Basın bağımsız olabilir mi?

PAYLAŞ

Basın bağımsız olabilir mi? İlk bakışta basının bağımsız, gazetecilerin kendi vicdanları ile meslek ilkleri arasında sıkıştığını kabul edebiliriz. Fakat bunun bir yanılsamadan öteye gitmediğini biraz içine girince görürsünüz.

Teknolojinin ilerlemesi ile birlikte, basın içinde çeşitlilik gelişmeye devam ediyor. Fakat bu teknolojik devrimin özgürlük getireceği yanılsaması, kısa sürede yok olmuştur, çünkü medyaya sahipleri, daha da daralmış ve sahiplerin sınır tanımaz şekilde yayıldığına şahit oluyoruz. Bugün reklam pastasını elinde bulunduran basının patronları, alternatif basını da biz yaratırız anlayışı içinde, değişik ülkelerde değişik amaçlara yönelik gazete ya da TV yayını yaparken, global çıkarlara uygun olarak haberlerin sansürlendiğine de şahit olmaktayız. İşlerine gelen haberleri, istedikleri gibi yönlendiren ajansalar sayesinde, yerel haberin daha alt basamaklara düştüğünü görmekteyiz.

Basın, ülkeden ülkeye değişiklikler göstermesine rağmen, basının temek amacı haberi okuyucuya ulaştırmak olduğu gerçeğinden gün geçtikçe uzaklaşmaktayız. Haberin işlenmiş halini okuyucu ulaştırırken, amacına uygun bir kamu yaratmak için silah olarak da kullanılmaktadır. Basın, devletin çıkarları yönünde, gereği görüldüğünde muhalif, gereği görüldüğünde yandaş konuma getirilebilmektedir. Basını elinde bulunduran erkin çıkarları bu konuda önemli bir ayrıntıyı içinde saklar.

Ülkemizde ise, gazeteciler aldıkları ‘sarı basın’ kartını başbakanlıkta çalışan memurlara onaylatmak ve onların bakış açısına uygun olarak basın kartını kullanmak zorundalar. Başbakanlıkta çalışan memurlara onaylatılan bu kart, doğal olarak basın emekçisinin devlet tarafından onaylanması ve kontrol edilmesi anlamını taşımaktadır. Avrupa’da, basın kartları basın dernekleri ve sendikaları tarafından verilmektedir. Bizde devletin basın üzerinde etkisini görmek açısından önemlidir. Bağımsız olduğunu söyleyen gazetelerin çalışanları, bir şekilde devlet tarafından denetlenmiş olmaktadır. İkinci denetim mekanizması ise, basın sektörünün patronlarının başka işlerinin olması ve basın dışından olmalardır. O işlerini devlet mekanizması ile çatışmaya girmeden yürütmek zorundalar. Eğer hükümet ile ters düşerlerse, gazetelerinin ve diğer işlerinin başına ne geleceğini yaşayarak öğrendik. Ülkemizde, 12 Eylül darbesinden sonra yeni kimliklere bürünürken, patronları ve gazetelerin çalışanları sürekli bir değişim içinde bulunmaktadır. Bir dönem etkili olan medya patronu, bir seçim sonrası davalar ile uğraşırken, elinden giden gazetelerinin arkasından bakmak ile yetinebiliyor. Gazeteler, içinde çalışanlar ile alınıp satılan bir ticari konuma dönüştürülmüştür. Gazeteci ise, kim gelirse gelsin, patronun çıkarı yönünde çalışmak ve olaylara bakmak ile yükümlüdür. Patronlarının dünyaya bakışı zıt kutuplarda olup olmaması önemli değildir, profesyonel gazeteci, her koşula uygun biçim değiştirebilmekte, geçmişte savunduklarının tam zıddını savunmayı doğal olarak görebilmektedir. Profesyonel gazeteci, görevini yapmak ile yükümlüdür.

Basın kartını, devletin onayından geçiren gazeteciler, gereği gördüğünde istihbarat teşkilatı için her türlü bilgi akışını yapabilmektedir, haber kaynağını gerekli olduğunda teşhir etmekten çekinmemektedir. Bu teşhir olayı, istihbarat birimi içinde olduğunu söylemek abartı olmasa gerek! Önemli olan, devletin çıkardır ve devletin bir memuru konumunda olan (çünkü onaylanmış olan) gazeteci, bu davranışını gazete ilkeleri içinde görebilmektedir. Basın kartını, devletin onayından alan birinin bu şekilde dünyaya bakması kadar doğal bir şey yoktur.

Ülkemizde sarı basın kartını taşıyanların bir çok indirimden ve olanaktan yararlanması, devletin onlara vermiş olduğu ödüllendirme olarak görebiliriz. Basın kartı sahibi, kartını kaybetmemek için, işten atılmış dahi olsa, sigorta parasını kendi cebinden ödeyerek, bir yerde çalışıyor gözükmek için elinden geleni yapmaktan da geri durmaz. Önemli olan kazanılmış hakların korunmasıdır. Basın emekçisi, şimdi patronun gözüne girmek için her türlü özveriyi göstermekten çekinmez, çalışma saatlerinin uzun ya da kısa olduğunu sorgulamaz. Önemli olan zor eline geçirdiği işyerini kaybetmemektir. Bu işyerini korumak için her türlü özveriyi profesyonel anlayış içinde yerine getirecektir. Özveriyi yerine getiren gazetecinin, bağımsız olması beklenemez.

Bugün basın dünyası, artan nüfusa göre gazete satışlarını artırmamaları, toplam rakamı tutturmak için gazetelerin bedava dağıtılması tesadüfi değildir. Bedava dağıtılan gazeteleri tiraj raporlarından çıkarmış olsak, acaba bugün ülkemizde kaç adet gazete gerçekten bayi satışına sahiptir?

Ülkemizde, futbol ile ilgili şike konusunda bir operasyon yapılmaktadır, bir de haberlerdeki şikeler konusuna el atılmış olsa, yaptığı haber yüzünden hesabı kabaran gazetecilerin kimlileri ortaya çıksa, nasıl bir sonuca ulaşabiliriz? Bugün savcılıkta ifade veren futbolcular yerine gazeteciler olurdu diye düşünüyorum ve onlar gibi daha masum olmadıklarını görebilirdik. Futbolcu sadece sonucu etkilerken, gazeteci sonuç yanında kamuyu da etkilediğini unutmayalım! Bizim gazetecilerde işlerini bilirler, tıpkı memurlar gibi! Devlet büyüğümüz memurları için böyle dememiş miydi? Yoksa yanılıyor muyum?

Devlet memurundan basın kartı alanın tarafsız olacağını düşünmek bana saflık olarak geliyor. Açılım içinde, neden basın ve basın emekçileri yer almadığını düşündünüz mü? Neden onları devlet kart vererek kontrol etmeye devam ediyor dersiniz?


—————————————
http://cemoezkan.blogcu.com

CEVAP VER