Baskı gücü oluşturmak

Baskı gücü oluşturmak

0
PAYLAŞ

Kişiliği gelişmiş insanlar paylaşmaktan, kişiliği yeterince gelişmemişler de egemen olmaktan hoşlanırlar. Hiçbir şeye egemen olamayacak kadar nasipsiz bir kişiysen bir kadının canına okumak gibi bir işi de beceremeyecek misin kardeşlik? Evlenme törenlerinde bir yandan içim acır bir yandan da çok kötü öfkelenirim: profesör cüppesine benzer bir cüppe giymiş ve böylece resmi ya da korkunç bir havaya bürünmüş olan nikah memuru veciz sözlerle mutluluk üzerine görüşler bildirirken, sevgi ve dayanışma konusunda bayatlamakla kalmamış düpedüz kokuşmuş çeşitlemeler sunarken, birkaç kendini bilmez ayağına bas ayağına diye bağırır. Baskı gücü oluşturmaya bu kadar tutkun bir toplum daha var mıdır bilmiyorum. Zavallı kadın o anın şapşallığı içinde koca diye seçtiği bıçkının ayağını ayak yordamıyla bulmaya çalışırken gülünç olur. Boğazı kesilmiş, bacakları koparılmış, gözleri oyulmuş kadınlardan kim bilir kaç tanesi o yapay o içtenliksiz “mutluluk” gününde bu ayağa basma işini pek güzel başarmıştır. Bunu yaparken de yüreğinin derininde su yılanı gibi süzülen nice kuşkuya aldırmadan çağrılılara kemik gibi gülücükler yollamış, ne kadar mutlu olduğunu ona buna ve bu arada çulsuz olmakla sevmek hakkını çoktan elden kaçırmış olan yetersiz ve yeteneksiz eski sevgiliye anlatmak istemiştir.

Çok büyük bir bölümünü ailede ve okulda yeterince eğitilme olanağı bulamamış insanların oluşturduğu bir toplumda egemenlik tutkusu istemediğiniz kadar çoktur. Bu tutku gözlerden süzülür, paçalardan akar, el kol sallayışlarda derin anlamlarını bulur, gündelik eylemlerde ahlak bozukluğuna kadar varan yakası açılmadık sayısız oyunu karşınıza çıkarır. Bir egemenden kaçsanız öbür egemene çatarsınız. İlk egemeniniz babanızdır ve onun acımasız belirleyiciliği altında biraz da zorlama egemen durumunda olan annenizdir. Gerçekte kardeşimiz demokrat bir insandır, gelgelelim dünya kötü. Bütün bu baskıları ne için uyguluyor? Elbette yavrularının mutluluğu için uyguluyor. Gerekçe sağlam ve düşündürücüdür: “Sevgili yavrum biz senin yanlış yapmaman için böyle davranıyoruz, bizim yaptığımız yanlışları ve daha başka yanlışları yapmaman için. Yoksa sen bütün bunların dışında çok özgür olduğunu biliyorsun.”

İnsanları baskıyla adam etmeye ve böylece yaşama hazırlamaya çalışmak geriliğin üst noktalarında olmanın belirtisidir. İnsanın yönlendirilmesi değil de yönünü bulması için desteklenmesi gereken bir varlık olduğu gerçeğini insanlık daha Rönesans’ın başlarında yakalamaya başladı. Çocuklarınızı ne kadar yanlış eğittiğinizi anlamak için bugüne kadar gelmenize gerek yok, XVI. yüzyılın Montaigne’i bu konuda size çok şey söyleyecektir. Hele bir de iki yüzyıl sonrasına doğru gidip Rousseau’nun kapısını çalarsanız bilmeniz gereken şeylerin neredeyse tümünü elde edebilirsiniz. Montaigne mi? O da kim? Hani şu deneme yazarı mı? Aferin, nasıl da bildiniz. Rousseau mu demiştiniz? O da şu aydınlanmacı değil mi? Bundan da tam not aldınız. Ne var ki bilgi dağarınız sizi bir çocuğu yetiştirme konusunda tam anlamında yarı yolda bırakacak hatta yarı yola bile ulaştıramayacak ölçülerdedir.

Baskıcının açısından bakarsak daha değişik duygulara kapılabiliriz. Kim bilir vaktiyle nasıl yaraladılar onu da. Belki de hiç ilgi görmemiş bir çocuktu, yarım pabuçla büyüdü ve yarım bilinçle topluma girdi. İyi yetişmemiş olmanın sıkıntılarını ben yaşadım çocuklarım yaşamasın duygusuyla aptalca bir koruyuculuk görevini seve seve yüklendi. Belki, tersine, bir eli yağda bir eli balda olmanın dümdüz ortamında insan nedir sorusunu bile sorma gereği duymadı kendisine. Varlıklılığın getirdiği koşullarda başka yoksulluğun getirdiği koşullarda başka hastalanıyoruz. Varlıklı ya da varlıksız olmak değil asıl sorun, asıl sorun yeterince bilinçlenmemişlikte yatıyor. Hastalıklarımız bizimle kalsa iyi, kalmıyor, onları yeni kuşaklara aktarıyoruz. Çocuklarımıza, yakınlarımıza, dostlarımıza, komşularımıza, arkadaşlarımıza, öğrencilerimize, okuyucularımıza yüklüyoruz. Hastalıklarımızı inatla koruyor, öncelikle işimize gücümüze taşırıyoruz. Babamızdan yediğimiz dayakların acısını insanlardan çıkarırken çok kimseyi hasta ediyoruz. Şizofreni gibi paranoya gibi hastalıkları düşündürmeyen sağlıklı bir toplumun koşullarını oluşturmalıyız, yoksa toplumsal ve kişisel sakatlıkların önünü alamayız. Sağlıklı bir toplum oluşturmak kimsenin görevi değildir, kimsenin altından kalkabileceği bir iş de değildir, her kişi sorunun kendisiyle ilgili yanını çözse yeter: hepimiz öncelikle sağlıklı olmaya çalışmalıyız. Güçsüzlüğümüzü başkalarına baskı yaparak dengelemek adında bir ilkellik bugünün insanına hiç yakışmıyor.

BİR CEVAP BIRAK