“Balyoz” Cumhuriyeti’nin milli katilleri

ülkenin bir kaosa sürüklenerek dünyadan tecrit edileceği darbe planları konuşulmakta ve tartışılmaktadır. 21. Yüzyılın Türkiye’sinde ortaya çıkan utanç verici bu manzaralar, daha önce Sarıkız, Ayışığı ve Kafes gibi çeşitli kod isimlerle hazırlanan ve deşifre edilen darbe planlarıyla/günlükleriyle şekillenirken son olarak deşifre edilen Balyoz planıyla tekrar gündeme geldi. Kafese konulup Balyozla darbe indirilmek istenen Cumhuriyetin bu manzarasını başka bir yazıya havale ederek Balyoz cumhuriyetinde cirit atan milli katillerimizin manzarayı umumiyesine bir göz atalım.

Gazeteci Abdi İpekçi cinayetinden sonra İpekçi’nin kızı, tepkisini “Zafer katillerin” diyerek dile getirmişti. Cinayetin üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen ne yazık ki katiller bu ülkede hep kahraman ilan edilip zafer kazanmış komutanlar gibi karşılandı. Abdi İpekçi’yi öldüren ve Papa’ya suikast düzenleyen Ağca’yı “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganları eşliğinde ve Türk bayraklarıyla karşılayan şizofren insanlar ve beyinleri faşizme programlanmış güruhlar ile gazetecilik namusunu yitiren bir kısım medya, milli katilimizi kalacağı lüks otele kadar yalnız bırakmadılar. Bu kepazeliklere alışkın bir ülkede yaşadığımız için ve en önemlisi de bebeklerden katil, katilden de kahraman üreten sakat bir toplumsal/hukuksal sistemle iç içe yaşadığımız için elbette ki zafer her seferinde katillere paye edilmektedir. Çünkü kanla beslenip ünlenen, ünlendikçe de millileşen katillerin bayrakla, çiçekle ve kahramanlık sloganlarıyla karşılandığı bir ülkede yaşıyoruz. Hatta o ülkede güpegündüz kitapçı dükkânını bombalayan tanıdık ve iyi çocuklar da mevcut. Yani sözün özü katillerimizin hepsi ya tanıdık ya da ünlü.

O yüzdendir ki Hrant Dink’in ölüm yıldönümünde “Katili tanıyoruz, adalet istiyoruz” sloganlarını attık. Oysa bu ülkede evrensel bir hukuk işlemediği için, “adalet” insanca yaşamanın değil de “mülkün” temeli olduğu için katillerin toplum tarafından tepki görmemesine, kanıksanmasına, cinayetlerinin olağan sayılmasına hatta Dink cinayetinde olduğu gibi takdir görmelerine alışık sakat bir toplumuz. Zira Hrant’ı kalleşçe arkadan vuran ve milliyetçi tosuncukların beyaz bereli idolü olan katil Ogün Samast’la birlikte -Türk bayrağını zafer edasıyla havaya kaldırıp- fotoğraf çektirenler tamda bu sakat toplumun utanç fotoğrafını gösterdiler bize. Tıpkı Hrant’ın katillerine şarkı sözleri yazıp söyleyen ve paçalarına kadar faşizme bulanmış, ağız dolusu faşizm kusanların gösterdiği fotoğraf gibi.

Bununla birlikte ülkedeki egemen ideolojik zemin milliyetçilik olunca ve milliyetçilik de özünde hastalıklı ve paranoyak bir nitelik arz edince bebeklerden katil yapmak pek de zor olmuyor. Üstelik devlet mahallesindeki kirli işlerin gösterildiği, milliyetçiliğin meşrulaştırıldığı, linç kültürünün pompalandığı, “öteki”nin ve gayrimüslimlerin düşman belletilerek “sevgili seyircilere” hedef gösterildiği “evdeki derin okul” olan Kurtlar Vadisi gibi yapımlarla bu iş daha da kolaylaşıyor. Öyle ki ülkedeki bir kesim; mert, kahraman, efendi, vatansever, milliyetçi, mis kokulu, terbiyeli ve alçakgönüllü gibi sıfatlarla nitelendirilirken, geri kalan kesimler vatan haini, dinsiz, gâvur dölü, pis ve cahil gibi aşağılayıcı, dışlayıcı ve faşizan sıfatlarla nitelendirilmektedir. Böylesi bir ortamda vatansever adalet timlerinin, din hamisi tetikçilerin ve milli katillerin yetişmesi elbette ki şaşılacak bir durum değildir. Hatta böylesi bir manzarada katillerin piyon misali daha çok öne çıkma çabasına girdiği ve yapılanların bir çeşit “dejavu” etkisi yarattığını söylemek de mümkündür. Mesela yıllanmış ve yaşlanmış katil Ağca, Papa’ya suikast düzenleyerek uluslararası ün kazanmış olsa da yeni yetme genç katil O.A onun yolundan giderek Papa değilse bile Rahip Santoro’yu öldürerek ne kadar vatansever ve dindar olduğunu ispatlamış oldu. Kendisinin “İsa Mesih” olduğunu iddia eden psikopat katilimiz Ağca’nın Papa suikastını neden gerçekleştirdiği şöyle dursun, O.A hazretleri karikatüre kızdığı için Rahip öldürmüştü. Tetikçi Ogün Samast da Hrant’ın açıklamalarına kızmış, O’nu arkadan kahpece öldürmüştü. Ne kadar basit gerekçeler ve ne kadar tanıdık yüzler değil mi?

