Başbakan’ın gücü Bafa Gölünü kurtarmaya neden yetmedi?

Başbakan’ın gücü Bafa Gölünü kurtarmaya neden yetmedi?

0
PAYLAŞ

Siyasi ikbali için yaptığı öne sürülen ince hesaplar ve hırslı tutumu bir yana Erdoğan’a yöneltilen eleştirilerin başında ‘tek adam’lık tutkusu geliyor. Ancak hemen her alanda ‘iktidarının’ gölgesini düşürme çabası öne çıkan Başbakan Erdoğan’ın sözünün geçmediği öyle bir alan var ki, Türkiye’nin kamu işleyişi alanında geldiği noktayı özetler nitelikte…

BAŞBAKAN’IN UCUZ POPÜLİZMİ: ‘HEPİMİZ ASLINDA GARİBİZ’

Popülizm siyasetini başarıyla uygulayan siyasilerin başında gelen Erdoğan’ın, sağlık, eğitim ve halkın gündelik yaşamına ilişkin birçok başka konuda medya önünde ‘tribüne’ oynayan tavrı dikkat çekicidir. Bunun en son örneğini kitlelerin gönlünde sarsılmaz bir yeri olan büyük ozan Neşet Ertaş’ın Kırşehir’deki cenaze töreninde yaşadık. Bir koruma ordusu eşliğinde Neşet Ertaş’ın cenaze törenine katılan Başbakan Erdoğan’ın, Kuran’dan alıntılar yaparak başladığı konuşmada dile getirdiği “Garip geldik, garip gideceğiz. Hepimiz aslında garibiz. Trilyonlar, milyonlar, makamlar mevkiler hepsi boş. Gidilecek olan yer malum iki metreküp kabir” sözleri, bu topraklarda her daim alıcısı bulunan ucuz popülizmin son yıllardaki en çarpıcı örneklerinden biri olarak toplumsal bellekteki yerini aldı.

Sözü uzatmadan biz asıl meramımıza dönelim…

Hepinizin ta ilkokul ders kitaplarında ezberlediğiniz Türkiye’nin en önemli tarımsal üretim merkezlerinden biri olan Büyük Menderes Havzası’na ve havzaya adını veren can damarı olan Batı Anadolu’nun en büyük nehrine götürmek istiyorum sizi. Ve Büyük Menderes’in sularıyla nefes alan bir zamanların yeryüzü cenneti Bafa Gölü’ne…

DENİZ GEZMİŞ’İN SAVUNMASINDAKİ BAFA GÖLÜ’NÜN AĞASI KİMDİ?

Bafa Gölü’nün yakın siyasi tarihimizde de altı çizilmesi gereken önemli bir yeri var. Deniz Gezmiş, ‘Anayasa’yı tağyir, tebdil ve ilgadan’ yargılandığı davanın savunmasında, Bafa’nın önemini şu sözlerle özetler: “Aydın’da, CHP’li toprak ağası İsmail Rüştü Aksal’ın arazisi yakınında Bafa Gölü vardır. Çevredeki köylüler topraksız olup bu ağanın emrinde çalışmaktadırlar. Gölde çok miktarda balık olduğu için köylüler balıkçılık da yaparak geçimlerini temin etmektedirler. İsmail Rüştü Aksal göldeki balıklardan kendisinin yararlanması için, “Bu göl benim arazim içindedir ve bana aittir” diyerek köylülere balık avlattırmaz. Köylüler ise gölde ağanın hakkı olmadığını bildikleri için direnirler. Bunun üzerine ağa göle dalyanlar kurar ve silahlı bekçiler dikerek, köylülerin balık avlamasını yasaklar. Bugün Bafa Gölü çevresindeki köylülerden birçoğu bekçilerin silah kullanmaları sonucu sakattır. Buraya da jandarma müdahale etmiş ve köylülerin balık avlamasını yasaklamıştır.”

