Ayrı dünyalarda paralel yaşamlar II

Ayrı dünyalarda paralel yaşamlar II

0
PAYLAŞ

Avusturya basını daha Batı’dan esen rüzgârı da arkasına alarak Türkiye konusunda havayı yumuşatmaya çalışırken, ülke içinde yaşayan Türkler ile ilgili hiç de iç açıcı yazılar yazmamakta ve haberler, yorumlar yapmamaktadır. Tam tersi yine “ağabey” ülkelerinden esen rüzgârdan cesaret alarak, basında olumsuz yorum ve haberler her gün kendisini hissettirmekte.
Ekim ayı içinde Almanya’da, Alman Sosyal Demokrat Partisi üyesi, Berlin eyaleti eski maliye senatörü ve Deutsche Bundesbank’ın (Alman Federal Bankası) yönetim kurulu üyesi olan Thilo Sarrazin bir dergide yayımlanan mülakatı çok ciddi tartışmalar yarattı. Bu tartışma bizim gazetede pek yankı bulmadı. Almanya’dan yazan yazarlarımızın ilgisini çekmedi. Zira onların başka ilgileri vardı. Onlardan biri 600 yıl hüküm süren ümmetçi Osmanlı’nın kültürel yapısından ve katkısından fazlasıyla memnun olacak ki, “Cumhuriyet tarihi boyunca Anadolu, Kafkasya, Mezopotamya topraklarında fışkıran kültürel zenginliklerin üzerinden silindir gibi geçtiğini” yazarak, artık her önüne gelenin yapmış olduğu Cumhuriyet düşmanlığı kervanına katılmış ve Thilo Sarrazin’in açıklamalarına kulak tıkamıştı. Bu yazımı hazırladığım 1 Kasım günü Türk gazetelerinde bir haber vardı. Haberde 17 yaşındaki bir genç kızın çığlığına dikkat çekiliyordu. Diyarbakır’da babasının kaçırdığı 17 yaşındaki başka bir genç kızın karşılığında berdel olarak istenen 17 yaşındaki lise öğrencisi E.G. isyan etmiş. Okula gitmek isteyen genç kız, ‘Babama berdel olmak istemiyorum’ demişti. 70 yıldır Cumhuriyet’in karşısında duran, Osmanlı’dan kalma feodalitenin bu kültürünü kendisine hediye edebiliriz.
Diğeri ise aydınları arkasına alıp Silivri’de esir tutulan Ergenekon tutsaklarına destek olan saygıdeğer babasının aksine, Tayyip Erdoğan’ın kültür bakanı Ertuğrul Günay’a dostluk nameleri yollamakla meşgul. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulduğu gün ağladığını ilan eden Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti yıkıcısı Mehmet Ali Talat’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni Rum kesimine katma görevinde ona destek olmaktan yoldaşı Sarrazin’in etmiş olduğu sözleri görmezden geldi.
Thilo Sarrazin’nin çok tepki çeken açıklamalarından önemli bölümleri seçerek, olduğu gibi buraya alıyorum. Sarrazin’in sözlerine ait yorumu okuyucuya bırakıyorum.

“Berlin bugüne kadar iki etmenden sıkıntı çelmiştir: 68 kuşağı bunlardan biridir, diğeri ise Batı Berlin’deki slam faktörüdür. Bir sorun daha vardır ki, o da doğumların yüzde 40’ının alt tabakada olmasıdır. Görülen odur ki, bu gelişim bütün Almanya’yı sıkıntıya sokacaktır.”

“Toplumsal yapıda ne kadar alt tabakalara inilirse, doğum oranı da o oranda artmaktadır. Türkler ve Araplarda doğum oranı, toplumda olan normal doğum oranının iki ile üç katı oranından daha fazladır. Bunların çoğu ne uyum istemektedir, ne de uyum sağlayacak durumdadır. Bu sorunun çözümü ülkeye yeni gelenlere kapıların kapanmasıdır, evlenmek isteyenlerin burada evlenmeleridir.”

