Baştan sona tersine bir hayat

Baştan sona tersine bir hayat

0
PAYLAŞ

Hep merak eder dururdum, bir romanı tersten okusak başa doğru kitap sonlanır mı, diye…
Birkaç kez denemedim sanmayınız, pek kolay bir okuma yöntemi değildir.
Arapça metni tersinden okumaya benzemez bu, bölüm bölüm okuyacaksınız ama geri geri gideceksiniz.
Ters bir iş yani…
Fakat Barlas Özarıkça’nın, handiyse, otuz yıl evvel basılmış ve şimdi ikinci baskısına geçilmiş romanını bu yolla tersinden okuyunca garip bir sonuca vardım.
Öyle ki, roman kahramanı Fahri’nin tersiyle düzü hemen hemen aynı sonuca varıyordu.
O hâlde içinde Georges Perec usulü bir karmaşa, lâkin karmaşaya dair bir düzen okunabiliyordu.
Fakat biz yine de baştan anlatmalıyız; tersini size bırakalım.

Yeni, 2.basımı 2015 yılı ortasına kısmet olmuş bulunan ve çoktandır ortada görünmeyen bir yapıt, yayınevi editörü Ahmet Ergenç’in deyişiyle, ¨Kayıp roman¨ olarak tanımlandı.
Kayıp olan bir şeyin ortaya çıkışı, elbette, herkes için merak uyandıran bir ayrıcalık olmalıdır.
Öyle ya, uzun zaman kapalı kalmış tavanarası bir odada, paslanmış menteşelerini gıcırdatıp açtığınız kutunun dibinde sizi bekleyen bir el yazması eşsiz hatıra gibi algılanır.
Nihayetinde çok uzun bir süre olmasa dahi, otuz yıl az buz değildir ve siz, nitelikli, edebiyat hafiyesi olan okur bu romanı kaçırmışsınızdır.
Şimdi size böyle sunulması bir pazarlama taktiği sanılmasın, eğer hafiyeliğinizi lâyığıyla yerine getirirseniz yanılmadığınızı görürsünüz.
Zira hem yazarı Barlas Özarıkça, edebiyat dünyasının hizipleşmiş, hep ve her yerde ama bir arada dolaşan, al takke ver külâh alaveresini gayet iyi beceren ¨masonik¨ editörler, yayıncılar, ¨eleştirmenler camiasında¨ yılgınlık gösterip küskün kaldığı yıllara rağmen edebiyattan uzaklaşmamıştır, kendi iç dünyasında üretmeye devam etmiş olmalıdır; hem de kitabı özenle hazırlayıp basan Encore Yayınevi çoksatar-bestseller beklentisiyle değil, ancak bir eserin hakkını vermek üzere okurun karşısındadır.
Bu kadarcığı dahi, Özarıkça’nın Ters Adam başlıklı halüsijönik-psychedilic eserinde, okurunu ¨Bir adım daha atarsan deliliğin başlayacak!¨ diye uyarmaksızın hayâl âlemine davet edip Akılevi-Tımarhane yolunu gösteren kitabını edinmeye yeterlidir.
Bu anlamıyla ele alınırsa, bana göre, Ters Adam, Dante’nin İlahi Komedyası’nın günümüze uzanmış bir versiyonudur; bu dikkatle okunmasını tavsiye ederim.
Ters Adam’ın roman kahramanı Fahri Tekben’dir; soyadına dikkat kesiliniz…
Fahri Tekben, bana göre, edebiyat dünyasında unutulmayacak bir Roman Kahramanı’dır.
Fahri’nin oturduğu apartmanın karşı dairesinde yaşayan öteki bir başka Fahri’yle, romancımız bu diğergâmı-ötekini yansıma karakteri Fahri Efendi diye tanımlar, işte yansımasını izlediği 2.kahramanın hikâyesini anlatmasıyla romana gireriz.