SUÇIKTI’DAN EGE’NİN KOYNUNA UZANAN YOLCULUK

Dinar’da ‘Suçıktı’ adı verilen kaynaktan doğan Büyük Menderes, Küfi Suyu ve Banaz Çayı ile birleşerek, 548 kilometrelik yolculuğunu tamamlayıp Ege Denizine dökülüyor. Yolculuğu boyunca Çürüksu ve Gökpınar çaylarını da koynuna katarak sularıyla birçok ovaya yaşam veren Büyük Menderes’in beslediği bir başka su kaynağı ise Muğla ve Aydın sınırlarında bulunan Bafa Gölü. Ancak Anadolu’nun en önemli ekosistemlerini ve üretim alanlarını barındıran havzada çok sayıda ilçe merkezi ile birlikte büyüklü küçüklü 165 belediyelik yerleşim bulunuyor.

BAFA GÖLÜNÜ ÖLÜM DÖŞEĞİNE GÖTÜREN SÜREÇ

Öte yandan Denizli, Uşak ve Aydın illerinde bulunan deri ve tekstil fabrikalarının atıkları, evsel atıklar ve kanalizasyonların yanında pestisit (tarımsal ilaçlar) kaynaklı kirlilik, büyük ihmaller ve hatalı yönetimlerle zaman içinde katlanarak Büyük Menderes’in aşağı havzasında büyük bir çevre felaketine kapı araladı. Bir başka deyişle adı efsanelerle anılan ve sahip olduğu biyolojik zenginlikle benzersiz özellikler taşıyan Bafa Gölü yavaş yavaş ölmeye başladı.

DSİ’NİN MÜDAHALESİ KIRILMA NOKTASI OLUYOR

Şimdi sözü Bafa Gölü ve çevresinde bir süredir araştırmalar yapan Suyun İzinde ekibinden arkadaşımız Orman Mühendisi Fatih Taşkıran’a bırakalım. Menderes Havzasında altı tane büyük baraj bulunduğunu belirten Fatih Taşkıran, bu barajların su tutma kapasitesinin yaklaşık 1 milyar metreküp olduğunu anımsatarak Bafa Gölü’nü adım adım öldüren hataları şöyle sıralıyor: “ hal böyle olunca nehirde akan suyun kirlilik konsantrasyonu yükselmiş oluyor. Bu çok önemli bir etki. DSİ tarafından 1980’lerde yapılan toprak dolgu sedde ile gölün nehirle olan bağlantısı kesiliyor. Haliyle göldeki su ve madde dolaşımı engelleniyor. Bu sedde, göl için kırılma dönemi. Daha sonraları DSİ, bunu telafi etmek için Türkiye’de bir ilk olarak şişme savak sistemi ve priz yapılarını kuruyor. Menderes nehrinin göle yakın olduğu Sarıkemer bölgesindeki dalyanda, nehir üzerine kurulan bu savak şişirilerek baraja dönüştürülüyor ve nehrin su yüksekliği arttırılarak açılmış bir kanal aracılığıyla göle ‘kirli’ su bırakılıyor. Ancak bu su da daha çok kanal aracılığıyla sulamada kullanılıyor.”

BAŞBAKAN’IN BAFA’YI İNCELEYİN EMRİ

Türkiye’nin kurutulan ve can çekişen göllerine dikkat çekmek amacıyla Burdur Gölü’nden yola çıktıkları Haziran ayından buyana 4 bin kilometre pedal basan Taşkıran Bafa’nın kirlenme hikâyesini böyle özetliyor. Ancak Taşkıran’ın aktardığı başka iddialar da var. Taşkıran’ın aktardığına göre, Bafa Gölü’nde yaşanan yoğun kirlilik Başbakan Erdoğan’ın da gündemine gelmiş. 2006 yılında Bafa’daki sorunların incelenmesi için talimat veren Başbakan Erdoğan, incelemenin ardından sorunun bir an önce çözülmesini istemiş. Ancak aradan geçen 6 yıl boyunca Bafa Gölü için somut bir adımın atılmadığını söyleyen Taşkıran, her yaz kirlilik kaynaklı alg patlamalarının yaşandığı bu süre içinde yapılan tek önemli çalışmanın Bafa Gölü Uzun Devreli Yönetim Planı olduğunu dile getiriyor.

