Bıçak kemiği zorluyor

Türkiye, yer altı madenleri ve petrol bakımından zengin bir ülke. Bu gerçeği kimse inkar etmiyor. Buna karşın bu zenginliklerin kullanılmadığı gerçeğine de kimseden itiraz yok. Sadece “neden” sorusu zaman zaman soruluyor, o kadar.


Yıllardır bu konu hakkında yazılar yazıldı, spekülasyonlar çıkartıldı. En son internette dolaşan neptünyum vakası da bunlardan biri.


İnternette dolaşan habere göre neptünyum dünyada en çok Türkiye’ de bulunuyormuş. Tahmin edilen rezervi 127.000 tonmuş. Sahip olduğumuz neptünyumun değeri ise 9 trilyon dolar. Türkiye’nin iç borcunun 85 milyar dolar, dış borcunun ise 125 milyar dolar olduğunu düşünürseniz; elimizdeki neptünyumun önemini anlarsınız.


Neptünyum nedir? Nasıl bir elementtir? Doğada saf olarak bulunur mu? Ben bu sorulara cevap veremiyorum ama okuduğum birkaç yazıdan öğrendiğim kadarıyla 93 atom numaralı neptünyumun uzun yıllar doğada saf olarak bulunulmadığına inanılmış, fakat son yapılan araştırmalarda uranyum madenlerinde eser miktarda neptünyum olduğu anlaşılmış. Ancak neptünyumun herhangi bir maden değeri olmadığından bu alanda madencilik oluşmamış. Yine neptünyumun enerji üretiminde kullanılan bir yakıtmış gibi nitelendirilmesi de doğru değilmiş. Dünyada bu şekilde çalışan bir nükleer reaktör bulunmuyormuş. Yani internette dolaşan yukarıdaki bilgiler safsatadan ibaret.


MTA’nın bu konudaki açıklamasına göre; nükleer teknoloji kullanılarak neptünyum elde edilmesinin de ülkemizin nükleer teknoloji altyapısı itibariyle mümkün olmadığı; ve bu teknolojiye sahip olunsa dahi ülkemizde var olan uranyumun tamamının neptünyuma dönüştürülmesi durumunda bile kayda değer bir ekonomik gelir elde edilemeyeceği anlaşılıyor.


Neptünyum konusuna “inşallah en doğru bilgiyi” bilim adamlarından öğreniriz diyerek son veriyorum. Aslında sadece neptünyum hakkında değil, sahip olduğumuz yer altı zenginliklerimiz hakkında en doğru bilgiyi onlardan öğrenmek istiyoruz. Tabii bilim adamlığına yakışır bir şekilde; hiçbir gücün etkisi altında kalmadan doğruyu söyleyeceklerine inanmak istiyoruz.


Sadece bilim adamları değil, ülkeyi yönetenler de konuşmalı. Susarak bu işin içinden çıkılmaz. Tüm dünya Türkiye’nin yer altı kaynakları bakımından zengin bir ülke olduğunu biliyor. Kapatılan ocaklar, mühürlenen ve numaralandırılan kuyulardan herkes haberdar.


Özellikle petrol konusunda o kadar çok şey söyleniyor, o kadar çok şey yazılıyor ki… Buna rağmen resmi bir ağızdan işin gerçeğini öğrenemiyoruz. Neden hiçbir yetkili “ülkemizde abartıldığı kadar önemli miktarda yer altı zenginliği yok” demiyor. Ya da tam tersini…
Belki bu suskunluk en doğru yol. Venezüella örneğini unutmamak lazım. Venezüella petrol potansiyeli büyük olan bir ülke olmasına karşın, fakirlikten hiç kurtulamadı. Amerikan petrol şirketleri ülkenin kanını öyle bir emiyor ki, ellerini kollarını kaldıracak hal ve zaman bulamıyorlar. ABD bu ülkede kaos üzerine kaos yaratıyor. Darbe üzerine darbe yaşayan Venezüellalılar nefes alacak vakit bulamadıkları için petrolleriyle ilgili doğru dürüst bir politika da geliştiremiyorlar. Amerikan petrol şirketlerini devre dışı bırakabilseler, belki kendi kaderlerini kendileri tayin edecekler ama, bu şimdilik mümkün görünmüyor. Kısaca petrol bugüne kadar Venezüella’ya sadece sorun ve yoksulluk getirdi.


Dünyanın neresinde olursa olsun, petrol devleri üretimi elinde tutabilmek için siyasal coğrafyayı çıkarlarına göre yönlendirmekten asla vazgeçmeyecektir. Savaş çıkarmaktan, masum insanları öldürmekten, ülkelerin kaderlerini değiştirmekten korkmayacaklardır.


Türkiye’nin ABD’nin tam desteğine karşın Güney Doğu’da PKK ile mücadelesinin kangrene dönüşerek uzamasının kökeninde de ABD’nin petrol kaynaklarına yönelik politikasının yattığı söylenebilir… Silah yerine ekonomik kalkınmaya yatırım ABD ve gelişmiş kapitalist dünyaya Türkiye’nin bağımlılığını azaltacaktı? Bu ABD ve AB’nin hoşuna gider mi?


Bu gerçeği bile bile siyasi iktidarlar nasıl politika geliştirecek? Koltuklarından, menfaatlerinden vazgeçmemek adına ve tabii ki ülkeyi bilinmezliğe sürüklememek adına sessizliğini sürdürecek, taviz üzerine taviz verecek. Ta ki bıçak kemiğe dayanana kadar.


Şimdi bıçak kemiği zorluyor.


YAZARIN DİĞER ÇALIŞMALARI İÇİN: www.birsenaltiner.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here