“Bu devleti reddedip, devletin olanaklarından geçimini sağlayanlara, çocuklarının eğitimine önem vermeyenlere ve sürekli başörtüsü takacak kızlar doğuranlara saygı duymak zorunda değilim.”

“Aile politikamızı tümüyle değiştirmeliyiz; özellikle alt tabakalarda olanlara para ödemelere son vermeliyiz.”

“Neuköllner Belediye Başkanı bir Arap kadından bahsetti, Hartz IV’den biraz daha büyük ev alabilmek için altıncı çocuğunu doğurmuş.”

“Bizde bir şeyler yapabilecek ve yapmaya hazır olanlar hoş gelmişlerdir, diğerleri başka taraflara gitmelidir.”

“Türk ve Arapların çoğunun meyve ve sebze satmaktan başka üretime herhangi bir katkıları olmamaktadır, ayrıca bunun dışında da başka bir perspektifleri yoktur.”

“Kosovalıların Kosova’yı yüksek doğum oranıyla ele geçirdikleri gibi, Türkler de Almanya’yı ele geçirecekler.”

“Dünyanın başka hiçbir yerinde bu kadar insan Berlin’de olduğu gibi eşofmanlarıyla şehirde dolaşmamaktadır.”

Ekim ayının başlarında yapmış olduğu ve yorumsuz olarak yukarıya aldığım “seçme sözlerin” Thilo Sarrazin’in tarafından dile getirilmesi sonrasında, Avusturya’da da basın ülkede yaşayan Türklerin durumuna dikkat kesildi. Avusturya’nın ciddi ve sağ liberal gazetelerinden olan Die Presse birinci sayfasını geçtiğimiz günlerde Türklere ayırdı. Diğer Türk düşmanlığı ile tanınmış bulvar gazeteleri burada belirtmek bile istemiyorum. Türklerin Avusturya’da paralel bir yaşam yarattıklarını konu alan yazıda Türklerin uyum sağlamak istemediklerini, Avusturya’da doğmuş büyümüş gençlerin eğitimsizliklerini işledi. Birinci sayfanın tümünü kapsayan konuya bir de gazete logosunun altına yerleştirilmiş bir fotoğraf vardı. Fotoğraf Yozgat, Adapazarı, Samsun, Sivas, Denizli isimli kasapta değil de, Ankara isimli kasapta çekilmişti. Türkiye’nin başkentinin isminin iş elbiselerinin önlerinde yazılı, eli kasap bıçakları olan kasaplar vardı. Gazetenin birinci sayfasına konulan bu fotoğrafın Türkiye’nin başkentinin ismini almış bir kasabın özellikle mi seçilmiş olduğunu ister istemez sormak gerekti.
Gazetenin “Türk Paralel Dünyası” başlığı altında vermiş olduğu haber yazısının alt başlığında ise sanki savaştaymışçasına “Teslim olmayacağız” sözcükleri dikkat çekmekteydi.
Bir Alman Sosyal Demokrat politikacısının sözleri Avusturya’nın sağcı gazetesine ilham olmuştu. Gazete iki sayfalık haberin devamında Thilo Sarrazin’in dile getirmiş olduğu konuları Avusturya boyutunu işlemekteydi.
Dillerinin, tarihlerinin, ekonomilerinin ve kültürlerinin ortak olmasından Almanya, Avusturya tarafından son derece ciddi şekilde takip edilen bir ülkedir. Almanya’daki her türlü gelişme Avusturya’da olmuş kadar önem arz eder. Göçmenler deyince Avusturya’da artık akla gelen tek göçmen grubu Türkler olmaktadır, Almanya’da da bu böyledir.
Avrupa’nın göçmenler konusunda en yoğun tartışmaların yaşandığı ülkelerden birisi Avusturya’dır. Basının ve ırkçı partilerin başlatmış oldukları tartışmalara Avusturya İçişleri Bakanı da katıldı. “Türk göçmeler uyumsuz’muş” haberimizde de dile getirilen sorunların basına yansımasıyla Avusturya İçişleri Bakanı Maria Fekter Türkler hakkında “Türk göçmenlerinin yarısından fazlası İslam hukukunun Avusturya hukuk sistemine uygulanmasını istiyor” dedi. (Bu konuyla ilgili eski haberimize bakabilirsiniz (http://www.acikgazete.com/editorden/2009/10/29/turk-gocmenler-uyumsuzmus.htm?aid=31903) Zira bu ülkede görev yapan din dersi öğretmenleri demokrasiye inanmadıklarını söylemişlerdi de, ülkede çok ciddi tartışmalara sebep olmuştu. İçişleri Bakanı Maria Fekter Hanım “uyum meselesinin artık ülke için güvenlik meselesine büründüğünü” söyledi ve aşırı sağcı partilerden destek aldı.