‘İNCELEME KOMİSYONU ÜYELERİ KASA KASA BALIKLA UĞURLANDI’

Taşkıran’a göre Bafa’yı kurtarmak için ortaya konulan planın önemli eksiklerinden biri, gölde ötrofikasyona neden olan çevredeki yavru balık üretim tesislerine planda neredeyse değinilmemiş olması. Taşkıran’a göre, azot ve fosfat bileşiklerinden oluşan atıklarını gölü besleyen kanala boşaltan balık üretim tesisleri, kirlilikte büyük paya sahip. Planda atıkların ‘arıtılarak bile göle boşaltılamayacağı’ vurgusu olduğunu söyleyen Taşkıran, bölgede Başbakan’ın talimatıyla oluşturulan inceleme komisyonu üyelerinin kasa kasa balıklarla uğurlandığı, bu arada ilgili kurumların müdürleri ve valilerin değiştiği ancak Bafa’yı kirleten kaynakların değişmediği iddialarının sıklıkla dile getirildiğini aktarıyor.

‘ UZUN VADELİ PLANLARLA KAMUOYU OYALANIYOR’

İddialar vahim. Ancak Taşkıran’ın dikkat çektiği bir başka konu var ki, Türkiye’deki kamuoyu aldatmacasını acı biçimde özetliyor. TÜBİTAK ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından ortaklaşa hazırlanan Menderes Havza Koruma Eylem Planı’nın da içinde olduğu uzun dönemli planların 30 yılı kapsadığını anımsatan Taşkıran, 2010 yılında başlayan planların ilk 2 yılında pek bir şey yapılmadığını örnek göstererek bu planların kamuoyunu oyalamak için kullanıldığını öne sürüyor . Ergene nehrindeki kirlilik gündeme ilk geldiği dönemlerde yetkililerin dile getirdiği, “havza koruma eylem planımız var, çok da iyi gidiyor” türünden açıklamaları da bu iddiasına kanıt olarak gösteriyor.

DSİ BÖLGE MÜDÜRÜ: ‘KİRLİLİK VE BALIK ÖLÜMLERİ NORMAL’

Fatih Taşkıran’ın dile getirdiği iddiaları biraz araştırınca ilginç sonuçlarla karşılaşıyoruz. Başbakan Erdoğan, 2006 yılında binlerce balığın ölümü ve aralarında flamingoların da bulunduğu kuşların gölü terk etmesiyle ortaya çıkan felakete müdahale ederek, müsteşarı aracılığıyla Aydın Devlet Su İşleri (DSİ) 21. Bölge Müdürlüğü’ne talimat vererek konunun acil olarak araştırılıp rapor verilmesini istiyor. Ancak bundan sonraki gelişmeler gerçekten de trajik. Milliyet Gazetesi’nin 13 Ekim 2006 tarihli haberine göre, inceleme için bölgeye gelen Aydın 21. DSİ Bölge Müdürü Halil İbrahim İndap, “Bafa Gölü’nde kirlilik ve aşırı balık ölümleri yok. Gazetelerde çıkan haberler fotomontaj ve yalan. Bu balıkları buraya getirip dökmüşler, balıkların ölümü medyanın abartması. Kirlilik de normal, birkaç balığın ölümü de” diyor.

MUHTAR: ‘BALIK ÖLÜMLERİNDEN MÜDÜRÜMÜZ SORUMLU DEĞİLDİR!’

Daha önce DSİ’nin suçlu olduğunu açıklayan Muhtar Veli Çakır ise, “DSİ’ye teşekkür borçluyuz. Balık ölümlerinden DSİ ve müdürlerimiz sorumlu değildir” deyince köylülerle sert tartışmalar yaşanıyor. Köylülerin önünde Muhtar Çakır’ı zaman zaman azarlayan İndap, “Muhtar! Gazetelerde ve televizyonlarda yayımlanan sözleri sen söyledin mi, söylemedin mi? DSİ’nin balık ölümlerinde bir suçu var mı?” derken, bir yandan da basın mensuplarının görüntülerini kamerayla da kaydettiriyor.

