Baskıcı ahlak

PAYLAŞ

Baskıyı içlerine iyiden iyiye sindirmiş olanlar özgür ahlakın güzelliklerini yaşayamazlar ve insanın her zaman demir yumruk altında mutlu olabileceğine inanırlar. Onlara göre insan, özellikle genç insan kendini götüremeyecek kadar güçsüz ya da zavallı bir varlıktır, buna göre onun kendi gidişine bırakılmaması doğru olur. Bütün insanlar bu doğruya inanmış gibidirler. Dişlerine göre gördükleri birilerinin yaşamını zehir etmek için kolları sıvarlar. Öte yandan onlar yazgılarını üstün gördükleri birilerinin ellerine bırakıp çıkmakta sakınca görmezler. Elli yaşında bir kızın annem dedi ki diye konuşması, göreneklerin buyruğunda ninesinin dizi dibinde kısmet beklemesi bizi şaşırtmaz. Bu durum toplumda büyük bir çoğunluğun, özellikle kültür düzeyi ortalamanın çok üstünde olmayan kimselerin yaşamlarını birilerinin güdümünde sürdürmesi anlamına gelir. Bir takım kutsal kavramlar altına gizlenen gerçek doğrudan doğruya birilerinin birilerine bağımlı yaşamak zorunda olduğu gerçeğidir.

Ahlakla, inançla, kutsal değerlerle ilgili söz yığınlarını araladığınız zaman karşılaşacağınız durum işte bu kölelik durumudur. Bu baskı düzeninin sağlıklı bir biçimde sürmesi yalanların çok güzel söylenmesi becerisine, çıkarların renkli örtüler altına gizlenmesi ustalığına bağlıdır biraz da. Birileri bir takım katılıkları değer diye öne sürerler ve bu değerlerden yana çıkmayanların başına neler neler gelebileceğini duyurmaya çalışırlar. Bütün bu oluşumlar içinde iyimserlik her zaman olasıdır. Bu yüzden uydurma iyimserliklerin künyesini iyi okumak gerekir. İyimserliğin çocuklaştığı durumlar vardır. Örneğin Konfuçius büyük bir iyimserlikle şöyle der: “Adaletle ve dürüstlükle yönetiyorsanız adaletli ve dürüst olmamaya kim cesaret edebilir?” Adaletle ve dürüstlükle yönetiyorsanız birileri ayağınızı kaydırmak için havayı kollamaktadır. İlk fırsatta öldürücü vuruşu yapacaktır. M.Ö. VI. yüzyılda yaşamış olan iskit filozofu Anakharsis çok da iyimserlikten yana değildi. “Atinalıların meclisinde bilgeler konuşur deliler karar verir” diyordu. Dili uzun olanın dilini koparırlar. Atina’da Anakharsis’e belki de yabancı diye bir şey yapmadılar ama zavallı adam ülkesine dönünce sudan bir nedenle öldürüldü, hem de kral olan kardeşi Saulius’un buyruğuyla. Meğer Anakharsis İskit’de Demeter dinini yaymaya çalışıyormuş. Belli ki onun ince kişiliği ülkesinin kültürel koşullarıyla uyuşmuyordu.

Kalıplaşmış değerler kişilerin yaşamında da toplumların yaşamında da durallığın yani gelişememenin baş koşuludur. İnsanlar genelde değişimden yana görünürler ama çoğunluk çok zaman değişmezden yanadır. Değişim gibi görünen şeyler de genelde dibe inmeyen, özü ilgilendirmeyen şeylerdir. Bir şeyler değişir gibi oldukça bir şeylerin inatla hep aynı kaldığını görürsünüz. Yaşam sıkışsa da değişim istenir şey değildir. Bazı sorunların çözümlenmesi için bazı değişimleri göze almak gerekmez mi? Değişimden yana olmamanın gerekçeleri vardır. Bunlardan biri Abraham Lincoln’ün şu pek ünlü sözünde anlatımını bulur: “Irmağı geçerken at değiştirilmez.” İnsan bazen tuvalete gitmeye erinir de sonunda altına yapar. Demek ki değişim gerekli de olsa esenlik ve dinginlik adına durup beklemek daha doğrudur. Böylece düzen sürer gider. Elli yaşındaki evde kalmış kız annesine sorar: “Akşamüstü Necla’yla parka gidebilir miyim?” Ya da tam tersi olur, bu da baskının bir başka armağanıdır: kızın üç gündür nerede olduğunu aileden kimse bilmez.

İnsanlığın tarihi sürü ahlakından gerçek aydın ahlakına geçişin bitmez tükenmez savaşımıyla dolu da olsa bugün hep birlikte geldiğimiz nokta henüz kendi yazgımız üzerinde söz sahibi olma noktası değildir. Küçük insan yaşamı sürdükçe, insanlar kurtuluşu çok küçük çıkarlarını kollamakta buldukça pek bir şey değişmeyecek. Bu edilginlikte başeğme ve başeğdirme ahlakı sürüp gidecek. Bu edilginlikte iktidar olma tutkuları gelişecek. İktidar olma tutkusu bugünkü insanın genel hastalığıdır. Bu çok tehlikeli tutkunun ileri biçimlerinde son derece olumsuz görünümler oluşur: insan iktidar olabilmek adına kendini yok etmenin koşullarını yaratmaya başlar. İnsanların tüm hırslarından arınmış olarak kendi değerlerinin ışığında bildikleri gibi yaşayacakları, kimsenin işine karışmadan ve kimseyi işine karıştırmadan özgürce düşünebilecekleri ve özgürce eylemde bulunabilecekleri zamanlar çok ilerde olmalı. Bugün için yaşam açık ya da örtülü bir yıkışma alanıdır, bu yıkışmada her türlü hileyi yalanı tehdidi oyunu ikiyüzlülüğü silah olarak kullanmak yasaldır. Her şey insanlığın bilinç gelişimlerine bağlı dostlarım. Çok güzel bir dünyanın düşlerini erkenden kurduk ama kendisini kurmayı beceremedik. Umutsuz olmak yok, var gücümüzle bize daha yaraşır bir geleceği kurmaya çalışacağız. Bu yolda başımıza gelecekleri de göze almış olarak elbet.

CEVAP VER