Fahri’nin anlatısını deliler evinde teyp bantlarına okuduğu, bu bantların bir başka anlatıcı tarafından bulunup deşifre edildiğini de ekleyelim ve bu okuması dikkat isteyen, bir satırını kaçırırsanız çok şeyi atlayacağınız ve belki bir süre sonra okuma uğraşı’sından [rahmetli Akşit Göktürk’ün adını burada anmalıyız, Okuma Uğraşısı adlı eseriyle] sıkılıp vaz geçeceğinizi hatırlatalım.
Fahri, asıl Fahri, sanki uzakmış gibi gelecek ama geçtiğimiz yüzyılın 70’li, 80’li yıllarının talebesi olarak karşımıza çıkar evvela… Yatılı okulda başlayan dostlukları karmaşık hayat çizgisi boyunca, sık sık sayfalara gelecektir. Birbirinin sevgilileriyle, karılarıyla yatıp kalkan arkadaşlar, yerleşik ve eskimiş ahlak kuralları tersine cinsel ilişkiyi derhal ve hemen yerine sokakta karşılaşınca tokakaşır gibi getiren çiftler arasında hayatın anlamsızlığını sorgulamaya başlayan bir roman kahramanı, bize, doğrudan doğruya varoluşçuluğun umursamaz kahramanı, Albert Camus‘nün Yabancı romanındaki Meursault’u çağrıştıracaktır.
Meursault için ¨Huzurevinden bir telgraf aldım. ‘Anneniz öldü. Cenazesi yarın.’ Belki de dün öldü!¨ deyişte bir umursamazlık nasıl varsa ve hiçbir şeyin önemi kalmamışsa, Fahri için zaten hiç kalmaz… Daha henüz, hayat denilen dönme dolapta hayvanın boyunduruğa geçirilmesini andıran mecburiyetlerle karşılaştığı gün, Fahri’nin nasıl ters bir adam olacağını müjdeleyen satırları okuruz:
¨Bundan sonra benden ne isterlerse onu yapacağım. Sabahları işe gidip amirlerimi sayıp, akşam evime zamanında dönüp, yatıncaya kadar televizyon seyredip, karımı memnun kılıp, piyasaya yeni model ne çıkmışsa satın alıp, taksitlerini vaktinde ödeyip, ertesi güne aynı tempoyla başlayarak yaşayacağım. Öldüğümde, iyi ve çalışkan adamdı diyecekler. [Ama] Şimdi Lunaparktayız, izninizle biraz eğleneceğiz.¨ [s.35]
Fahri ve arkadaşlarının, Freudvâri bir ana rahmine dönme saplantısı da bu ters giden şeyler arasında sık sık karşımıza çıkacaktır. Fahri’nin yazarı, kadın bacaklarını aralayıp hep içeri girmek azmiyle kahramanlarını tanıtıyor:
¨Horlanan içtenliğimle birlikte, önce bacaklarının arasındaki boşluğu saygıyla öpmek, sonra oraya başımla girmek, omuzlarımı sığdırmak, belimi sokmak, bu dünyayı ayaklarımla tepeleyerek yuvarlanmak istiyorum.¨ [s.62]
¨…yakışıklı mutfak garsonunun üstüne çıkıp, bacaklarını iki yana açarak, bir dikiltinin kendi mezarlığına, bir denizin sahillere vurup köpüren dalgası gibi çarpması…….¨ [s.209]
¨….erkeklik organımı kadının bir deniz mağarası gibi açılan yosunlu apış arasından çekiştire çekiştire zorla geriye alıyorum.¨ [s.269]
Bu son alıntıda, demek ki, kahramanımız rahime geri dönmekten vaz geçip hayata âvdet etmektedir.
Bu ve benzeri rahime geri dönmek, çiftleşilen dişi aracılığıyla erkeğin bu dünyadan kaçışı, hayata ait tüm gerçekliğin vajina girişinde terk edilişine dair umutların tamamı, roman boyuca karşımıza çıkacaktır; yazının cirmi açısından uzatmıyoruz, ama örnekleri sayfalar boyunca pek fazladır.
Sadece erkeğin geri dönmek arzusunu kadının istemediğini düşündüren bu erkeksi-Freudcu analiz, romanın temel direklerinden birisi olarak anlatımın absürde ulaşma çabasındaki hayalci, halüsinatik yapısına uygun sürüyor.
Fahri’nin ve Fahri Efendinin romancısı Özarıkçı, bir romanda olması gereken çok katmanlılığı abartmış, hatta belki de ultra-katmanlı bir yapıt ortaya çıkartmıştır. Hiç umulmadık bir yerde, sözü-anlatımı bir başkası almakta, okur ¨Bu adam da nereden çıktı, saat kaç, burası neresi, biz kimiz?¨ tarzında bir şaşalamayla konuyu toparlamak mecburiyeti duymaktadır. Ama bir süre sonra bunun romana dair kurgu olduğu ortaya çıkacak, anlaşılacaktır elbette… Bu dağınıklık içinde Fahri ve gözlemlediği, karşısına Lacancı Aynalar Teorisine uygun biçimde kendisini seyreder gibi aldığı Fahri Efendiyle roman akıp gider ve bir bütün olarak tek bir hikâyenin romanını değil, birçok anektodal giriş çıkışlarıyla farklı insanların masallarını da dinleriz. Genel olarak bir çöküşün, ruh yıkılmasının, hayatın baskısı karşısında teslimiyetin-belki de direnişin romanıdır.

