Azgelişmişler kalkınabilir mi?

HAZIRLAYAN: Faruk Eskioğlu

Geçen yüzyılın sorusu, bu yüzyılda da yanıt arıyor. G8’ler Afrika’nın yoksul ülkelerinin borcunu silerek, ünlü gruplar yardım konserleriyle Afrika’nın kalkınması için kollarını sıvamış görünüyor. Her ne kadar kulağa hoş gelse de G8’lere önderlik eden İngiltere’nin Afrika’ya yardım misyonu pek inandırıcı değil. İngiltere’nin yakın tarihinde iliklerine kadar sömürdükleri, anadillerini unutturdukları Afrika ülkelerinden beyin göçü akışı için yeni göçmenlik yasaları çıkarması bile İngiltere hükümetinin dünya kamu oyundaki bu yeni misyonuna gölge düşürmesi için yeterli…

Azgelişmiş ülkelerin gerçekten kalkınma şansları var mı? Aşağıdaki “Uluslararası Sermaye İhracı ve İthalindeki Nedensellik ve Türkiye’deki Yabancı Sermaye” adlı yüksek lisans tezinden alınan bölüm iktisattaki kuramsal tartışmaları aktarıyor…

DIŞ BAĞIMLILIĞIN NEDENLERİ

Azgelişmiş ülkeler kalkınabilmeleri için üretim kapasitelerini artırmaları gerekir. Bunun için de kaynaklar ve üretken yatırımlar artırılmalıdır. Hepsinin gerçekleştirmek için de yeterli bir tasarrufun olması zorunludur.

Azgelişmiş ülkeler, tasarruf yetersizliğinin yanı sıra teknoloji üreten sanayileşmiş ülkelerin bilgi birikimlerinden de yararlanarak yatırımlarını gerçekleştirmek zorundadır. Sınırlı tasarruflarıyla, dışalımlarının yetersiz olması ve dünya ticaretinde geçerli paralı para birimine sahip olunamaması sermaye ithalini yani yabancı kaynağı zorunlu kılar.

KALKINMA KURAMLARI

Azgelişmiş ülkelerin kalkınabilmelerini üzerine farklı bakış açısı getiren Açık ve Azgelişmişlik kuramları şöyle:

– AÇIK KURAMI: Liberal doktrinde azgelişmişliğin nedenlerini açıklamak üzere kurulmuş kurumların en ünlülerinden biri, fakirliğin nedenini yine fakirliğe bağlayan görüştür. Buna göre azgelişmiş ülkelerin kendi içsel dinamiği, fakirliğin kısır çemberini yaratmaktadır. Liberal sistemin öngördüğü şekli ile piyasa mekanizmasının işleyişi bu kısır döngünün dışına çıkılmasını olanaksız kılmaktadır. (Nurkse, Lewis, Leibenstein gibi)

Nurkse’ün açıkladığı, fakirliğin yarattığı kısır döngü aşağıdaki gibidir:
– Tasarruf-Yatırım Dengesi: Azgelişmiş ülkelerde kişi başına ortalama gelirin düşük oluşu gelirin büyük kısmının tüketilmesine, dolayısıyla tasarrufların az olmasına yol açmaktadır. Tasarrufun azlığı yatırımların yetersizliğine bu da gelir artışının yavaş olmasına neden olmaktadır. Bu durum kısır döngüyü oluşturur.
– İstem-Yatırım Dengesi: Yatırımların düşük düzeyde gerçekleşmesinin ikinci önemli nedeni de azgelişmiş ülkelerde istemin zayıf olmasıdır.
– Gelir-Verimlilik Dengesi: Gelirin düşük olması üretim verimliliğini de düşürmektedir. Bu da üretim artışını olumsuz yönde etkileyerek gelir artışının hızlı olmasını önlemektedir.

Bu görüşlerin anlamı, azgelişmiş ülkelerin fakirlik kısır döngüsünden kurtulabilmesi için ekonomi dışı etkenlere (yabancı kaynaklara) gereksinim duymalarıdır.

1950’lerin başlarında Nurkse’ün azgelişmiş ülkeler için çizdiği bu kısır döngü modeli daha sonraları kalkınma öğretisi içinde Açık Kuramı’nın gelişmesine neden oldu.

Açık Kuramı’na göre; kalkınmayı sağlayacak yatırımları engelleyen tasarruf açığı (iç açık), dış ticaret açığı (dış açık), teknoloji açık (teknolojik açık) geri kalmışlık çemberinin kırılmasını engellemektedir. Yabancı kaynakların, bu açıkları kapatarak kalkınma sorununu çözmeleri zorunlu yol olarak gösterilmiştir.

Yabancı kaynakları araç olarak kullanan bir ülke kalkınmada yarar sağlayabilir mi? Azgelişmiş ülkeler, sermaye ihracının büyük bölümünü üstlenen Çok Uluslu Şirketler’in (ÇUŞ) yanında edilgen bir konumdadır. Yabancı sermaye yatırımlarını, firma kararları belirlemekte, azgelişmiş ülkeler ise liberal yabancı sermaye teşvik politikalarıyla aynı konumdaki diğer ülkelerle rekabet etmekte ve ülkesini yabancı sermaye için çekici hale getirmeye çalışmaktadır. Bugün, sermaye birikimi olan ülkeler (OPEC ülkeleri) bile kalkınma sorunları olan azgelişmiş konumdadır.

