Basın özgür değilse…

Demokrasi, hata yapan, kusur işleyen, kural ve yasalara uymayan bir sürücünün önüne, trafik polisinin çıkmasıyla biter.
Özgürlük sınırı oraya kadardır.
Demokraside özgürlüğün sınırları bellidir, bir başkasının özgürlüğünü tehdit etme noktasına gelmişsseniz, sizin için deniz sona ermiştir, kara görünüştür artık.

Basın özgürlüğü ise yine sınırları yasalarla çizilmiş bir özgürlük alanıdır.
İnsanların haber alma özgürlüğünü sağlayan, onlara doğruları, ya da doğruya en yakın olanı aktaran basın dünyasındaki yayın organlarının da özgürlükleri sınırlıdır.
İnsanların şeref ve haysiyetleri ile oynamayacaksın.
Bireysel özgürlüklerin özel alanına girmeyeceksin.
Yani  kişinin veya ailenin gizli ve mahrem olan alanlarıyla ilgili yayın yapmayacaksın, onlar hakkında bilinmesi gereken sınırlar içinde kalacaksın.
Yalan yazmayacaksn, yanlış haber vermeyeceksin.

Ancak sokaktaki adamla, kamuda görev yapan insanların durumları da ayr ayrı belirlenmiş basın yasalarında.
Kamuda görev yapanların hatalarını, yanlışlarını, yasa dışı tutumlarını, geçmişteki suçlarını ortaya dökmek, halkı bu konuda doğru bilgiye ulaştırmak medya organlarının görev alanları içine girer.

Bakın daha seçimler yapılmadı ama muhafazakar Cumhuriyetci Parti’nin başkan yardımcısı Alaska Valisi Sarah Palin’in  17 yaşındaki bekar kızı Bristol’un evlilik dışı ilişkisinden hamile olduğunun ortaya çıkması ve bunu Palin’in kabul etmesi bomba etkisi yaptı ABD’de. Şimdi 300 milyon Amerikalının diline düştü bu durum ve herkes bunu konuşuyor.

Ya bizde böyle bir şey yazılsaydı bomba haber yapılanın değil, yapanın üstüne düşerdi.

Yalanlamak için kuyruğa girenler.
“Böyle medya olur mu?” diye haykıranlar.
“Özgür basın olmaz olsun” diyenler.

Oysa ABD’de Palin daha seçilmedi, kamu görevine başlamadı. Ama şu andakı sıfatı Alaska Valisi ve üstelik ABD’nin ikinci adamlığına aday olduğu için didik dik ediliyor özel hayatı.

Ben geçenlerde (adı lazım değil ve değmez) bir rektör hakkında “yavaş hareket ediyor” diye yazdım diye bu konudaki haber yalanlama yoluna gidildi.
Mahkemeye başvuruldu ve yasal yoldan sonuca ulaşıldı.
Ne oldu?
“Yavaş hareket” hızlandı mı?

Demem o ki, özgür basın demokrasinin olmazsa olmazları arasında yerini alır.
Sadece bu değil.
Yeri ilk sıradadır.

Şimdi ne olacak?
Aynı rector, hatalı bir davranışta bulunmuşsa veya verdiğimiz vergileri yerinde kullanmama gibi bir karar almışsa bu yazılmayacak mı?
Bal gibi yazılacak.
Ama şu da var, doğru bilgileri yalanlamak için adalet kapısı açık tutulursa, bu her zaman gazete ve gazeteciler için tehdit oluşturur.

Yani yazılanlar doğru dahi olsa, bir önceki mahkeme kararı gazetenin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanır.

Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “Ceza tehdidi varsa, özgür basın faaliyeti yoktur” yolundaki kararı bize göre herşeyin önündedir ve olmalıdır.

Demem o ki: Bizler, yani gazeteciler, yani gazete sahipleri, yani yazı işleri müdürleri, yani genel yayın müdürleri, yani yazarlar yani haberciler,  yani matbaa işçileri, bizi doğruları yazmaktan kimse alakoyamaz., özgürlük sınırlarımız içinde bizler bir milim geri adım atmayız.

Kazandığımız ve hakkımız olan basın özgürlüğünü, halkın doğru bilgilendirilmesi adına sonuna kadar, dibine kadar kullanırız.

Bir ülkede basın özgür değilse, bilin ki halk da özgür değildir, Polis de, savcı da, hakim de özgür değildir. Siyasetcisi de değildir, memuru da…
Hatta rektörü de…
Bu böyle biline…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.