Bağdat zamparası şimdi Alberta’ya âşık

Bağdat zamparası şimdi Alberta’ya âşık

0
PAYLAŞ

Bir süre evvel, ABD’nin Şikagosu’ndan Kanada’nın Alberta Eyaleti’ndeki Edmonton kentine uçuşa hazırlanan jet uçağında onları gördük: Teksaslı petrolcüler… Hacıağa kılıklı bir sürü kapitalist girişimci!

Şu sıralarda petrol için kara toprağın derinliğini didikleyen Teksaslıların yeni hevesi Alberta’dır. Gazeteci-yazar Naomi Klein’in The Nation adlı dergide yazdığı gibi, Amerika’nın ümidi artık Alberta’nın kumlu toprağındadır. ( 18.06.2007, sayı 284-25)

Alberta toprağında bulunan yüksek oktanlı petrol kuyusu kazılmadan elde edilir, hemen ele gelir. Yüzeydeki kumlu satıh işlenmek üzere toplanır. Kum ocağı gibi alanlarda, toprak mı kum mu belli olmayan bu değerli Allah vergisi şey, Hüda-i Nâbid kıymet yıkanır, aklanır paklanır, temizlenir, işte bundan petrol çıkar. Öyle böyle değildir: Alberta’yı Kanada’da birinci sırada olmak bir yana, dünyanın en gelişmiş ülkesi yapacak kadar değerli petrol vardır bu kumlu toprakta… Ve, Teksaslı petrolcüler, dünyanın enerji hokkabazları, Washington’daki eski yandaşlarını razı ederek girdikleri Irak savaşının ürküten bilançosuna bir omuz silkip, şimdi kuzeye yönelmiştir: Kanada’ya, ABD’nin arka bahçesi olan bu dev ülkeye…
Ne olmuştur, söyleyelim: Kuyudan çıkan petrolü arabaların deposuna benzin olarak boşaltmanın maliyeti varil başına eskiden 23 Dolar iken, Alberta’nın kolay temizlenen kumundan çıkan petrolde maliyet 15 Dolara çekilmiştir. Bu açık üstünlük Alberta’nın yıldızını yükseltmiştir. Varsın, çevrecilerin itirazları sürsün: Kanada ormanlarında toprak yapısı değiştiği için kuşlar böcekler oradan kaçsın, ağaçlar köksüz kalsın, beslenme zinciri bozulsun; ne gâm, Teksaslı petrole susamıştır. Eski Başkan, George W.Bush, “Amerikalı benzine susamıştır”, dememiş miydi?

Şikagao O’Hare Havalimanı’ndaki uçak, Teksaslı petrolcülerin Kanada’da boş zaman olunca geyik avlayacaklarından beraberlerinde getirdikleri tüfekleri uçak bagajına konulurken çıkan sıkıntılar nedeniyle geç havalandı. Uçağın altında, bagajda silahlar, koltuklarda kovboy şapkalı petrolcülerle üç saatlik yolculuk aransa bulunmaz; film gibi… Batı’ya Göç, Altın’ a Hücum gibi Charleston Heston tarzı Hollywood filmlerinin kırmalı ve pompalı tüfekleriyle 3 saatlik bir uçuş, inanılır gibi değildir. Havalimanlarında bebeklerin biberonlardaki sütü terörist malzeme diye çöpe döken güvenlik önlemleri Dallas şapkalı ve tüfekli seyahate güven duymaktadır.

Naomi Klein’in yazdığı gibi Irak’ta petrol için boşuna savaştığını anlayan Amerikan yönetimi, petrolcüleri Alberta’ya göndermeye heveslidir. Büyük petrol şirketleri uçsuz bucaksız Alberta’nın ormanlarını şu aralarda kesmekte, petrolü tulumba tatlısı gibi emmiş kumlu alanları açığa çıkarmakta, oralarda petrol kentleri kurmaktadır. Batılı petrol şirketleri onbinlerce işçinin çalışacağı uydu kentleri çoktan inşa etmiştir, oralara kendi özel havayollarıyla insanları getirip götürmeye başlamış, bu amaçla her biri kendisine özel havalimanı bile yapmıştır. Duyun da inanmayın, yılda işlenebilecek kadar 3 trilyon varil petrol Alberta’nın killi-kumlu toprağına karışmış, orada beklemektedir; gönder buldozeri, kepçeyi, topla ve yıka: Al sana, Ajda Pekkan’ın canım petrolü… Üstelik ne Sünni direnişi var, ne Şiî ayaklanması, ne de İslamcı terörist… Burası ABD’nin arka bahçesidir…

Bağdat’ı almanın hayali Bağdat’tan daha güzelmiş diyen Osmanlı padişahı IV.Murat gibi, Irak’ta 50 bin gencini kaybeden Amerika biraz gecikerek Alberta’nın farkına şimdi varıyor. Uçakta, Teksaslı petrolcu koltuk arkadaşım bana nereden olduğumu soruyor, Türkiye’den, İstanbul’dan diyorum. “Irak’a yakınsınız, orada petrol var mı?” diye ekliyor. İştahlı kerâta!
İyi ki yok, “Yok diyorum, bizde yoklar arasında başta gelir petrol…”

Yüzünü buruşturuyor, mini etekli hostesin ikram ettiği şampanyayı yudumluyor, ben seviniyorum:İyi ki benim ülkemde petrol yok… Alberta’da var ama..

Üç saat sonra Edmonton havalimanında uçakta bir telaş, bir telaş: Tabakhaneye petrol yetiştiriliyor sanki… Teksaslılardan birinin tüfeği bagaja nasıl olduysa sıkışmış, ne tüfek oradan çıkabiliyor ne de bagaj kapağı açılabiliyor. Onlar tüfek ve bagajla debelenirken ben Türkiye’de petrol merakında kalmış yol arkadaşımla vedalaşıp, uçağı terk ediyorum… Koridordan geçerken, gözüm First Class’da koltuklara bırakılmış The Financial Times, The Wall Street Journal gibi kapitalizmin gazetelerinde, The Economist dergilerde kalıyor…

Benim petrolüm de onlar işte, n’aparsınız: Bedava sirke baldan tatlıdır ya…

________________________

* Cumhuriyet gazetesinde de yayınlanmıştır

BİR CEVAP BIRAK