Başkanlık hırsı…

Başkanlık hırsı…

0
PAYLAŞ

İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde bu kente büyük hizmetler verdiği iddia edilen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu süreyi “başkanlık yönetimi” olarak algılamış gibi.
Bunu TRT’de, 31 Mayıs 2015 günü yayınlanan “yandaşlar” söyleşisinde dile getirdi sayın Erdoğan.
Tabii başkanlık hırsını, hayalini belki yüzüncü defa dile getirirken, “Başkanlık” benzetmesiyle kalmadı.
Belki aylardır, hatta yıllardır rüyalarını süsleyen sistemi savundu.
Savunduğu tezleri tek tek ele alalım kısaca:
“Başkanlık sisteminin de bir sınırı var. Biz bir totaliter rejimin özlemi içerisinde değiliz.” diyor Erdoğan.
Bu ne demek?
Sistemin sınırı var, bu doğru. Ama Erdoğan’ın istediği, hayal ettiği başkanlıkta sınırlar var mı, o kuşkulu.
Zaten sınır-mınır tanıyacağı kuşkulu, o yüzden niyetini dillendirmiyor.
Ama sınırların en iyi çizildiği sistem, mekanizmaların en iyi işletildiği, denetimlerin en az hata ile hayata geçirildiği tek sistem, parlamenter sistem.
Bütün batılı ve demokratik ülkeler bu sistemle yönetiliyor.
Önce bunu kabul etmeli ve içine sindirmeli.
Mevcut rejimden, parlamenter sistemden neden şikâyetçi ki Erdoğan?
Tutmuş, bir de “Totaliter rejimin özleyişi içinde değiliz” demiş.
Sanki “özlem” duyulunca gelen bir sistemmiş gibi.
Hiçbir diktatör arzulayıp, özlem duyup, severek, aşık olduğu için diktatörlüğü getirmez.
Ama diktatör olur.
Çevre ve yakın komşu ülkelerdeki diktatörler eğer Erdoğan için hiçbir şey ifade etmiyorlarsa, bir şey diyemem.
Saddam’ı, Esad’ı, Mübarek’i ne çabuk unutuyoruz ki…
“Biz olaya farklı bakıyoruz. Kendi geleneklerimizden göreneklerimizden gelen bir geçmişimiz var.” diyor bir de sayın Erdoğan…
Bu gözle baktığında, Osmanlıya özlem duyduğu çok açık.
Ama Osmanlı batmış, iflas etmiş, devrini doldurmuş bir imparatorluk sistemi.
Bu çağda nasıl olacak ki?
Matbaayı icadından ancak 200 yıl sonra sınırları içine sokmuş bir imparatorluktan bahsediyoruz.
Şimdi Avusturya Başbakanı kalksa “Ben Avusturya İmparatoruyum” derse ne olur?
Var mı böyle bir mantık?
Bitmedi.
“Şahsımla alakalı bir beklentim yok. Tek derdim, ülkem çok çabuk sıçramalı” diyor sayın Cumhurbaşkanı.
Bakın bu doğru.
Şahsıyla ilgili hiçbir beklentisi kalmadı.
Kalmamalı da…
Hatta ailesi ve çocukları da kapsar bu görüş.
Ama Sarayın içindekiler ne olacak?
Yaran takımı, yalaka takımı, yandaşlar ordusu, ülkenin anasını seven (!) müteahhitler, bunların hiç mi hedefleri, arzuları ve beklentileri yok?
Para babaları, dalkavuklar, rüzgar gülleri, yandaşlar, yalakalar, yalamalar…
Bunları boşuna mı AKP’nin pervaneleri?
Bunların bir beklentisi yoksa bir şey diyemem.
Sayın Cumhurbaşkanının tek derdi, ülkenin çabuk sıçramasıymış…
İyi de nasıl?
Başkanlık sistemi bir sihirli değnek mi?
Böyle bir değnek icat edildi ise diğer ülkeler uyuyor mu?
13 yıldır iktidardaydınız.
Tek başına sıçradınız, olmadı.
Paralel sıçramayı denediniz, yine tık yok.
Başkanlık sistemi hayata geçirildiğinde, başka bir ortak mı gelecek, bilelim?
Ne olacak, bir de onu söylese de rahatlasak.
Sayın Cumhurbaşkanı hızını alamıyor ve “Sistemi gözden geçirdiğimizde karşımıza şu andaki parlamenter sistemle bu yürümez. En güzel örneğini Fransa verdi. Bu işe (Fransa’da) karşı çıkanlar, “ne olur gel bizi kurtar” dediler. Türkiye’de de bizim bu noktada, inanıyorum ki aklı selim hakim olacak.” diyor.
Ne demek istediği pek net değil.
Yani çok açık konuşmuyor.
Ama biz dilinin altındakini, yani hayalindekinin ne olduğunu anlıyoruz.
Fransız’da uygulanan yarı başkanlık sistemini savunuyor ve Fransa’nın kurtarıcı lideri general De Gaulle’ye atıfta bulunuyor.
Hani son cumhuriyetin lideri De Gaulle…
Ona benzetiyor olmalı kendisini belki de.
Bence mahzuru yok, benzetsin.
Kendi bileceği iş.
Zaten bazı konularda ipin ucu iyice kaçtı.
Ama bir şeyi hatırlatmak isterim.
Ben yaşadım, yazdım, ve yarı başkanlık sistemleri konusunda defalarca haber yaptım.
Yıllar önceki araştırma haberimde, Özal ve Demirel’in Çankaya’daki Cumhurbaşkanlığı dönemlerinde en çok da Fransız yarı başkanlık sistemiyle ilgili çalışmalar dile getirmişti.
Şu anda araştırma dosyaları, binlerce sayfalık raporlar hala Çankaya raflarında duruyordur.
Eğe sayın 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dosyaları korumuşsa ve aynı yerde olmasa bile Çankaya arşivinde araştırma belgeleri duruyorsa.
Oradaki dokümanlarda Özal ve Demirel, başta Fransa dahil Avrupa’nın en önde gelen ünlü profesörleri, anayasacıları ve hukukçularına danışarak geniş bir araştırma yaptırdılar. Binlerce sayfalık her iki araştırmada da, başkanlık, ya da yarı başkanlık sisteminin Türkiye’ye uymadığını gördüler.
Başta Fransız anayasasında görev alan profesörler olmak üzere “Türkiye bu sistemi hazmedemez” dediler.
Yani hazmetme kapasitemiz yetersizmiş.
Dahası “ Bu elbise size göre değil”, dediler.
Kıyafetin bazı yerleri dar..,
Bazı kısımları bol.
Şapka ise emanet gibi duruyor…
Yani kel alaka…
“Bu sevdadan vazgeçin” dediler yıllar önce.
Özetle, kötü yanları olsa da parlamenter sisteme devam edin tavsiyesinde bulundular.
Peki bütün bunlara rağmen sayın Erdoğan neden bu sistemi, gözden çıkarmak istiyor?
Bence devleti de, belediye başkanlığı dönemindeki gibi rahat, denetimsiz, hesap vermeden yönetmek istiyor.
Yasalarla, gece yarısı çıkarılan torba yasalarla neden başı ağrısın.
Denetim organlarıyla neden uğraşsın ki?
Anayasa Mahkemesi var, Yargıtay var. Sayıştay var… Danıştay var…
Var da var…
Dikensiz gül bahçesi varken, neden zahmete girsin ki.
Bırakın “zıplatsın” (!) ülkeyi…
Ülkeyle birlikte, zıplamayı bekleyen akbabaların gazabına (!) uğramayalım…

.

BİR CEVAP BIRAK

8 + 12 =