BİLİM İNSANININ SORUMLULUĞU

6 yıl önce en yetkili müdür tarafından yapılan ‘inceleme’nin ayrıntıları böyle. Bu konuda herkes kendine göre yorumunu yapabilir. Ancak Bafa Gölü’nün tükenişinde yoruma gerek bırakmayan bilimsel gerçekleri yıllardır bıkıp usanmadan dile getiren bilim insanları da var. Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, 1970’li yıllardan bu yana Bafa Gölü’nün sorunlarını yakından izleyen, bu konuda çalışmalar yapan bir bilim insanı. Eğitimini aldığı bilim dalının gerekliliğini büyük bir sorumlulukla yerine getirme gayreti içinde olan Kesici’nin başı gerçekleri dile getirdiği için zaman zaman ağrısa da, “benim için 1974 yılından buyana sürdürdüğüm bu çalışmalar bir çeşit ibadet gibi. Bu ülkeye, yaşama karşı sorumluluk, borç ödemek gibi” sözleriyle bu tavrını sürdürme kararlılığında olduğunun altını çiziyor.

‘FİLM İNSANI DEĞİL, BİLİM İNSANI OLMAK GEREK’

Kendi deyimiyle bugün “çok hasta” olan Bafa Gölü’nün temel sorunu ve çözüm önerileri hakkında bilgi ve görüşlerine başvurduğumuz Kesici, öncelikle Türkiye’deki bilim insanı kimliği üzerine çarpıcı bir tespit yaparak başlıyor söze. Bafa Gölü hakkında yorumda bunmak için bölgeyi çok iyi tanımak gerektiğini vurgulayan Kesici, doğruları ortaya koyabilmek için “film insanı değil, bilim insanı olmak gerek” diyor.

MAHKEME KARARLARINA RAĞMEN HALA ÇALIŞAN TESİSLER

Bafa’yı sadece bir su deposu olarak gören anlayışın çok yanlış olduğunu söyleyen Kesici, bölgede yaşananlar şu sözlerle özetliyor: “6 milyon lira harcanarak bir şişme savak yapıldı. Oysa bunun yerine 100 bin lira harcanıp Bafa kıyısına bir laboratuar yapmak daha doğru olurdu. Çünkü Bafa çok hasta, her gün kanının tahlili edilmesi gerekiyor. Serçin bölgesinde 50 kamyon hafriyat döküldü. Bafa çevresindeki balık üretme tesisleri ciddi kirlilik yaratıyor. Bu tesisler aksi yöndeki mahkeme kararlarına rağmen hala faaliyetlerini sürdürüyor. Balık tesisleri ile gölün bağlantısını sağlayan bölgede birkaç yıl önce yaptığımız çalışmada önemli ölçüde kimyasal tespit etmiştik. Balık ölümlerine rastlamıştık. Çünkü balık tesislerinde yavru balıklar için antibiyotik ve çeşitli kimyasallar kullanılıyor. Çamaşır tuzunun da ana bileşeni olan kimyasallar da var bunların içinde. Filtre sistemleri çok iyi çalışmıyor.

BAFA’NIN KORUMA STATÜSÜ ÇOK, İŞLEVİ YOK

Çocuklarımızın eline bir taş verdiğimizde ‘hadi suya at’ diyoruz. Bu bir alışkanlık olmuş. Bu bakımdan sanayi tesisleri, soğuk hava depoları ve diğer tesisler hep su kaynaklarının dibinde kuruluyor. Su kaynaklarını bir nevi çöplük gibi görüyoruz. Bafa’nın birçok koruma statüsü bulunuyor ancak hiçbir işlevi yok bu statülerin. Ayrıca bölgedeki köylerde bulunan zeytin işleme atölyelerinden çıkan “karasu” da kirlilik kaynağı. Bu tesislerde de arıtma sistemleri çalışmıyor. Bafa’nın kendini temizleyebilmesi için yağmur sularını beklemesi gerekiyor. Bir bakıma işi su açısından Allah’a kalmış. Bölgeye yeni otoyollar yapıldı. Bu yolların da ekosistem için önemli olumsuz etkileri var. 90 km hızla gidilecek yerde 120 km ile gitmek için yapılan bu yolların yarattığı tahribatı yakın zaman sonra daha iyi anlayacağız.

