Aynanın baktığı yüzler – 3

Farklı bir yüz


Sabah erkenden uyanmış, hasta yatağında yatıyor, bir yandan da dilinde bir şeyler mırıldanıyordu. Az sonra yanına gelen torununa pencereden bakmak istediğini söyledi. Torunu ve gelini koluna girdiler ve pencerenin yanı başındaki sandalyeye oturttular onu. Pencereyi işaret edince açmalarını istediğini anladılar. Pencereye yanaşarak derin bir nefes aldı. Dünya havasını son kez şöyle derinlemesine içime çekeyim diye düşündü.


Başını dışarıya uzattı ve baharın güzelliğini görünce gözleri doldu. Günlerdir dışarıya bakamamıştı. Bu sırada bahar gelmiş, ağaçlar çiçeklenmişti. İçinden “ne de güzel yaratmışsın rabbim. Eğer dünyan bu kadar güzelse kim bilir cennetin nasıldır? Hayal bile edemiyorum.” diye geçirdi. İlkbaharın ardından yazı düşledi. Çeşit çeşit meyveler canlandı hayalinde. Güzün, sararan ve dökülen yapraklarıyla hüzünlendi. Kış, saç ve sakallarındaki beyazları fısıldadı ona. “İyiden iyiye kefeni doladık boynumuza” diye düşündü.


Yorulmuştu tekrar yatağına dönmek istediğini söyledi. Uzunca bir süre uyudu. Uyandığında evi bir hayli şenlenmiş buldu. Anlaşılan komadan çıktığını duyan herkes doluşmuştu evine. Ziyaretçiler bir bir girdiler odaya. Onlarla veda ediyormuşçasına konuştu. Daha çok yaşarsın tesellisiyle avutanları, “üzülmeyin dünya hayatı kibrit alevi gibi gelir geçer, orada kavuşuruz” diye yanıtladı. Uzun uzun seyretti onları. Hele torunu Hande’yi görünce duygulandı. İki sene önce uğurladığı eşine ne kadar da benziyordu. Tıpkı onun gençlik hali gibi. Hatıralar zihninde canlandı. Eşiyle ilk tanıştığı, evlendiği, beraber geçen güzel günlerini hatırladı. Ne kadar da özlemişti onu. Bir an önce kavuşmak istiyordu Gülsüm’üne.  Gözlerini çevirmeden seyretti torununu. Hasret giderir gibiydi. Hande pek anlam veremedi onun bu haline. Hastalığın etkisi diye düşündü.


Bir müddet ziyaretine gelen simalarda geçmişi seyretti. Yüzler onu dostlarının yanına taşıdı. Yeni yüzlerde eski dostları seyretti. Hasan’ın oğlu tıpkı amcasına çekmişti. Henüz otuzuna gelmeden dünyadan göçen oğluna. Şimdi onun oğlu büyümüş nerdeyse babası kadar olmuştu. Gözleri yaşardı. Ne kadar da onu andırıyordu. Utanmasa ağlayacaktı. Oğlum dedi içinden az kaldı, sabret, yakında yanındayım…


Heyecanlanmak pek iyi gelmemişti galiba. Kalbini yormuş tekrar halsizce yatağa uzanmıştı. Bir müddet tekrar kendinden geçti. Akşama doğru şuuru açılır gibi oldu. Abdest alıp namaz kılmak istedi. Hemen su getirdiler. Elini yüzünü ıslattılar. Tekrar şuuru gider gibi oldu. Uyku ile uyanıklık arası bir hal yaşıyordu. Sayıklamaya başladı: “Aaa! Çocuklar siz de mi buradasınız? Benim güzel torunlarım. Ne çok özlemişim sizi. Bu kadar uzun süre neredeydiniz. Baksanıza nineniz de gelmiş. Benim sevgili hanımım sen de mi ziyaretime geldin? Azıcık daha bekleseydin ben yanına gelecektim. Gelin gelin oturun şöyle…”


O sırada kızı, ölülerle konuşuyor galiba, diye mırıldandı istemsizce. Yüzünde bir mutluluk ve neşe ifadesi vardı. Bir ara yüzündeki ifade değişti çok heyecanlanmış gibi bir hali vardı. Heyecan ve hürmet karışımı bir yüz ifadesi. Doğrulur gibi yaptı fakat beceremedi. Siz de mi diyebildi ve tekrar başı yastığa düştü. Kimi gördü acaba dedi oğlu. Yoksa… yoksa diyebildi sadece.  Az sonra son kez gözlerini açtı. Ne güzel dedi. Gözü tavanda bir noktaya takılıp kaldı. Yüzündeki sevinç ifadesi belirgin bir vaziyet almıştı. O an en sevdiği insana bakıyordu. Hadi gidelim, dercesine elini uzattı. Hafifçe doğruldu. Son sözü Allah oldu. Ve başı tekrar yastığa düştü. Yüzünde belirgin bir nur ve gözler tavanda…   yaşlı gözlerle ruhun gidişine tanıklık eden oğul bir yandan dilinde ‘ondan geldik…’ sözünü mırıldanırken bir yandan da babasının göz kapaklarını dünyaya kapattı. Ve gün tekrar kararmıştı.


Devam edecek

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

one × 5 =