Birileri bizim bu yalanlara inanmamızı bekleye dursun biz böylesi faşist bir iklimden beslenen katil tosuncukların bu gücü nerden aldıklarını düşünelim. Mesela fanatik milliyetçilikle geçirdiği ömründe belki de bir kitap bile okumayan ama Samast’ın akıl hocalığını yapan zatı muhterem, nasıl olur da onlarca kitabı onlarca dile çevrilmiş Nobel ödüllü Orhan Pamuk’a “akıllı olsun akıllı” diyerek akıl hocalığını sürdürmeye çalışabiliyor. Bu cüreti nasıl ve nerden bulduğunu anlamak gerçekten düşündürücü olmakla birlikte düşünmeye devam ederken daha Susurluk kepazeliği sıcaklığını korurken zamanın bir yerindeki demokratik, hukuk devletinde bir devlet büyüğünün sarf ettiği dâhiyane cümlesi aklıma geliyor: “Devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir” diye. Şeref sahibi olmayanların şerefli olmaları için ne yapmaları gerektiği konusunda yol gösterici nitelikteki bu söylem, aslında başlı başına bir yazı konusu olmakla birlikte mevcut sürecin politik arka planına göndermede bulunması açısından ve işlenen onca cinayetin doğru analizi açısından oldukça önemlidir.
Adam öldürmenin para ettiği, katillere ünlü sanatçılar gibi lüks otellere kadar refakat edildiği, haklarında methiyeli ve kahramanlık temalı kitap ve şarkıların yazıldığı, giydikleri aksesuarların piyasada yok sattığı, evlilik teklifleri alınması, cinayetlerin ranta çevrilmesi, şöhretlerinin ve kurbanlarının milli sınırları bile aşması, gençlerin aklına estikçe ve durumdan vazife çıkardıkça cinayet işlemesi ve bunlara benzer daha birçok rezillik ve faşizan eylemlerin odağı olan güzel memleketimden katil manzaralarına bakıldığında manzarayı umumiye karşısında söylenecek tek cümle kalıyor bize: Adaletin, mülklülerin temelini oluşturduğu, bebeklerden kahraman katiller, çürük katiller ve genç tetikçiler yarattığımız devlet mahallesinde zafer, ne yazık ki şeref yoksunu katillerindir!

Türkiye sizinle gurur duyuyor eli kanlı kahramanlar ve ciğeri beş para etmez ama katilliği çok para eden korkak tetikçiler. Sizler ki ülkenin en değerli aydınlarını, gazetecilerini, evrensel bir demokrasi ve hukuk talep eden yurttaşlarını, ve daha aydınlık bir Türkiye isteyen beyinleri yok ettiniz, arkadan kalleşçe vurup kaçtınız. İşte bu yüzden sizler ellerinizdeki kanla milli kahraman katiller olarak tarihin utanç çöplüğündeki yerlerinizi alırken Türkiye toplumu gerek vatandaşıyla gerekse medyasıyla tam bir haysiyet sınavı veriyor. Ya bu katilleri toplum vicdanında mahkum edip, çirkin yüzlerini gösterip beslendikleri “derin” ve “kirli” kaynakları deşifre edeceğiz ya da Ağca örneğinde olduğu gibi aramıza hoş geldiniz, kanlı ellerinizle canlı yayınlarımıza, paralı röportajlarımıza da bekleriz diyeceğiz. Haysiyetsizliği seçenler unutmasınlar ki yalnızca zafer bayrağını değil aynı zamanda demokratik ve özgür bir Türkiye’nin geleceğini de katillere süresiz ipotek etmiş olacaktır. Karar sizin!

________________

* Deniz ÖZYAKIŞIR, dozyakisir@gmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.