Ayrılanlar için / Timur Selçuk’un ardından

“AYRILANLAR İÇİN”

Bu yazı, Timur Selçuk ustamızdan ayrılamayanlar, ayrılamayacaklar içindir. Nafile zannedilebilir, ümitsiz görülebilir. Ehemmiyetsizdir bu kanılar.

Ümit Yaşar Oğuzcan, ünlü şiirinin ilk kıtasında şöyle der:

“yollarımız burada ayrılıyor
artık birbirimize iki yabancıyız
her ne kadar acı olsa, ne kadar güç olsa
her şeyi evet her şeyi unutmalıyız” 

Öyle desin. Kimin umurunda! Biz unutamayanlardan, unutamayacaklardanız.

Zaten Ümit Yaşar Oğuzcan da unutamadığı ve unutamayacağı için yazmamış mıdır bu şiiri?

“Her kederin tesellisi bulunur” mu emin değilim. Aranır. İnsan her aradığını bulamaz. Her kederin tesellisi bulunamayabilir. Oğuzcan, bu mısrada da yaşadığının tersini yazmış olabilir. Tesellisini bulsaydı, teselli olmuş, unutup gitmişti. O zaman bu şiire gerek de yoktu.

“Timur Selçuk Ayrılığı”, unutulabilecek bir ayrılık değildir ve tesellisi yoktur. Bu tesellisizlik hemen yakınlarındakilerden çok, uzaklardakileri vuracak bir kederdir. Yakınlarındakiler hiç de yoksa sohbetlerine, heyecanlarına tanık olmuş, beraber çalışmış, birlikte aynı havayı solumuşlardır. Onlar için kısmen tesellisi olabilir. Uzaktakiler, ayda yılda birden daha ender verdiği konserlerin dışında ustayla buluşma imkanı yakalayamamışlardır. Tesellisi zordur, bu sebeble acımızın tarifi de zordur.

Günün birinde mutlaka “Çağdaş Türk Müziği” diye bir kavramdan bahsediliyor olacak. Bu kavramın temeli; Timur Selçuk besteleri, düzenlemeleri, orkestraya uyarlamaları, sanatsal duruşu, dünya görüşü ve yaşamına dayanacaktır.

Tek bir enstrümandan büyük orkestral düzenlemelere, tiyatral şarkılardan operaya türkülerimizden makamsal müziğe, ozanlarımızın engin dağarcığından çağdaş şairlerimizin ölümsüz dizelerine bütün bir külliyatımızı birleştirerek eserlerinde hissettiren, hem yaratıcı, hem yorumlayıcı öncü sanatçılarımızdandır.

Bu vasıfların kaynaşımıyla doğan “İspanyol Meyhanesi” albümü, edebi derinlik ve müziksel birikimimizle evrensel ahengin tam da deminde kucaklaştığı eşsiz bir eserdir. Bu albümün bestelendiği yıldan bu yana yarım asırdan fazla bir zaman geçmesine karşın, bu denli olgun bir kıvamı yakalayabilmiş bir başka albümü hala kaydedebilmiş değiliz.

Bir yurdun kıvancı yetiştirdiği sanatçı ve bilim insanlarının derinliğiyle orantılıdır. Bu toprağın çocuğu olmanın gururunu, topraklarımızın doğurduğu sanatçılara borçluyuzdur. Selçuk, bu yurdun müziğini evrensel ölçülerde sunmuştur. “Allah razı olsun” diyeceğiz ama büyük ustamızla vedalaşmayacağız. Sesi ve eserleriyle hep kulaklarımızda, içimizde olacak.

Ülkemizin değerli aranjörlerinden Aşkın Arsunan’la yaptığımız söyleşide “Gramajı tutturamıyorlar” diye ifade etmiş olduğu kıvamın yakalanmış ve yüceltilmiş haline Timur Selçuk Müziği diyoruz. Timur Selçuk ölçü aldığımız cetvelimizdir. Kıvam, terazi, tanım, tarif  tabirleri ardında bıraktığı eserlerdeki ölçülerdir.

Bu sebeble en derin üzüntü ve çöküntü, ailesinin ardından, ülkenin müziğine sahip çıkan bestecilerde, aranjörlerde, orkestra şeflerinde ve gerçek müzikseverlerdedir.

Bir yazısında şöyle diyor.

Bildiğim kadarıyla ilk kez, Türk pop müziğinde, yurt dışında büyük orkestrayla kayıtlar yapılıyordu. Bir Türk gencine ilk yaklaşımları olumsuzdu, “Müslüman bir doğulu iyi bir şey yapamaz”. Ancak çalışma sonrası tutumları tam tersiydi. Ben bütün bunları Paris’te ses eğitimi almış olan babamdan bildiğim için hiç yadırgamadım. Benim için, alınan müzikal sonuç, yani, önce küçümsemiş olanlarda, daha sonra yarattığı takdir ve şaşkınlıktı önemli olan. Aynen “Kurtuluş Savaşında” olduğu gibi.

Dede, Itrî, Karacaoğlan, Pir Sultan’la beslenmiş olan bir yürek, doğru bir müzik eğitimi almışsa eğer, asla başını eğmez, bu mümkün değildir, hele Münir’in oğluysa.

Ey çok sesli müzik okulları, öğrencilerinize Türk Musıkîsini ve Halk Müziğimizi, batı müziği ile birlikte öğretin. Çocuklarınızı “Ana Sütüyle” besleyin ki sağlıklı olsunlar. Yalnızca “yabancı sütnineyle” beslenen müzik sanatçısının, kendi halkına söyleyecek bir çift “hayırlı gönül sözü” olamaz.

