Barış …(III)

Buzun üstünde görünen yüzüyle, bir asra yakın süredir “Bastırılmış ve asimilasyona tabi tutulmuş Kürt” sorunu, ilk defa böylesine bir “kararlı” iradeyle barışa doğru yol alırken, herkesin gözü “acaba”larla dolu bir yol kazasına çervişmiş durumda.
Oysa sadece yol kazası değil.
Bu barışı engellemek için her türlü mücadele yolları deneniyor.
Yeni anayasadan taviz verileceği söyleniyor.
Başkanlık sistemi pazarlığının kıran kırana yapıldığı iddia ediliyor.
“Türk” ve “Türklük” kavramı üzerinde yüzlerce spekülasyon yapılıyor.
Yetmedi, APO’nun özgürlüğünden dem vuruluyor.
Dahası Öcalan’ın ısrarla vazgeçtiğini vurguladığı “Kürdistan Devleti” ve “yeni harita” hayali nedense gündemden düşürülmüyor.
Görüşme masasında olmayanlar “var” mış gibi beyinlere akıtılıyor.
Masada olanlar ise “yok”muş addediliyor.
Bu ne biçim haldir ki, muhalif olanlar tarafından “barış” sözcüğü bile telaffuz edilmiyor.

AKP iktidarı bir asra yakın süredir bu ülkenin “ yok” addedilen sorunlarına el attığında pek inandırıcı gelmemişti karşı görüşteki insanlara.
Hatta, kendi tabanı bile kuşkuyla baktı parti programında açıklanan vaatlere…
Ancak son on yıl içinde görüldü ki, “tabu” sayılan ve vesayetçilerin gündeminde “yok” hanesinde yer alan ne kadar “dikenli” sorun sarsa bu iktidar bunlara el attı.
Azınlık hakları.
Ekalliyetlerin edinilmiş mal varlıkları.
Rum ve Ermenilerin çözümlenmeyen sorunları..
Ruhban Okulu ve diğerleri…
Böylesine “çapak”lı ve “diken”li sorunlar çözümlenince ülke elden mi gitti ?

Daha sonraları Kürt sorununun ele alındığı günleri hatırlayın.
Kürtçe konuşmak, müzik yapmak, bu lisani öğrenmek, kitap yazmak “yassak” kapsamında addediliyordu.
Her bir sorun çözümlenmek istendiğinde “Bu hakkı vermeyelim, ülke bölünür” paranoyası hakim değil miydi?
Her bir sorun ele alınıp çözümlendiğinde ülke elden mi gitti ?
Fiyasko saydığımız Habur olayı, basiretle çözümlenseydi ve bu sorun beş yıl önce halledilseydi, fena mı olurdu?
Ülke batar mıydı?
Ne yazık ki, “ Haklarını vermeyelim, ülkeye hakim olurlar” safsatası hala devam ediyor.
Kürt sorununun barışla taçlandırılması gerekirken, basireti tutukluk yapan vesayetci zihniyet hala aklıselimi devreye sokamıyor.
Hisler ve kinler biriktiriliyor.
Muhalif medya ve partiler “Majino Hattı” gibi her gün barışın önüne tıkamaya gayret ediyorlar.
Bir süre sonra eğer barış sağlanırsa anlayacaklar ki “barış ülkeyi batırmamış”
Aksin e Türkiye’nin ufku açılmış.
Ülke kendi bölgesinde bir numaraya oturmayı başarmış.
Bu çok mu kötü?
Bir asırdır birikmiş “ korkulardan” korkmadan, barış güvercinlerini uçurmaya çalışanlara destek vermek bence tarihi bir sorumluluk.
Bu sorumluluğa destek değil, köstek olanları tarih affeder mi bilemem.
(son)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.