İçişleri Bakanı Maria Fekter Yukarı Avusturya Eyaletinde bir bankanın düzenlemiş olduğu ödül töreninde yaptığı konuşmada; „Artış gösteren radikal dinci gruplara karşı, ılımlıların güçlendirilmesi gerektiğini ve radikal dinci grupların Avusturya’dan çıkartılması gerektiğini“ de açık seçik söylemiş oldu.
Bakan hanımın “Kriminal olayların büyük çoğunluğunun işsiz genç göçmenler tarafından işlenmekte” olduğunu dile getiren en yüksek makam İçişleri Bakanı Maria Fekter oldu.

İş Piyasası Dairesi’den yapılan açıklamada Müslüman Türk genç kızlarının 8 yıllık zorunlu eğitimi tamamladıktan sonra meslek eğitiminden kaçmakta olduğudur. “Nasıl olsa evlenip evde kalacaklar düşüncesinden dolayı bir daha İş Piyasası Dairesi’nin kapısını çalmıyorlar” açıklaması yetkili ağızdan açıklandı. Viyana dışında bulunan İş Piyasası Dairesi yetkilileri meslek eğitiminden kaçanların Türk genç kızlarının üçte birini oluşturduğunu belirtirken, Viyana İş Piyasası Dairesi’nden yapılan açıklamada bu durumun eğitim düzeyi düşük olan çevrenin genelinde böyle olduğu biçimindedir.
İçişleri Bakanı Maria Fekter bu durumu göz önünde bulundurarak “Çocuklar için aile yardım parası ödenebilmesi şartını çıraklık yerlerine kendilerini kayıt ettirmelerinin” getirilmesini gerektiğini belirtti. Bakanın bu sözlerine sadece Yeşiller karşı çıktılar. Süre içerisinde Avusturya toplumunun her türlü siyasi çevresi tarafından bakan hanımın dile getirmiş olduğu tespitler kabul edileceğe benzemekte. „Çalışmayan, hiç bir şey yapmayan ve hatta hırsızlık yapan gençlere bir de aile yardımı parası ödeyerek elimizdeki parayı onlara hediye edemeyiz“ sözleri Avusturya’da ne kadar gündemde olacak veya değişikliği getirecek zaman içinde göreceğiz.
Yalnız bu sorunların ülkede birden bire ortaya çıkmadığını, dini vecibeleri yerine getirmek ve din özgürlüğü adına yıllarca destekledikleri çevreler sorun olmaya başlayınca nasırlarına basılmış gibi bağırmaya başladılar. Saraylarda dini törenlerin yapılmasının laikliliğe aykırılığı dile getirildiği zaman, “Türkiye’nin laiklik anlayışı bizi ilgilendirmez” diyerek sorumsuzluk örneği gösteren Avusturyalıların işi zor.
Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı sert duran Avusturyalıyı dışarıdan estirilen rüzgârla yumuşatmaya çalışılırken, Avusturya’da yaşayan Türklere karşı sert duruş devam edeceğe benzemekte, gün geçtikçe biz Türkler hakkında olumsuz düşünen insanların sayısı hem de her siyasi çevrede artarken, bu olumsuzluklara da katkı günden güne çığ gibi büyümekte. Dışarıdan estirilen rüzgarların fayda sağlamayacağı kesin.

BİR CEVAP BIRAK