Batı kendini arıyor

Batı kendini arıyor

0
PAYLAŞ

Batı kendini yitirdi, şimdi kendini arıyor. Bulabilecek mi sizce? Kim bilir! Dünün sömürü koşulları bütün boyutlarıyla sürüyor olsaydı bulurdu, bulabilirdi. Öyle olsaydı kendini yitirmezdi zaten. Sömürü koşulları ortadan kalktıkça Batı kendini elden kaçırmaya başladı. Yeniçağ’ın dehaları sömürü düzeninin birer ürünü oldular diye düşünmek gerçekte kanıma dokunuyor. Ama işin doğrusu bu. XIX. yüzyılın sonlarından sonra, özellikle XX. yüzyılın ikinci yarısından sonra nasıl oldu da Batılı ağır ağır belleğini yitirmeye doğru gitti? Batılının kendini elden kaçırmakta olduğunun en büyük belirtisi onun uydurma sorunlarla uğraşmaya başlamış olmasıdır. Aklını islam inancına takmış bir batı aydını ancak bu yüzyılın insanına ters gelmeyebilir. Nerede bir takım sözde karikatürcülerin peygamberlerle uğraşan sözde yapıtları nerede Shakespeare, Molière, Descartes, Rousseau! Acıklı mı gülünç mü diyecek olursanız hem acıklı hem gülünç derim. Zaten her acıklıda bir gülünç ve her gülünçte bir acıklı sezilmez mi?

Çöküntünün en büyük belirtisi bayağılaşmadır. Bu bayağılaşma gündelik yaşamdan başlayarak yapıtlara kadar yayılır. Aşk ilişkileri bayağılaşır, roman bayağılaşır, tiyatro bayağılaşır, şiir bayağılaşır, bilim ve felsefe bayağılaşır, daha doğrusu her şey bayağılaşır. Her şeyin kötüsü ya da uydurması bir değer olarak geçerlik kazanır. Bu yalnız bizde değil Batı’da da böyle oldu. Bizler burada bir şeyleri oldurmak için doğru yanlış çaba gösterirken ya da düşler kurarken Batılı yitirdiği şeyin sıkıntısını yaşamaya başladı. Önce pek belirgin değildi bu. İnsan bunamaya doğru giderken belleğinin artık kendisine oyun etmekte olduğunu sezemez, ama bir süre sonra babasının adını bile anımsayamaz olunca neyle karşı karşıya olduğunu anlar. Batı bugün vaktiyle yaşamış olduğu bellek yitimine benzer bir durumu yaşamakta olduğunu görüyor. Ataları Ortaçağ’ın sonlarında hıristiyanlığın da yardımıyla buyük boyutlara ulaşmış olan bellek yitiminden kurtulmak için yunan-latin kaynaklarına dönme gereği duymuştu. Rönesans işte bu serüvenin özel adıdır. Geleceğin Batılı aydınları tıpkı Rönesans aydınları gibi büyük çabaların içine girerek belleklerini tazelemek isteyecekler ve bu yüzden üç yüzyılın, XVII., XVIII., XIX. yüzyılların verimli kaynaklarına dönme gereği duyacaklar. Ancak bunun için koşulların ne zaman elvereceğini şimdiden kestirmek olası değildir.

Batılı şimdi şu son zamanlarda ipi elinden kaçırmış olmanın sezgisine vardı. Düşman kesim olarak gördüğü kesimde yani doğu kesiminde henüz Dostoyevski’lerin, Spinoza’ların, Flaubert’lerin, Baudelaire’lerin, Rimbaud’ların olmadığını bilse de geleceğin böyle kalmayacağını da biliyor. Yeniçağ’ın temellerini atan aydınlar din adamlarının geriliğini aralayıp aydınlıklara büyük bir hızla ulaşmışlardı, bu aydınlıklara ulaşma çabasında yalnız sivillerin değil rahiplerin de büyük payı olmuştu. Bunun gibi bugün Doğu’da bir tutuculuk etkeni olarak belirlenen inanç ögeleri de yepyeni bir dünyanın oluşumunda büyük ölçüde belirleyici olamayacaktır. Batılılar bunu bilmekle birlikte azgelişmiş ülke insanını iyileşmez bir geriliğin tutsağı olarak görmekte ve göstermekte ayak diremekten geri durmuyorlar.
Batılıların doğu aydınlarını batı aydınlarına benzetme ve böylece Batı’nın çıkarları için kullanma çabası bir ölçüde başarılı olmuştur. Osmanlı’nın son dönemleri de bunun gözboyayıcı ve gözyaşartıcı örnekleriyle doludur. Ancak dünyanın her yerinde bugüne kadar yaşamın olağan dönüşümlerini engellemek için ellerinden geleni yapmış insanların bazı şeyleri birazcık saptırmak ve bazı şeyleri birazcık yavaşlatmaktan öte bir başarıları olmamıştır. Yaşam hepimizden güçlüdür. Dünyanın hiçbir yerinde karanlığa sonuna kadar yenilecek bir aydınlık, bilgisizliğe sonuna kadar yenilecek bir bilim, yalanlara sonuna kadar yenilecek doğrular olmadığı içindir ki insanlık her zaman ve her yerde bir adım geri atsa iki adım ileriye gidiyor. Gazeteler artistleri gizli sevgilileriyle görüntülesinler, dizilerde bir takım ne anlatmak istediği belli olmayan kadınlar ve erkekler birbirlerine avazları çıktığı kadar bağırsınlar, siyaset adamları yalanları yanlışlara katarak yalnızca temsil ettikleri kesimlerin adına insanları yönlendirmekten geri durmasınlar, birileri insanların kafasını karıştırmak için sanatın bütün dallarını kullansınlar, kim ne yaparsa yapsın büyük insanlık o varlığına yazgı gibi sinmiş olan dönüşüm ruhunun gereklerini yerine getirmekten geri durmuyor. Biz Batı’nın karşısında bir doğu yandaşı değiliz. Bugünkü zavallı görünümlerinden uzaklaşmış ve yeniden insan olmanın bütün yüce amaçlarına doğru yürümeye başlamış bir Batı bizi çok ama çok sevindirir. Çünkü insan bir bütündür. İnsanlık bu gerçeği anladığı gün kurtulacak.

BİR CEVAP BIRAK