Hala ümitliyim… inanılacak gibi değil…..

Bir kaç yıl önce Sabah gazetesindeki bir röportajda da şunları söylemiş:

“Ben hep inançlı biriydim. Dini değerleri de; üretmek, paylaşmak ve zulme sessiz kalmamak olarak görüyorum… Sol ideolojinin temelinde de üretmek ve paylaşmak var. O yüzden de dünya görüşü olarak kendime en yakın bu ideolojiyi görüyorum”

Evrensel Gazetesi’nde ustamın beyazlar içinde piyano başında fotoğrafını gördüm. Barışın, sadeliğin, edep ve zerafetin temsili “Beyaz Güvercinimiz”e beyaz giymek çok yakışırdı. Bu sebeble ayrılamıyoruz, ayrılamayacağız.

Edep ve ebediyet göçmez, göçemez. Göçse ebediyet diye bir şey olmaz.

Beyaz Güvercin için namaza durduklarında kırmızı şapkalarıyla DİSK’lileri de gördüm. Şöyle yazmışlar: “Büyük usta, büyük sanatçı, DİSK Kültür Merkezi’nin ve DİSK Korosu’nun kurucusu, Türkiye İşçi Sınıfı’nın müzisyeni Timur Selçuk’u kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz.  

Sesi meydanlarda, grev ve direniş çadırlarında yankılanmaya devam edecek.”

Timur ağabeyle ilk kez 17 yaşımda tanıştım. Milliyet Gazetesi’nin düzenlemiş olduğu Liselerarası Müzik Yarışmasına katılacaktık. Ahmet Arif’in “İçerde” (Dağlarına Bahar Gelmiş) şiirinin Rahmi Saltuk bestesi ve anonim türkümüz Yemen Türküsü ile yarışmaya başvurmuştuk. O yıllarda bu yarışmada genellikle popüler batı müziğinden parçalar icra edilirdi. Bizse, çocuk aklımızla türkülerle “devrimci tavrımızı” dosta düşmana gösterecektik.

Ne bir müzik hocası, ne de müzisyen bir ağabey/abla çalışmalarımızı destekliyor, provalarımızı dinlemeye geliyordu. Kendi başımıza bir gayret işte.

Gelin görün ki, yarışmaya bir hafta kala, okulumuzun müzik sınıfında buz gibi soğukta tir tir titreyerek çalışırken, kendisini devrimci zanneden 40 kadar genç içeri girmişti.

“Bu yarışmaya girmeyeceksiniz, burjuva çocukları için düzenlenen bir organizasyonda devrimci bir lisenin adı anılamaz” söylemiyle, aksi halde “hesaplaşacağımızı” bildirerek sınıftan ayrılmışlardı.

Bir kaç gün sonra Timur ağabeyimin konseri olacaktı. Ne konsere girebilecek, ne de konserin olduğu semte gidebilecek param vardı. Annemden yalvar yakar belediye otobüsüne yetecek kadar bir para kopararak, Timur ağabeye ulaşmayı denemeye gittim. Cahillik işte! Görevlilere, sadece bir dakikalık bir sorum olduğunu, konsere girebilecek paramın olmadığını, mümkünse konser öncesi veya konser sonrası sadece bir dakika kendisini görüp göremeyeceğimi sordum.

Beni içeri aldılar, sahnede son provalarını alan Timur ağabeyin yanına götürdüler. Timur ağabeye durumu anlattılar. Timur ağabey, onca telaş içinde yanıma geldi. İki türküyle liselerarası müzik yarışmasına katılmamızın doğru olup olmadığı sordum. “Doğrudur kardeşim, katılın” dedi. “Kaç yaşındasın”, diye sordu. 17 yaşındayım, dedim. “Sen bu yaşta böyle bir sorumlulukla yürüyorsan, yanlış da yapsan, o yanlışı yapmanın bin türlü telafisini bulabilirsin” demişti.

Öyle de oldu. Çok yanlış yaptım. Telafisini aradım. Buldum, bulamadım. Ama Timur ağabeyimin hayatından öğrendiğim sorumluluğun ve titizliğin gücüm yettiğince peşinde oldum.

Sanırım bundan 25 yıl kadar evvel, Timur ağabeyim Londra’ya konsere geldi. Turhan Yükseler’le birlikte ikili çıkacaklardı sahneye. Turhan ağabeyin Cem Karaca-Namus Belası’ndaki ölümsüz org doğaçlamayı 40 fırsatta yazmışımdır. İstedikleri elektrikli piyano çalışmamış, konseri düzenleyenler son saniye beni arayıp, yardım istemişlerdi. Koşup bizim evdeki ceryanlı piyanoyu taşımıştık.

Konser sonrası hep beraber bir yemeğe davet edildik. Masada Timur ağabeye o kadar uzaktaydım ki sahte sanatseverlerin ablukasını yarıp da bir dakika bile yaklaşamadım. “17 yaşında yanınıza gelen çocuğum”, diyemedim.

Londra’dan Türkiye’ye dönerken, havaalanında kendisini uğurlayan bir tiyatro yönetmenine her nedense “özellikle Sedat’a selamlarımı iletin” demiş. Selamını aldığımı bildirmek nasip olmadı. Şimdi yazabiliyorum; “Aleyküm selam Timur ağabey”…

El veda etsin. Biz elveda demeyeceğiz.

Hep seninleyiz, hep bizimlesin Timur ağabey. Bugün, Yarın ve Daima.

Bugün, Yarın ve Daima:  https://www.youtube.com/watch?v=8k-4GOzQoMw

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.