AZERBAYCAN’DAN Merhabalar

Yıllar önce Reşat Nuri Güntekin’in “Yeşil Gece” isimli romanının, 1961-Moskova baskısı elime geçtiğinde, kitabın ilk sayfalarından en çok dikkatimi çeken, sevgili Nazım Hikmet’in Rusça kaleme aldığı önsöz olmuştu. Türk dünyasının büyük şairi, ünlü romancının “Yeşil Gece”sini Rus okuruna sunarken, Türkiye Cumhuriyeti’ni şikayet ediyor, Türk insanını bağnaz ve yobaz olarak tanımlıyordu.

Şaşırmıştım. Hayranı olduğum şair bir anda gözümden düşmüştü. Öyle ya, insan mücadelesini kendi vatanında vermeli, ülkesini elin gavuruna şikayet etmemeli diye düşünüyordum o yıllarda.

Bu düşüncelerimi arkadaşlarımla paylaştığımda, bana katılanların yanısıra, itiraz edenler de az olmamıştı. “Saman sarısı” şairinin bir bildiği vardır elbet. Hem sen nasıl ülkesini canından çok seven bir insan hakkında kötü düşünebilirsin, Nazım gerçek bir yurtseverdi” demişlerdi.

Bugün ise, ideolojisini paylaşmasam dahi, sırf davasında samimi olduğu için, Nazım Hikmetin kendi vatandaşına Moskova’dan veryansın etmesinin nedenlerini daha iyi anlayabiliyorum. Çaresizdi Nazım. Kendi ülkesinde anlaşılmayan, dertleri dinlenilmeyen, istenmeyen adamdı…

21. yüzyıldayız artık. Sınırların sanallaştığı globalleşen dünyamızda, kuru milliyetçiliğe yer yok! Açık yüreklilikle sorunlarımızı, sıkıntılarımızı dile getirmeli, bütün dünya ile bunları paylaşmalıyız diye düşünüyorum. Bir ülkede çevre kirliliği yaşanıyor, insanlar açlıktan ölüyor, vatandaşa zulüm yapılıyorsa, bunlar sadece o ülkenin sorunları olmaktan çıkar ve bütün dünyayı rahatsız etmeye başlar.

Açık Gazete’den bana yazı yazmak teklifi geldiğinde, çok sevinmiştim buna. Ne demek! Türkiye Türkçesinde yazı yazmam isteniyordu benden. Gerçekten çok mutluydum. Oysa bu pek kolay olmayacaktı benim için. Ülkemde yaşanan olumsuzlukları da yazacaktım çünkü. Her şey güllük gülüstanlık değil memleketimde. Azerbaycan 8 milyon nüfusu olan küçük bir ülke ama sorunları 800 milyon nüfsusu ve 1 milyon km2 yüzölçümü varmış gibi çok büyük.

İşim kolay olmayacak dostlar. Kendi, öz vatanımda tepki almamak, yanlış anlaşılmamak için çok dikkatli olmalıyım bundan sonra. Azerbaycanda bir saat içerisinde kahraman olabileceğiniz gibi, “vatan haini” yaftası da yiyebilirsiniz. Örneğin bir milletvekili meclis kürsüsünden Fransa Cumhurbaşkanına “Kudurmuş köpek” diyor ve kahraman olabiliyor. Bir yabancı ülkenin gazetesi için, “ülkemde rüşvet dizboyu” diye yazan gazeteci ise, idamı vacip bir haine dönüşebiliyor.

Ben ülkemi sevmek; ülkem için ölmek değil, ülkem için yaşamak istiyorum. Seçimlerde sahtekarlık yapılmasın, rüşvet sorunu çözülsün, işkencelere son verilsin, vatandaş adalet sistemine güvensin, canımız, malımız, namusumuz güvence altına alınsın istiyoruz. Taleplerimizin çok da büyük olduğunu zannetmiyorum. Bu saydıklarım her bir insanın en doğal hakkıdır.

Bundan sonra, ülkemde yaşanan olumlu olumsuz her türlü gelişmeyi düzenli olarak sizinle paylaşmaya, elimden geldiğince bu haberlerle ilgili yorumlarda bulunmaya gayret edeceğim. Edebiyatla iştigal ettiğimden, Azerbaycan kitap piyasası, edebiyat alanındaki gelişmeler ile ilgili yazılarımı da dikkatinize sunmaya çalışacağım. Elbette her hangi bir haberi seçerken, bunun Türk okurunu ne kadar enterese ettiği konusu üzerinde de düşüneceğim.

Açık Gazete’ye gönül veren bütün yazar arkadaşlarımın, beni bu ailenin bir üyesi olarak sıralarında görmek isteyeceklerine yürekten inanıyor, okurlarımıza ve gazete çalışanlarına başkent Bakü’den sevgi ve saygılarımı iletiyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.