Ayyuka çıktı koca bir hayat…

Sosyete rüküşlüğü 19:00 haberlerinde, ekonomi artistik patinajda, sözde iş adamları barlarda üç kağıtda… Cebini doldurmak olmuş zenginliğin adı haksız kazançlarla ve aşk bir burun operasyonu loş restaurantlarda. Bir meteor mu düştü ne oldu bir kasvet sardı etrafımı? yahut hayat ayyuka  çıktı?


Kazaların ardındaki sanık şoför, biraz uykulu biraz arızalı. Karşısındakini suçlu durumuna düşüren bir kısım medyacı, gazozcu, yazar, çizer, manifaturacı. Ne zaman uyanacağız bu sahte matrix uygarlığından? Uygarlık bir çift sözün arkasında duramayacaksa eğer, ne işe yarar yıldız savaşları, AB turları?


Bir istanbul sabahında gözleri bantlı çocuklar,  bir anadolu kasabasında böbrek ticaretine kurban edilen masumlar… Kim bu kadar acımasız olabilir, kimlerin ruhu bu masumiyete kast edecek kadar kirlidir. Bu memleket kimlerindir ve kimler bir uygarlığı yerlerde süründürme pahasına vatan hainidir,  bu mücadele bu  kadar zulümkarsa, kim kimi niçin savunur dar mahkeme salonlarında?


Ayyuka çıktı hayat, perişanım. Televizyonun kanalını değiştiriyorum. Sıkıldım birbirini sevmese de birbirinin yok oluşunu seyretmekten zevk alan ahlaksız zihniyetlerden. Bir yanım tanıdık bu memlekete, bir yanım yabancı.  Molotof kokteyllerine, suyuna foseptik karışan şehirlere ve  buna sebebiyet verenlere, hastane kapısında çocuğuna yer açma telaşıyla koşturan çaresiz annelere, acil serviste sıra beklerken ölenlere, vesairelere…vesairelere…  yabancıyım… Sırf kendimi yeniden doğurmak adına bunları yok sayacak kadar da yalancıyım…


Bir Sezen Aksu şarkısında, Murathan Munganın dizelerinde boğulmayı kendime hak görüyorum şimdi.



Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken,
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamışken,
Eskidendi, çok eskiden.


Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden,
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden….
 
Bu kadar eskimesinin tek sebebi bizim eskimemiz mi, naif duygularımıza asla geri dönemiyeceğimiz mi, masumiyetin bir daha hiç o zaman ki gibi mandıralarda açık -beyaz-duru süt kıvamında olamayacağını bildiğimizden mi?  Yada  hayat sadece geride bıraktıklarımızdan çıkartabildiğimiz bir ders mi?… Hiç bilmem ben kapımızın 30 kilidi olduğunu ufacık bir çocukken ve çalındığını ayakkabılarımızın, komşularımız aldatmadılar birbirlerini şu türk dizi filmlerinin içindekiler kadar, biz hiç aç kalmadık umuda.  Yok öyle 2.dünya savaşına filan tanık olacak ve siperlere su taşıyacak kadar acılarım olmadı , miladım o kadar eskiye dayanmaz yani.  Büyük kayıplarım,  ayıplarım ve pişmanlıklarım da yok çok şükür ki.  Ne mutlu yaşıyorum diyorum her sabah kalktığımda, kendime kızacak ne yaptım, televizyonun düğmesine basıncaya kadar… Ya önüme fırlayıp kolumu almaya çalışan kızgın şoförün öfkeyle yüzüme diklenişi!.  Ne o memleket mi sattık, bu ne öfke?  Niye yumruk yumruğa bir kendini bilmezlik bu haber aralarında ki spotlarda, az sonra’larda…. Kadın programlarında hangi namus, neyin kanı, neyin davası tartışılıyor, nedir bu kendini kaybettiren perişanlık ?  Gözleri kör eden bir intikam, yüreklerdeki hangi boşluğu örtüyor? ‘yok sen öyle dedin, yok böyle dedin, senin yüzünden, allah belanı versin, vururum seni, keserim seni’ teranelerinin kaynadığı bir cadı kazanı olmuş hayat. Saygı bitmiş, sevgi tükenmiş, sonrasında bitimsiz bir rehavetin pişmanlığı hapishane koridorlarında… Duyarlılık; bir kadeh rakıdan sonra ‘gel bir kere öpiyim abijim’de. Bir sürü aşk; küçük pervane sinekleri gibi yapışmış  100 mumluk ampüllere.


Değer bilmez bir değer anlayışı mı trendy bu aralar da ben birden bire bir kabusa uyanmış gibiyim ve ben bu kabusun neresindeyim?
 
Asık suratlara, sevimsiz cevaplara, patavatsız kelimelerin ağırlığıyla dolu programlara kapattım kendimi, yok ettim uzaktan kumandamı ve monitörümü ve Televizyonumu. Kazalara, ölümlere, ihanetlere ve yangınlara. Bu bir savaşsa eğer elimde bir kırık testiyle koşturan, koca yangını söndürmeye çalışan bir bacı kimliği etiketi yapıştırmıyorum üzerime. Yeldeğirmenlerine savaş açan DON QUICHOTTE’da değilim ki karşı durayım rayting canavarına.  Sadece bir süreliğine ‘yaşıyormuş gibi’ yapacağım. Hayatla mücadele etmek yerine hayatla buluşacağım. Ve bütün bu kötü haberleri yok sayacağım. Bir mola da gerekli bazen yaşamak adına. 


Farzedin hiç birşeyden haberim yok, ayakkabısını kaybetmiş zavallı bir Sindirella’yım. Balkabağına dönüşmeden arabam uzaklaşmalıyım, köylü yaşantıma razı olmalıyım. Soylu! kalabalıklardan ve gösterişten uzak.


Aklım tatile çıktı, hayat ayyuka, fikrim firarda…


Sibel Bengü

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.