Başbakan ve Koç…

Başbakan ve Koç: Bir Tokalaşma Fotoğrafının Düşündürdükleri

Bugün Londra metrosunda işe giderken Hürriyet gazetesinin ön sayfasındaki bir fotoğrafa takıldım(1), sabahtan beri bir anlam vermeğe çalışıyorum.

Fotoğraf Erdoğan’ın TÜSİAD genel Kurulu’na ziyareti sırasında çekilmiş, Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç ve Başbakanın tokalaşmasını gösteriyor. Tokalaşmaları iyi de, Rahmi Koç boynunu öne eğmiş, hatta o kadar eğmiş ki boyu da Erdoğan’dan epeyce kısa olduğu için başı Erdoğan’ın göğüs seviyesinde kalmış, başı bükük olduğu için de yüzündeki ifadeyi, daha doğrusu ezik gülümsemeyi ancak seçebiliyoruz.

Objektifin yakaladığı bu enstantane iki insan arasında nasıl bir ilişkiyi ifade ediyor diye düşünmeğe başladım. Birlikte çalıştığım Eritre’li bir arkadaşa gösterdim gazeteyi, bu fotoğraf sana neyi anlatıyor diye sordum.

Uzunca baktı fotoğrafa, önce sordu fotoğrafta arkası dönük olan uzun boylu kişi kral ya da prens mi diye. Yok değil dedim neden soruyorsun?

‘Habeşistan’da (Etiyopya) İmparator Selassie zamanında tabası bu şekilde eğilirlerdi önünde dedi. Selassie düşürüldükten ve rejim sola kaydıktan sonra bu gelenek kalktı ancak son dönemlerde devlet büyüklerine bu şekilde davranmak tekrar adet oldu’ dedi.

‘Peki ya Eritre’de?’ diye sordum.

‘Bizim ülkemizde kraliyet olmadığı için hiç kimse boyun eğmez’ dedi.

Rahmi Koç’un yaşı Erdoğan’ınkinden az görünmüyor, hatta sanırım daha yaşlıdır dolayısıyla bir aile büyüğüne saygı ifadesi kategorisine girmez bu boyun eğiş.

Erdoğan’ın kişiliğine saygısından olacağını da sanmıyorum, Erdoğan için pek iltifatlı olmayan iddialarda bulunmuştu. En insaflı yorum Koç’un Erdoğan’ın makamına saygısından dolayı iki büklüm olduğu.

Ancak karşısındaki ne kral ne prens. Ne de sultanın veziri. Yönetim biçimi cumhuriyet olan bir ülkenin halk seçimlerindeki başarısı sonucunda başbakanlık görevini üstlenmiş bir siyasetçi, o kadar…

Gerçi bu konuda Koç’un üzerine fazla gitmek belki haksızlık olur, tahmin ediyorum pek çok insan kendilerinden daha üst mevkide ya da daha güçlü gördüklerinin önünde boyunlarını eğerler. Diz çökenler, etek öpenler ve ayağa kapananlar da işin çabası.

Başımdan geçen bir olayı anlatayım. Yıllar önce Bodrum’da Sualtı Sporları Federasyonunun bir konferansına katılmıştım. Toplantının son konuşmasını yapmak üzere Federasyon Başkanı kürsüye çıkar çıkmaz yanımda oturan dalgıç arkadaş kulağıma fısıldamaya başladı. Başkan’ı ağır bir dilde suçluyordu. Başkanın ülkücü ve MHP’li olduğu biliniyordu ayrıca federasyondaki suiistimallere ilişkin bazı iddialar basına da sızmıştı. Doğrusu yanımdaki coştukça ve hakaret dozunu artırdıkça ben de ya memlekette ne namuslu ve yürekli insanlar var diye keyiflenmeye başlamıştım. Başkanın ne faşistliği kalmıştı, ne gangsterliği ne de nepotizmi.

Konuşmasını bitirdikten sonra Başkan kürsüden inip etrafındaki kalabalık ve muhafızları ile çıkışa doğru yürümeye başladığında bizim arkadaş yerinden fırlayıp koltukların üzerinden atlayarak Başkan’a doğru hızla yönelmesin mi! Ben de onun peşinden.

Adamın elinden bir kaza çıkacak, çoluk çocuğuna yazık olacak diye ‘aman yapma, etme’ diye sesleniyorum. Neyse paldır küldür bu başkanın yanına vardı. Başkanın önünde diz çöküp elini yakaladı. Doğrusu Başkanın yanındaki sivil muhafızlar hiç istiflerini bile bozmadılar. Buna biraz şaşırdım, ama gene de kolunu mu kıracak, bileğini mi bükecek diye aklımdan geçirirken, Başkanının elini öpüp alnına değdirmez mi, ‘hocam, hocam diye’ ağzında laflar geveleyerek. Başkan hiç önemsemeden elini öptürüp yürümeğe devam etti. Dışarıda aradım dalgıç arkadaşı, “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” diye soracaktım, ama göremedim.

Elbette Koç politik davranmış olabilir. Bağışlanmak istediği için, TÜSİAD’ın eski prestijini tekrar kazanmasına yardımcı olmak için, ya da belki Koç Holding’in kredi olanaklarını ve ihale kazanma şansını koruyarak binlerce emekçisinin işinden olmasını engellemek için bu tavrının gerekli bir jest ya da fedakârlık olduğunu hesaplamış olabilir.

Ardından Başbakanın yüzde 100 yerli otomobil isteğine Otomotiv Sanayi Derneği Başkanı, elinde bu konuda bir fizibilite çalışması bile olmadan, ‘Bu sözler bizim için emirdir’ diye yanıtlaması da tuz biber ekti Türkiye kapitalistlerinin kapıkulu zihniyetine.

Solun kültürel alanda Türkiye’ye ne getirip ne götürdüğü tartışılabilir. Ancak Osmanlı’dan süregelen yönetici sınıfların bir geleneğini yıktılar.

Düzenle doğrudan bir çatışmaya girildiği 60’lı yılların sonlarından itibaren solcular otoriteye boyunlarını hiç bükmediler. Tam tersine, otoriteye meydan okumayı bir erdem olarak algıladılar ve bunun yapılabileceğini gösterdiler.

Tevfik Fikret’in şiirindeki bu onurlu sözleri pek azımız kendi adına söyleyebilir:

“Ezilmek, boynuma esaret halkasından daha ağır gelir
Fikri, irfanı, vicdanı hür bir şairim.”

Ancak bu dizenin son satırını ‘Fikri, irfanı, vicdanı hür bir insanım’ olarak herkesin söyleyebilmesini dilerim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.