“Batı İslam düşmanlığını ödüllendirdi…”

NATO’nun yeni genel sekreteri olarak tüm NATO üyeleri tarafından oybirliği ile seçilen Danimarka başbakanı Anders Fogh Rasmussen ise karikatürleri savunmuştu. Danimarka yargısı ise karikatürlere karşı dava açılmasına dahi gerek görmeyerek karikatürlere en üst seviyede koruma sağlamıştı.

Rasmussen: ayrımcılık ve ırkçılığı körükleyen lider

Danimarka’da iktidardaki sağcı Rasmussen hükümeti, sosyal demokratların 1920’lerden beri kendini hissettiren siyasi hakimiyetinden ve 1993-2001 arasındaki kesintisiz sekiz yıllık iktidarından sonra geldi. Seçim döneminde en büyük propagandaları Danimarka’yı yabancılardan temizlemekti. Hatta, kampanyalarında Danimarka’nın Malmö (İsveç’in çok sayıda göçmen barındıran kenti) olmasını beklemeyeceklerini alaycı ifadelerle dile getirip, bir yandan da İsveçli sosyal demokratları eleştiriyorlardı. Sonuçta, sosyal demokrasinin herkese kucak açan cömertliğine karşı halkta birikmiş öfkeyi arkasına alan Rasmussen’in Liberal Partisi, 20 Kasım 2001’de yapılan genel seçimlerde sosyal demokratlardan biraz fazla oy alarak Muhafazakar Parti ile koalisyon hükümeti kurmayı başardı. Bugün üçüncü iktidarını yaşayan Rasmussen hükümeti görev süresi boyunca ayrımcılık ve ırkçılığı körükleyen politikalar izledi.

Rasmussen hükümetinin göreve gelir gelmez yaptığı icraatlarından ilki, başkent Kopenhag’da bulunan ve uluslararası çalışmaların altına imza atan, ama bu arada Danimarka’daki uygulamaları da yakından izleyen Danimarka İnsan Hakları Merkezi’ni dağıtmak oldu. Merkezdeki üst düzey bilim insanları, Danimarka’daki insan hakları ihlallerinin üzerinde, üstelik de hükümetten gelen bütçeyi kullanarak biraz fazla çalışıyordu! Merkezin bütçesi derhal kısıldı. Hükümet eleştirilere cevap olarak, insan hakları kurumlarına karşı bir alerjisi olmadığını, paranın başka amaçlar için kullanılmak amacıyla kesildiğini belirtti. Oysa, hükümete dışarıdan destek veren Danimarka Halk Partisi’nin, bu desteğini ülkedeki çok kültürlülüğü destekleyen insan hakları kurumlarının kapatılması şartına bağladığını biliyoruz.

Devlet okullarında okutulan “Biz ve Hristiyanlık” adlı ders kitabında teröristlerin tümünün Müslüman olduğu ve İslamiyet’in “terörizm” başlığı altında incelendiği ortaya çıktı. Savunma hep aynı oldu: yazarın ifade özgürlüğü.

Şu tarz ifadeler, ülkede yaygın olarak takip edilen dört ayrı radyo ve TV kanalında tekrar edilebilmiş ve herhangi bir hukuki yaptırıma uğramamıştır: “Müslümanlar genel olarak suç işleyen kişilerdir, Danimarka’ya Danimarkalılar’ı imha etmek ve öldürmek için gelmişlerdir ve dünya uygarlığını yıkacaklardır. Danimarka Müslümanlardan temizlenmelidir. Gönüllü olarak Danimarka’yı terk etmeyen Müslümanlar, yakalanıp toplama kamplarına konmalıdır. Muhammetçilik iyi ahlaka ve kamu düzenine karşı global bir yıkım hareketidir. Danimarka’daki herbir Müslüman bayandan 40-50 yıl içinde 80 Müslüman türeyecektir” (Birgitte Kofod Olsen vd, Human Rights in Denmark – Status 2003, s. 76-77). Buna İslam fobisi deniyor.

