Bakandan kartvizit rüşveti

Muzaffer Ağabey arıyordu. “Hemen görüşelim, seninle paylaşacaklarım var” diyordu. “Telefonda anlat biraz ağabey” diyorum. “Yüz yüze görüşsek daha iyi olur” diyor bana. İşim olduğunu, ancak bir gün sonra görüşebileceğimizi söylüyorum, başlıyor anlatmaya. Eğemen Bağış gelmiş Viyana’ya, Diyanet İşleri’ne bağlı dernek binasında yapılan toplantıya katılmış. Orada Bağış anlatmış, insanlar dinlemiş. Bağış’ın konuşmasının sonucunda Muzaffer Ağabey mikrofonu almış ve Bağış’ın vermiş olduğu bilgilerin yanlış olduğunu anlatmış ve kendisini de protesto ederek ayrılmış. Ghiç bir gazeteye haber olmadı bu bir kişilik protesto haberi.

Muzaffer Ağabeyi yıllar önce çevirmem için bana iletilmiş olan bir mektup üzerinden tanıdım. Avusturya Sendikalar Birliği Başkanı’na (ÖGB) bir mektup yazmış, bir görüşme randevusu talep ediyordu. Türkçe yazmış olduğu mektubunda da taşeron firmaların inşaat branşında işçilerin haklarını nasıl gast ettiklerini anlatmak istiyordu. Bana olan güvenini belirttikten sonra görüşmede çevirmen olarak bulunmamı istiyordu. Mektubu çevirip, geri göndermiştim. Aradan bir iki gün geçmişti ki İnşaat İşçileri Sendikası Başkanı’nın bürosundan aranıyordum. Başkanın bir Türk işçisi ile görüşmesi olacağını, benim de çevirmen olarak görüşmede bulunmam isteniyordu. Görüşme tarihi belirlendi. İnşaat İşçileri Sendikası Başkanı bizi bürosunda kabul etti. Başkan danışmanını da yanına almıştı. Muzaffer Ağabey, başkan, başkanın danışmanı ve ben. Muzaffer Ağabey başladı anlatmaya. Türkiye’de sendikacılık yaptığını, sendika ve işçi hakkının ne olduğunubildiğini söylüyordu. bilirim diyordu. Belgeler almıştı beraberinde. Hastalık sigortasına bir yıllık süre içerisinde beş altı defa kayıt yapılmış ve yeniden kayıttan düşürdüğünü gösteren belgelerdi.

İnşaat branşında sahtecilik, işçinin parasının, sigorta primlerinin, verginin ve hatta sendika aidatının ödenmediğini sendika başkanına teker teker anlattı. Bir işletmede iş bulunduğunda, üç aylık çalışma sonucunda sadece bir aylık ücretin ödendiği; Üç ay sonra ise başka bir işletmeye kaydının yapıldığını dile getirdi. Bu işletmede de durumun aynı olduğu, bu iki, üç veya dört aylık çalışma sürecinde yeni bir işletmenin ortaya çıktığını, toplam çalışılan beş, altı aylık süre içerisinde sadece bir veya iki aylık ücretin işçilere ödendiğini anlattı.

Anlattığı sorunun yabancısı değildim. Her gün aylarca parasını alamamış onlarca inşaat işçisi İşçi Odası’nın kapısını çalıyor, hukuki yardım istiyorlardı. Büyük inşaat işletmeleri yeni eleman almıyor, işlerini taşeron firmalara veriyorlardı. Böylece büyük işletmeler işlerini daha ucuzca yaptırmış oluyorlar, işlerini yapan işçilerin durumları umurlarında olmuyordu. Avusturya iş piyasasında bu durum hala devam ederken, başka iş alanlarına da yansıdı. Bu yansıma hala da devam etmektedir.

Sendika başkanı anlatılanları ilgiyle dinledi. Danışmanına dönerek, anlatılanların doğru olup olmadığını sordu. Şu anda İnşaat İşçileri Sendikası’nın başkanı olan danışman, anlatılanların eksik olduğunu, fazla olmadığını onayladı. Aynı paralelde ben de düşüncemi belirtmiştim. Muzaffer Ağabey sendika başkanını bilgilendirmiş ve onun gözünü açmıştı.

