Barış…(II)

2013 yılı barış sürecinin hukuki yanı ile görüşmelerin gizlilik yanı ayrı ayrı ele alındığında söylenecek çok şey olabilir.
Çünkü eli silahlı ve gerilla taktiği ile savaşan teröristlerle aynı masada “hukuk” konusunu ele almak, yürürlükteki mevcut yasalara bakarak hareket etmek bence son derece mahzurlu.
Bir kere hangi yasaya bakacaksın?
Anayasan sivil değil.
Siyası Partiler Yasası hala değiştirilmiş değil.
Seçim yasası ise ateş topu, kimse elini süremiyor.
Mevcut ve uygulamadan şikayetçi olduğumuz hukuk ise ortada.
O zaman bu sorunu gündeme getirmenin pek anlamı yok.
Önemli olan görüşmelerdeki gizlilik konusudur.
Çünkü bu tür görüşmeler “kazan-kazan” üzerine ve “ gün ışığında pazarlık edelim” mantığı ile başlamaz.
Yani tek tarafın kazanması söz konusu edilmeyeceğine göre, iki taraf arasındaki müzakerelerin de gün ışığında yapılması her an yol kazalarına yol açabilir.
Nitekim PKK ile yapılan görüşmelerin ilk ayağı olan Oslo süreci “gizlilik” kurallarının dışına çıkıldığı için fiyasko ile sonuçlandı.
Anamuhalefetin sık sık gündeme getirdiği açıklık, yani şeffaflıktan dem vuranlara şunu hatırlatmak gerekir.
“Halkın, sürecin her anından haberdar olması barış sürecine ne tür katkı sağlar?”
Bu açıklık ve şeffaflıkta kamu yararı var mıdır?
Lafı hiç uzatmaya gerek yok.
Son 70 yıldır böylesine “bilgi” aktarılan bir sürece rastlamış değiliz.
Gerek Oslo ve sonrasında…
Gerekse son altı aylık sürede…
Her şey alabildiğince gözler önünde cereyan ediyor.
Askeri vesayet dönemlerini hemen hatırlayalım ve şeffaf olan tek bir örnek varsa ortaya koyalım.
Unutmayalım ki, İmralı tutanaklarının “sızması” veya “ sızdırılması” sürecin bitip- bitmeyeceği noktasına getirdi ülkeyi.
Fatura medyaya kesilmek istendi.
Bu medya ayrı bir konudur ve her yönü ile tartışmaya açık bir sorundur.
Neticede gelinen nokta, alınan keskin virajın hala devam ettiğini göstermekte.
Aslında böyle barış süreçleri yaşanan ülkelerde de sona bir veya iki yılda gelinmediği, bazı hallerde on yılı aşkın süre içinde kıyasıya pazarlıkların sürdüğü bilinmekte.
Türkiye, bu sorunu kazasız aşabilecek mi?
Meseleye “iktidar gücü”nü pekiştirecek, arttıracak ve yönetimde “tek ses” hakim olacaktır penceresinden bakmak mümkündür.
Yani AKP büyük bir başarı elde ederse, “Başkanlık Sistemi elbisesi Türkiye’ye giydirilecektir” sonucuna varmak, rasyonel bir tahminin ötesinde bir olgu.
Benim kanaatim eğer AKP yönetimi barış sürecinde ilk virajı kazasız atlatırsa, yani silahların susturulması aşamasına gelinirse yine de başarılı addedilecek.
Nedeni çok açık.
Hiçbir siyasi partinin yapmadığını yapmış olacak.
Halkın gözünde gelinen nokta “ zirve” noktası dahi addedilebilir.
Ve doğal olarak bu başarı AKP’nin puan hanesine yazılır.
“Aman haaa” diyenler çıkacaktır.
Çıksın, zararı yok.
Demokrasilerde “ kakafonik tablolar “her zaman yaşanabilir.
Yaşansın, kimsenin sağlığı (!) bozulmaz…
Önemli olan barış gelsin.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.