Azgelişmiş ülkelerin, sanayileşmiş ülkeler karşısındaki konumu ve kalkınabilmeleri olasılıkları “Azgelişmişlik Kuramı” ile de açıklanmaya çalışılmıştır.

– AZGELİŞMİŞLİK KURAMI: Bu kuramı da Kapitalist Ülkelerin Dünya Ekonomisinde İşlevsel Silsilesi ve Değer aktarımı olarak iki başlıkta ele alabiliriz. Kapitalist Ülkelerin Dünya Ekonomisinde İşlevsel Silsilesi: Azgelişmişlik Kuramı, kapitalist ülkeleri işlevsel bir bütün olarak 3 silsileye ayırır. Bunlar sırasıyla, Merkez, Yarı Kenar ve Kenar Ülkelerdir.

– Merkez Ülkeler: Dünya ekonomisinin işleyişinde en yüksek payı alan, silsilenin en üst kesimindeki ve bu sıralamanın bozulmadan işleyişini sağlayan ülkelerdir. Dünya işbölümünden en yüksek payı aldıkları için de sermayenin en fazla birikim yapması ve giderek en yüksek teknolojileri üretmesi olanaklarına sahiptir. Yüksek ücretler ise bu egemenliğin bir göstergesi konumundadır. Çünkü yüksek ücretler bir yandan yüksek gelirleri (bu nedenle büyük bir pazarı), bir yandan da ileri teknoloji kullanma gereğini simgeler.
– Yarı Kenar Ülkeler: Merkez ve kenar gibi iki ana uç arasında kalan ülkelerdir.
– Kenar Ülkeler: Silsilenin en altında kalan kenar ülkelerde ücretler düşük, kullanılan teknolojiler dışarıdan getirilen, merkezde, geliştirilmiş teknolojiler niteliğindedir. Sermaye birikimi büyük çapta uluslar arasılaşmış sermayeye bağımlıdır. Bu ülkelerin, ürettikleri değerlerin bir kısmı, dünya ekonomisi içindeki ekonomik faaliyetlerinde yitirildiğini de söyleyebiliriz.

Bu silsile içinde, iki ülke arasındaki değer aktarımında merkez ülkeler, dünya ekonomisinin işleyişi sonucunda diğer ülkeleri sömürürler. Kenar ülkeler, ürettikleri değerin bir kısmını yitiren yani sömürülen ülkelerdir. Yarı-kenar ülkeler ise kenar ile olan ilişkilerinde sömürerek değer kazanan, merkezle olan ilişkilerinde ise sömürülen, değer yitiren ülkelerdir.

AZGELİŞMİŞLİK KURAMI’NDA DEĞER AKTARIMI (SÖMÜRME YÖNTEMLERİ): Azgelişmişlik Kuramı’nda kenar ülkelerde yaratılan ekonomik artık çeşitli biçimlerde diğer ülkelere aktarılmaktadır. Bu durum, ülkede kalkınmayı sağlayacak olan sermaye birikiminin bir türlü oluşamamasını doğuracaktır.

Değer aktarımı, kâr transferleri ve dış ticaret yoluyla yapılabilmektedir.
– Kâr Transferi: Yabancı yatırımcı ücretlerin düşük olduğu bir bölgede en az maliyeti sağlayacak şekilde yatırım yaptığında olağanüstü kâr sağlanması değer aktarımını anlatmaz. Eğer yurtdışına çıkardığı sermaye, yurtiçine giren sermayeden yüksekse bir değer aktarımından bahsedilir. Dışarıdan sermaye gelmesi kapitalist sistemin içindeki azgelişmiş ülke için kötü bir olay değil. Bu sermaye dışarıya kâr göndermeye başladıktan sonra, yeni sermaye de gelmiyorsa, o zaman ülkenin ekonomisi zor duruma düşmüş olur, sömürüden bahsetme olanağı çıkar.
– Dış Ticaret Yoluyla: Üretimdeki organik bileşimin farklılığı eşitsiz değişime yol açabilir. Fiyatların dünya pazarında oluştuğu varsayımına göre doğrudan ticaretle ilişkili bir mekanizma ve ülke ekonomisinin dışarıyla mal alım satım ilişkisinde bulunması sömürü olgusunun ortaya çıkması için yeterlidir. Aynı emek gücünün değişik ülkelerde değişik ücret alması, kenar ülkelerde devalüasyon ile merkez ülkenin alım gücünün artırılması sömürüye yol açar. Eşitsiz değişim miktarı “dış ticaret hadleri” ile ölçülebilir…

Böylelikle Azgelişmişlik Kuramı şu sonuca ulaşır: Kapitalizm ilk birikim aşamasında yağma talan korsanlıkla artığın aktarılması bunun sonucu olarak birikimin engellenmesi bazı toplumlarda kapitalizmin gelişimini geri bırakmıştır. Mutlak yoğunlaşma aşamasında ise doğrudan soygunculuğun yerini, aşırı kâr transferi ve ticarette eşitsiz değerlerin değişimine bırakmıştır. Bu dünya işbölümünü geliştirerek geri kalmış ülkeleri, sınai ürünlerin müşterisi ve işlenmemiş ürünlerin sunucusu durumuna dönüştürmüştür. Sözü edilen yapısal değişimlerde temellenen bu değişim ilişkisinin düzene sokulup sistemleştirilmesi işbölümünün yerleştirilmesinden başka bir şey değildir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

sixteen + 8 =