AZERBAYCAN’DAN… İki ülke ilişkisi-II

Yaklaşık bir sene önce başımdan geçen bir olayı sayın okuyucularla paylaşarak yazıma başlamayı uygun gördüm.

Günlerden bir gündü. Mihail Bulgakov’un bir eserini bulmak için Bakü’nün ünlü sahafına gitmiştim. Raflar arasında dolaşan genç bir kız sonunda aradığını bulamamış olacak ki, tezgahtara dönerek yüksek sesle: “Yahu Türkiye Cumhuriyeti’yle, Atatürk’le ilgili hiç mi kitap yok sizde” diye sorunca ister istemez sesin geldiği yöne döndüm. Kız omuzlarını silken tezgahtara meyus meyus bakıyordu. Kızdan farklı olarak bu kitapçıda böyle bir şeyin olmadığını ben zaten biliyordum. Daha doğrusu Azerbaycan’da bu konularda her hangi bir kaynağa ulaşmanın, uzaya gitmek kadar zor olduğunu…  

Dayanamadım ve kıza “pardon” dedim “konuşabilir miyiz sizinle? Belki yardımcı olurum…” İsminin Roide olduğunu öğrendiğim kız, meğerse türkoloji fakültesinde yüksek lisans okuyormuş ve “Atatürk Türkiyesinde Din ve Laiklik İlişkileri” konulu tez üzerinde çalışıyormuş. Kızın tek sıkıntısı kaynak bulmak. “İyi de sahaftan nasıl bir kitap bulacağınızı umuyordunuz?” diye sorduğumda, “Ne bileyim, belki Rusya’da basılmış herhangi bir eser(!). Yeter ki tezimi yazmamda bana yardımcı olsun” dedi.

Tez yazımında kullandığı bütün kaynaklar Rusya, ABD ve İngiltere baskısı tarih ve siyaset kitaplarıymış. Düşünebiliyor musunuz?! Türkoloji fakültesi öğrencisi, “Atatürk Türkiyesinde Din ve Laiklik İlişkiler”ini yazacak ama elinde Türkiye’de basılan hiç bir eser bulunmayacak! Rus’un, İngiliz’in bastığı kitaptan ne çıkar? Ve bu kitaplara istinat edilerek yazılan bir tezin gerçek anlamda bilimsel değeri olabilir mi sizce? Bence olamaz. 

Azerbaycan’da eğitim hizmetleri veren Fethullah Gülen cemaatine bağlı Nil Kırtasiyelerin dışında, Bakü’de Türkçe kitap satan başka hiç bir kitapçı yok. Hoş, Nil kırtasiyelerdeki kitapların yüzde doksan dokuzu da dini içerikli…

Yazımın birinci bölümünde de şu malum “bir millet iki devlet” muhabbetine değinmiştim. Evet, bir millet iki devletiz ama birbirimizden haberimiz yok. Bakü’nün merkezi bir yerinde, büyük kütüphanesi, konferans salonu, internet kafesi, dil kursları olan bir Kültür Merkezi açılırsa bu problem kısmen de olsa çözüme kavuşacaktır oysa.

Türkiye’nin peryodik basın ürünlerine, gazete ve degilere ulaşmak imkanımız olsa fena mı olur? İki ülkeyi ilgilendiren konularda mütemadiyen sempozyumlar, konferanslar düzenlense, eğitici seminerler yapılsa çok mu kaybederiz? Hani, nerede? Bizim yetkililerin böyle bir derdi yok zaten. Hepsinin başı rüşvete karışmış. Ya Türkiye’nin? Yoksa onunki de AB’yle mi meşgul? Demek ki, kardeşlik de, dostluk da sadece dildedir, amelde ise büyük bir sıfır var. Bir kez daha birbirimize ne kadar yabancı olduğumuzu anlıyoruz.

Ha söylemeyi de unuttum bu arada. Bakü’de bir Atatürk merkezi var ama ne yaptığı ve nasıl çalıştığı konusunda en ufak bir bilgim yok. En azından yazımda değindiğim eksiklikleri gidermek konusunda hiç birşey yapmadığından eminim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here