Muzaffer Ağabey Bağış’ın konuşmasında dile getirdiği hükümet oldukları süre içinde Türkiye’nin ve Türk vatandaşlarının yurtdışında itibarının arttığından, Türkiye’de insanların refah düzeyinin yükseldiğinden, Silivri tutukluların durumlarına kadar Bağış’ın söylemiş olduğu her şeyi örneklerle teker teker yanlış olduğunu anlatmış. Konuşması bittikten sonra da mikrofonu bırakıp, salonu terk etmiş. Konuşması orada bulunanların alkışlarıyla desteklenmiş.

Muzaffer Ağabey “Salondan ayrılırken, arkamdan birisi koşarak geldi, biraz da çekindim arkamdan gelenden” diyordu. Yanına gelen kişi “Amca bakan bey size kartını gönderdi’” demiş. “Ben de kendisine bakan beye selam söyleyin, benim bakanla makanla işim olmaz, ben işçiyle, kapıcıyla, köylüyle, dar gelirliyle konuşur, görüşürüm” demiş.

Protesto konuşmasının Bağış tarafından nasıl karşılandığını arkadaşları tarafından öğreniyor. “Beyefendi hayli dertliydi galiba” demiş Bağış. “Ülkenin yiğit, kahraman yurtseverleri Silivri Zindanı’nda tutsak alınmışken ben nasıl dertli olmayım?” diyor.

Sağ işaret parmağı gazetecinin kafasında

Avusturya’nın Kurier Gazetesi’nde Eğemen Bağış ile yapılmış bir söyleşi yayımlandı. “Avrupa Birliği Bakanı İsrail’e şiddetle saldırdı” başlığı altında yayımlanan söyleşide Eğemen Bağış gazetenin yazarı Walter Friedel ile görüşmüş. Bağış gazeteye bir dışişleri bakanı gibi konuşmuş. İsrail ile askeri bir çatışmanın da olabileceğini anlatan Bağış, yıllarca bir baştan bir sondan tekrarlanarak sorulan Avrupa Birliği konulu sorulara cevap vermiş. Söyleşide dikkat çekici olan söylemler değil, Bağış’ın davranışı olmuş. Gazetenin internet sayfasında da yayımlanan söyleşi yüzlerce yorum almış. Konu Türkiye olunca yorum rekoru kıran haberlerden birisi olmuş söyleşi. Diğer konular hakkında yazılmış haberler en fazla 20 ile 30 arasında yorum alırken, Eğemen Bağış söyleşisi de çoğunluğu olumsuz ve ırkçı yorumlar olmak üzere yüzlerce yorum almıştı.

Akdeniz’de suların ısınmasının nedenini anlatan Eğemen Bağış, vermiş olduğu cevapta “İnsani yardım götüren gemide insanların katledilmesi kabul edilemez” derken, öldürülenlerin bazılarının vücudundan “35 kurşun çıktığını” belirttikten sonra, “Bu kurşunlardan bazılarının 3 cm lik mesafeden atıldığını” belirtmiş. Burada ilginç olan Walter Friedel’in açıklayıcı notudur. Friedel “ Politikacı işaret parmağını kaldırıp, Kurier gazetesinin redaktörünün alnına aynı mesafeden dayamıştır” notunu parantez açıklayıcı bilgi olarak yazdı. Walter Friedel bunu tehdit olarak alğılamış mıdır, bilmiyoruz. Ancak Bağış’ın kendilerini eleştiren Türk gazetecilerini, yazdıkları haberlerden, yayımladıkları veya yayımlamadıkları kitaplardan dolayı terörist ilan edip, zindanlara atarken; yurtdışında bir gazeteciyi de işaret parmağını bir tabanca gibi onun şakağına götürüp, “söylediğimi yaz” demiş olduğunu anlayabiliriz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here