ÖLMEYE BAŞLAYAN GÖLÜ SERUMLA AYAĞA KALDIRAMAZSINIZ

Doğanın ilacı yine doğanın kendisidir. Bir anlamda doğa kendi panzehirini üretiyor. Yeter ki siz ona müdahale etmeyin. Binlerce yıldır kendisini yenileyen, temizleyen göllerin son elli yılda temizleyememesinin nedeni, doğal yapılarının müdahalelerle bozulmuş olmasıdır. Göl, kendisini filtre edebileceği kumsala ulaşamıyor, çünkü kenarına yollar yapılmış, setler çekilmiş. Göllerin doğal yapısıyla oynanmamalı. Gölü bir insana benzetirsek, sazanlar akciğeri, kavinneler ve yağ balıkları bağırsakları; bitkiler ise dolaşım sistemidir. Eğer siz bu yapıyı bozup yerine yapay bir kalp takarsanız, bu olmaz. Doku uyuşmazlığı ortaya çıkar ve göl ölür. Ölmeye başlayan gölü serum vererek ayağa kaldırmak yetersiz. İçindeki mikrobu kökten temizlemek gerekiyor. Civardaki balıkçılar teknelerini ellerinde taşımak zorunda kalıyorlar. Çünkü göldeki çamurdan motorların pervaneleri çalışamıyor.”

YETKİ KARMAŞASININ YARATTIĞI MİKROP BAFA’YI ÖLDÜRMEDEN…

Kesici’nin de işaret ettiği gibi Bafa Gölü acilen içindeki mikroptan kurtulamazsa hepimizin görü önünde ölüp gidecek. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan uzun devreli plan notlarında, Bafa Gölü Tabiat Parkı alanında birden fazla kurum ve kuruluşun yetkili olmasının koordinasyon eksikliği yarattığı ve kadro yetersizliğinden kaynaklı yönetim zaafı bulunduğu belirtiliyor. Planda dile getirilen bir başka itiraf da DSİ’nin programsız kullandığı regülatörlerin gölün ekolojik dengesini bozduğu ve balık ölümlerine neden olduğu yönünde. Bafa Gölü’nü ölüm döşeğinden kaldırmak için tüm kamuoyunun acilen harekete geçmesi gerekiyor. Çünkü Bafa Gölünün kaderi, ‘yetkisiz’ ve ‘etkisiz’ yetkililere bırakılmayacak kadar hepimizin kaderine bağlı. Zira geçtiğimiz Mayıs ayında TBMM Çevre Komisyonu’nda 14 maddesi kabul edilen Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı, korunan alanların kaderini bir anlamda yeniden belirleyecek düzenlemelere olanak sağlıyor. Bir başka deyişle tasarı, kuzuların tarihinin kurtlar tarafından yeniden yazılmasına zemin hazırlıyor.

YILANI ÖLDÜRÜYORMUŞ GİBİ YAPIP AKKUŞUN YUVASINI BOZANLAR

Türkiye’yi tek elden biçimlendirmeye kararlı görünen ve bu uğurda halkın bilinçaltındaki birçok algının ayarıyla oynamayı ihmal etmeyen, bir başka deyişle adına ‘ileri demokrasi’ dedikleri safsatayla halka şirin görünmeye çalışan iktidarın, aynı halkın yaşam alanlarına ve doğaya karşı işlenen cinayetler karşısında seyirci kalmasının arkasındaki nedenleri bu toplumun çok iyi sorgulaması gerekiyor. Bunca kabullenişin ortasında, yılanı öldürüyormuş gibi yapıp sonra da yılanla bir olup akkuşun yuvasını bozanların tarihini yazan ozanlarımızı her zamankinden daha çok özlüyoruz…

BİR CEVAP BIRAK