…bağlı kadınlara selam olsun!

Bu da, Çinli kadınların kız çocuklarına, güzellik adına, özellikle evlendikleri zaman kocalarını mutlu edeceklerine ve daha iyi cinsel yaşamları olacağına inanarak ya da  inandırılarak yaptıkları bir uygulamaydı.


Tıpkı bizim toplumumuzda da, annelerimizin veya büyükannelerimizin yaygın olarak uyguladığı “bebekleri kundaklama “ yöntemi gibi…


Neyse ki, bu tür alışkanlıklardan yeni kuşak annelerin büyük bir çoğunluğu, uzmanların da sesine kulak vererek hızla kurtulmaya çalışıyorlar. Bu ‘kundaklama’ yönteminin, geçmiş kuşakların salt nişastalı- karbonhidratlı beslenmeden değil, bundan dolayı da çelimsiz, güdük ve az gelişmiş olmalarında önemli rol oynadığını düşünüyorum…


Bugün yeni yetişen gençlerimizin fiziksel (bedensel) gelişimlerinde bariz şekilde görülen olumlu yöndeki gelişme, bu yanlış alışkanlıklardan kurtulmanın yararını gösteren en somut örnektir. Çünkü kalıplara sokulan her şey gelişme göstermez, gösteremez; gerek düşünsel, gerekse fiziksel (bedensel) boyutta…


Çinli kadınların yaptığı “kundaklama” işlemi ise “ayaklarını” kundaklamaktan başka bir şey değildi. Çünkü o dönemde ki inanışlarına göre; ayakları küçük olan kadınlar beğeniliyor ve oğullarına evlenecekleri zaman kız bakan anneler, ‘ayakları küçük’ olan kızları gelin diye, tercih ediyorlardı. Bunun için de kendilerine göre haklı nedenleri vardı. Çünkü ayakları küçük olan kızların, cinsel organlarının da, küçük,dar, sıkı olduğuna hem inanıyor, hem de kızlarını buna inandırıyorlardı.


 Nerde ise bebekliklerinden itibaren başlayan “ayakların kundaklanması” yöntemi ölene kadar devam ediyor, yani yaşamları boyunca ayakları bağlı (kundaklı) kalıyordu. Tabii doğuştan ayakları küçük olanlar şanslıydı. Onlar bu tür sıkıntılara, zahmetlere girmekten kurtuluyorlardı.


 Diğerleri içinse; severek katlandıkları ‘işkenceler zamanı’ başlıyordu!  Kundağın içinde gelişemeyen ayak, önce ayak tabanından deformasyona başlayarak içeri doğru kıvrılıyor, ayak üstü tarak kısmının yukarı doğru ‘bombe’ yapmasına yani kamburlaşmasına neden oluyordu…


 Hatta, tarak kemiğinin kırılmasına dahi neden olabiliyordu. Sonuç olarak, sıkıca bağlanıp, sarılan (bandajlanan),  kundaklanan ayaklar ileri doğru gelişemediği, adeta kalıp içinde kalarak mengeneye sıkışmış gibi olduğundan doğal olarak küçük kalıyor, bir anlamda ‘güzel’ olduğuna inanılan ama aslında sakatlanmış ayaklara neden oluyordu…


 Böylece fiziksel bakımdan ayakları küçük(sakat) ama ruhsal bakımdan mutlu kadınlar toplumu oluşuyordu. Elbette ki! Bu sakat ayakların sonucu olarak da  rahatça yürüyemedikleri içindir ki, kendilerine özgü bir yürüme biçimi de oluşturuyorlardı.


 Ayaklarına göre yapılmış, özel ayakkabılarını giyerek, bir balerinin parmak uçlarında yürümesi gibi, yürümeye çalışıyorlardı. Bu yürüyüşü başarabilmek için de ; bacaklarını, kalça (leğen) kemiklerinden itibaren sıkarak, çok küçük adımlarla (Tin… Tin…) yürüyorlardı.


 Bu şekilde yürümenin ister istemez (bacaklarını ayırmadan ve sıkarak yürüdükleri için) cinsel organlarının daralmasına ve sıklaşmasına neden olacağına inanıyorlardı.
Yani kocalarını mutlu etmek adına, ayaklarının sakatlanmasına aldırmadıkları gibi,’ruhlarının da  sakatlandığının farkında olmadan’ (öğrenemeden), yaşamlarını tamamlıyorlardı.


 Bu durum ‘Mao’nun “ Kültür Devrimi” ne kadar sürdü. Devrimden sonra çıkan bir yasayla kadınların ayaklarının bağlanması (kundaklanması) yöntemi tamamen  yasaklandı.


 Bu yapılan işlemin son derece sakıncalı olduğu, kadınları yüceltmekten çok, onları aşağılamak anlamına geldiği anlatılarak, ağır cezalar verileceği ilan edildi.
 Ama yine de bu alışkanlıkların ‘Çin’ in bazı yerlerinde gizli olarak devam ettiği biliniyor…


Bizim toplumumuzda da; “Baş bağlama” diye bir deyim vardır. Bu iki anlam içerir; birincisi; bekar olan kimselerin, söz kesilerek, nişanlanarak ya da evlenerek oluşturdukları durum ki, halk arasında buna ‘baş bağlama’ denir.


İkincisi ise; son yıllarda üzerinde sıklıkla durulan ve ‘ Kamusal alan içi – Kamusal alan dışı’ gibi tartışmalara yol açan; kimi kadınlarımızın ‘Baş Örtüsü’, kiminin ‘Türban’, kiminin de ‘Sıkma Baş’ diye tanımlanan şekliyle başlarını  kapattıkları, örtünme biçimi ki… Halk arasında buna da “Baş bağlama” deniliyor.


Bugüne kadar  annelerimiz, anneannelerimiz başlarını geleneksel anlamda örttüler. Ne zaman ki başta ‘Üniversiteler’  olmak üzere siyasal simge haline getirilmek istendi. İşte! O zaman toplumsal uzlaşma bozuldu…


Sonuç olarak; öyle veya böyle’ başlar’ örtülebilir. Yeter ki ‘beyinler’ örtülmesin,  ‘ruhlar’ sakatlanmasın…


Bu durum bize, bazı çağrışımlar yaptırıp; “ Ayakları Bağlı Çinli Kadınlardan, Başları Bağlı Kadınlara” ve “Halkalı Kölelere” bir selam olur mu ne dersiniz?


“Tüm Dünya kadınlarının ‘Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun!’”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here