Danimarka eğitim sistemi ve medyası, ülkede yaşayan onca Müslüman vatandaşla barış içinde birlikte yaşarlık duygusu yerine, bu fobiye sahip insan yetiştirmekte oldukça başarılı sayılır. 1 Nisan 2006’da Danimarka’nın Güney Jutland bölgesindeki Mölterup köyünde yaşayanların topluca Müslüman olduğu halkı ürkütmek için 1 Nisan şakası olarak yayınlandığı ülke de burası. Danimarka’da etnik gruplara yapılan ayrımcılık konusu ve İslam fobisi gerek ulusal gerekse uluslararası bilimsel yayınlarda detaylarıyla inceleniyor. Hem etnik, hem de Hristiyan ırkçı aşağılanmalar Danimarka’da yaşayan yabancıların maruz kaldıkları neredeyse günlük muamele haline gelmiş durumda.

Danimarka hükümeti, BM Irk Ayrımcılığını Önleme Komitesi başta olmak üzere, uluslararası insan hakları organları tarafından sürekli bir şekilde ırkçı faaliyet, söz ve beyanlara karşı gerekli önlemleri almaya davet edilmektedir.

Karikatür krizi

Karikatür krizinde ise Rasmussen bizzat kendisi karikatürlerin Müslümanların inancını aşağıladığını kabul etmişti. Ancak, “basın özgürdür, ifade özgürlüğü de mutlak haktır, yapacak bir şeyimiz yok diyerek” konuya ilgisiz kalmıştı. İfade özgürlüğünün mutlak hak olduğu iddiası en hafif ifadesi ile komikti. Çünkü kamu düzeninin korunması ifade özgürlüğünü dünyanın her yerinde kısıtlamaktadır. Bu sınırlama da kaynağını uluslar arası insan hakları sözleşmelerinde bulur.

Karikatürlerin yayınlanması üzerine, dünyanın dört bir yanında düzenlenen protesto gösterilerinde 100 kişi hayatını kaybetmiş, 800 kişi yaralanmış, Danimarka elçiliklerine karşı olanlar dahil, yüksek miktarda maddi zarar meydana gelmişti. Özetle, karikatürlerin yayınlanması sadece Danimarka’da değil Danimarka dışında da kamu düzenini bozmuştu. Bunun ise tek sorumlusu gerekli siyasi ve hukuki önlemleri almayan Danimarka hükümeti idi. Çok ilginçtir, Danimarka ceza yasasının aşağılayıcı ifadeyi yasaklayan hükümleri 1930 yılından kalma olmasına rağmen, günümüze kadar sonuncusu 1971 yılında olmak üzere sadece üç soruşturmaya konu olmuştu! Üstelik bu soruşturmalar da başarısızdı. Demek ki, 80 yıldır Danimarka’da hiç kimse diğerinin inancını aşağılamamış!

Rasmussen’in NATO genel sekreterliğine seçilmesi

Etnik ve Hristiyan ırkçılık olarak nitelediğimiz yukarıdaki olayların sorumlusu bir hükümetin başbakanı, 60. kuruluş yılında kendine Afganistan’da yaşayanların insan haklarını koruma misyonunu yükleyen NATO’nun genel sekreteri olarak seçildi. Rasmussen’e tek muhalefet eden ülke Türkiye idi. Ancak Rasmussen, batılı ülkeler tarafından Türkiye’nin görüşü henüz alınmadan aday gösterilmişti bile. AB maceranız zora girer tehdidi Tükiye’nin direncini çok kolay kırdı.

Rasmussen, belki, NATO’ya genel sekreter olması gereken son kişiydi. Buna rağmen, Rasmussen’in genel sekreterliğini başta Almanya ve Fransa olmak üzere batı tarafından desteklemesi anlamlıdır. Batı, böylelikle Rasmussen ve hükümetinin izlediği ırkçı politikaları ödüllendirmiş oldu. Bunun sebebi onların yapmaya cesaret edemediğini Rasmussen’in yapmış olması olmasın! Rasmussen’i genel sekreter seçerek sırtını sıvazlayan batı ülkeleri, böylelikle, Müslüman dünyaya nasıl yaklaşmak istediklerine dair taşıdıkları duyguyu da su yüzüne çıkarmış oldu. Önümüzdeki dönemde NATO’nun “insan hakları şampiyonu” yeni genel sekreteri ile Afganistan’da insan haklarına dayalı rejimi inşa faaliyetlerine tanık olacağız.

______________
* Olgun Akbulut, Hukukçu öğretim üyesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

1 × 2 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.