında uzun uzun seyrederken buldu. Bakışları geçmişe doğru kaydı.


Çocukluğundan bu yana yaşadıkları zihninde canlanıverdi. Karşısındaki aynada kare kare geçmişini seyretti. Her karede geçmişinden bir parça canlandı. Bebeklik halleri, çocukluk yaramazlıkları…bütün geçmişi aynadaydı. Heyecanlanmıştı. Ayna görüntüleriyle dolmuştu.


Ansızın aynada kara bir şey belirdi. Bebekliğinden başlayarak bütün görüntüler birer birer karardı. O şey karadelik gibi yutmuştu hepsini. Karşısında sadece o anki kendisi bırakmıştı. Bir ara o şeyi hemen arkasında görür gibi oldu. İrkildi ve istemsizce arkasına döndü. O an ölümü ensesindeymiş gibi hissetti. Ama kimseyi göremedi. Rahat bir nefes aldı.


Kendisini çok yorgun hissediyordu. Aynanın karşısından uzaklaşmak istedi fakat kalkacak gücü kendinde bulamadı. Zihnini dağıtmayı denedi. Başka şeyler düşünmeye çalıştı. Eşini, çocuklarını; onların şimdi neler yaptığını düşledi; derken yine imgelemi, duvardaki silinmiş karelerde yeni görüntüler üretti. Eşi, çocukları, anne babası, kardeşleri, dostları hatta isimlerini bile unuttuğu uzak akrabalarına kadar sağ, ölü kim varsa… Hepsiyle alakalı acı tatlı hatıralar canlandı zihninde. Zaman zaman gözleri yaşartan, zaman zaman gülümseten, öfkelendiren hatıralar…


Bir müddet sonra o şey yeniden belirdi. Tek tek kareler üstünde dolaşarak yüzlerini karartmaya başladı sevdiklerinin. Dedesinden başlayarak ninesinin, sınıf arkadaşı Hayri’nin; Mahmut dayısının, teyzesi Mebrure’nin… Ve en acısı da küçük yaşta ölen oğlu Can’ın.


O şey bir uğursuz gölge gibi resimlerin üzerinde tek tek dolaştıkça ve sevdiklerinin çoğunu anlamsız kara lekelere dönüştürdükçe içini kıyıcı bir acı kapladı.


O uğursuz lekeleyici henüz hayatta olanların üzerinde de bir gölge gibi dolaşıyordu şimdi. Önce hangisini almamı istersin, dostlarından mı, ailenden mi başlayayım?  Gölge kareler üzerinde dolaşırken; ‘Yoksa…’ diye geçirdi içinden. Ve birden uğursuz şey kendi görüntüsü üzerine duruverdi, ‘Yoksa senden mi başlayalım?’, der gibi. Yine irkildi ve hemen arkasına döndü. Kimsecikler yoktu.  Derin bir oh çekti tekrardan.


Bitkinliği giderek artıyordu. Zihnine hükmedebilse oracıkta kıvrılıp yatacaktı. Fakat saat ilerledikçe hatıralar zihnine üşüşüyor ve onları defetmeye gücü yetmiyordu. Ah keşke uyuyabilsem, diye geçirdi içinden. Fakat ne mümkün… Bir an kalkıp bir uyku hapı alıp uyumayı düşündü. Fakat kalbine çöken derin bir ağrı kımıldamasına engel oluyordu. Hayır! Her şey yok olup gidecek miydi yani? Peki ne olmalıydı? Herkes eninde sonunda yokluğun koynuna düşmeyecek miydi sanki. En iyisi hiç düşünmemek diye geçirdi içinden. Ben varken ölüm yok, ölüm geldiğinde de ben yokum zaten. Mırıldanarak söylemişti bunu. Fakat ya şimdi gelirse… Ya şimdi telefon çalar ve yakınlarımdan birinin ölüm haberini alırsam… Ya şu an ölürsem! İyiden iyiye ürperdi. Kalbindeki ağrı şiddetini arttırdı. Koca insanlık hiç öle öle biter mi, diye geçirdi aklından. Bizi yenemeyeceksin sen! Uğursuz!!! Belki ilerde biz seni öldüreceğiz. Belki de ölenlerimizi yeniden diriltebileceğiz.


Ama … Ya bunlar olmadan evren de ölürse?!


Bir an gözleri aynadaki bitkin görüntüsüne takıldı. Zihni, görüntünün arkasında dev galaksileri ve yıldızları resmetti. Sonra yıldızlar birbiriyle çarpıştı. Dev patlamalar tüm âlemi sarstı koca bir karadelik evrende ne var ne yok süpürdü. Ve tablo tamamıyla karardı.


Devam edecek


abdresid@hotmail.com


Not: önceki yazılara arama motoruna REŞİT ŞAHİN yazarak ulaşabilirsiniz.



 

CEVAP VER