Bak işte, kral gene çıplak!

Her on karede bir beynimden bir ok çıkıyor, devamının sonrasında olduğunu işaret ediyor.Çizgilerim, ruh halime göre değişiyor. Kızmışsam, köpürüyorsam tarama ucu beni bastıra bastıra kalın çizgilerle çiziyor. Öfkemden sayfama mürekkep sıçrıyor. Konuşma balonumun içine sadece alfabenin harfleri değil, şimşekler, kara bulutlar, kuru kafalar da sığışıyor.


Deniz seyrediyor, börtü böcek düşünüyorsam çizgilerim inceliyor, romantikleşiyorum. Gereksiz taramalardan uzakta, tram bile atılmamış zeminde bir mürekkebim bir de ben, mutluluğun çizgisinde kaynaşıyoruz.


Karikatürün tekiyim ben, ister inanın ister inanmayın! Gizem takılıyorum bazen, kuytulara çiziliyorum, suratımın yarısı gölgeleniyor sadece görünen hatlarıyla ifadelerim konuşuyor. Kafa sesim baloncuklu bu kez, düşünüyorum. Kelimelerle değil, şekillerle, çizgi hayallerle ve çizgi yaşamlarla düşünüyorum.


Neden hep siyah beyazım, kara mizaha mı öykünüyorum?.. Hayır, hayatımın dergisini saman kağıda basıyorlar da ondan, bari arada bir sarı bir renk atılsa diyorum, gırgırın sandığından çıkma komik sarı…


Ben renkli çıkacağım zamanı da bilirim, ofset ofset yayılırım kuşe kağıda, bayramlarda seyranlarda, ciltli kapaklı sayfalarda. Renk bazen iyi bazen kötüdür benim gibi karikatürler için, maksat dozunda renklenmek. Rengarenk afillenmek değil çingene pazarı gibi…
Ağaç altında dinleniyorum, az buçuk siesta vaziyetleri. Çizmemiş ki kafama bir meksikalı şapkası korunayım güneşten ve dahi kafama düşecek her şeyden. Her şey mürekkep rengi, ben, ağaç, toprak, çimenler’ Ama ya ağaçtaki elmalar? Bir tanesi kırmızı ve parlama kutucuğu çizili, tahminen kafama düşecek olan o, çünkü karikatürümde tek renk kırmızı…Çizgi öykümün bir yerinde uzaklardan gelen flüt sesine kulak kabartıyorum, Önde kavalcı, arkada fareler köyü terk ediyorlar. Peki ya çocuklar? Çocuklar yolun etrafına sıralanmışlar, kralı bekliyorlar. Kral uzaklardan pelerinini sürüye sürüye geliyor, pelerin içinde adem baba kılığında kral.


Baş yağcıları ve dahi şaklabanları ama kesinlikle soytarıları değil, eteğine yapışmışlar kralın bir ayak bir etek öpe yalaya geliyorlar peşinden. En kalantor geçinen karikatür tiplemeleri bile, en burnundan kıl aldırmayan komikler bile, bir ziyafet sofrasına, bir kadeh şaraba ayak etek öper olmuşlar. Hep beraber, güle oynaya çocuklara yaklaşıyorlar.


Fareli köyün çocukları ve karikatür ben, yol üzerindeyiz, gelenlerin toz bulutuna bakıyoruz. Önce havalandırdığı tozlar kirletiyor güzelim sayfayı sonra da şekilsiz suratları. Bakıyoruz ki sırf kral değil, baş yağcıları da çıplak!


Çocuklar ve ben hep bir ağızdan bağırıyoruz:” Bakın işte, kral gene çıplak!
Görmeyi bilmeyen gözler, çıplaklığı örtüyor.


Bizi bir tek Marko Paşa dinliyor, bir Diyojen bir de Don Kişot.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

19 + nineteen =