¨Roman Kahramanı Bay A geldi, vurdu, kırdı, döktü, herkesi sus pus etti ve kazandı, kahpe karıyı da aldı, atının eğerine tek koluyla kavradığı gibi oturttu, onlar erdi muradına…¨ biçimde sıradan bir hikâyeyi ümit edenlerin basit romanı değil, elinize alacağınız, dikkatli olunuz!
Ağır Roman gibi görünse de su gibi akıp giden bir anlatımla okuru kendisine hapsediyor ve her şeyin tersinde durmaya kararlı romancının tımarhaneye kadar düşüşü, hayâlinde yargılandığı mahkemeyle, Kafkavâri Dava romanını anımsatan duruşmalarıyla, katledilmiş öteki Fahri’nin ~Efendinin~ ortadan kalkışına ait hayâli serüveniyle gerçek nedir sorgusunu sorduruyor.
Derin bir entelektüel birikimi olduğu apaçık ve aşikâr görünen yazarımızın, her telden çalan anlatısına dikkat kesilenlerin haz alacağı bu romanda, yer yer Attilâ İlhan tarzı şiirsel benzeşmelere rast geliyoruz.
¨Dürdane de boğazına takılan vitamin haplarıyla ölecek en sonunda. Funda çıldıracak. Ben de intihar edeceğim. Denize gireceğim. Yürüyüp yıkanarak Hayırsız Ada’ya çıkacağım. Şehrin eski ve ölü köpekleri dirilip havlayacak.¨ [s.65] Bu cümleleri alt alta koyup, azıcık değiştirin, bir bilmeze Attilâ Beyin şiiri diye sunabilirsiniz…
II.Abdülhamit zamanında altmış bin sokak köpeğinin Hayırsız Adada ölüme terkedildiği o sürgüne ait vurguyla, adaya kadar yürüyüp gidecek meczubiyetin şiirini romanda, benzer metaforlar eşliğinde, sık sık bulacaksınız; bir şiir-roman beraberliğiyle karşılaşacaksınız, sakın şaşırmayın!
¨Ben her şeyden önce batık denizaltı yolcusuyum. Kimsenin kulağına gizli imdatlarımı ulaştıramıyorum. Bir kahrolası Fahri [efendi] duyuyor beni, kendisiyle birleştirip örnekleyerek sesimin gerçekliğini yattığı deliler kliniğine uygunlaştırıyor.¨ [s.93]
Şair Esra Zeynep‘in şiirlerinde görünen derin denizlerin dip balıkları gibi bir hayâl aleminde dolaşıyoruz, bu satırları okurken…
Birden bire, konuyla alâkasız görünen bir satır, dikiş kutusunu siz karıştırırken elinize batan iğne gibi sizi irkiltiyor; çözemiyorsunuz:
¨Kanalın yanında bir meyhanede Hilda’ya rastladım. [Fahri’nin denizci Müfid dayısı gelmiştir ve birden bunları anlatmaya başlar, selamsız sabahsız…]¨ ve Hilda’yla yaşadığı cinsel temasları açık dille aktarır. [s.161]
Yine Attilâ İlhan tarzı bir cümleyle, ¨Kadın, sofradakiler sarhoşlaşınca, düşlediklerini gözlerinden içiyor ve mutlu oluyordu……. Beşten üç çıkarıp iki kaldığını kanıtlamak için hayatını budalaca harcamıyordu…¨ [s.198]

Ve nihayet, artık inkâr görmez bir benzerlikle, ¨Ayşe, diyorum, git başımdan, ben sana göre değilim, çok yaşadım, sevemez oldum, kafamın içi karıştı, yoruldum, insanları ve dünyayı hazmedemedim, git başımdan, ben sana ve aşk şiirlerine göre değilim…¨ [s.279]
Romancımızın komiklik olsun diye Attilâ Bey taklidi yapmak değil, ancak bir şiirsel tarzı kullanarak, ¨-bir kaza eseri- doğmakla hayat denilen mecburiyete mahkûm olmuş bireye ait trajediyi¨ sunmak istediğini düşünüyoruz.
Kendisinden pek fazla şey beklenen insanın çabuk tarafından ıskartaya çıkarılması kadar acı bir şeyin olmadığı bu dünyada, insan hayatlarına dair Katolik Ölüm Çıngırağını çalmak istediğini görüyoruz.
Tertemiz ve akıcı bir Türkçe, entelektüel zekânın pırıl pırıl aydınlattığı, merak ve şaşkınlığa sürüklediği bir romanı edinmek, ama sabırla okumak isterseniz, işte size otuz yıl boyunca sahaflarda tozlu raf bekçiliği yapmış, ancak şimdi huzurunuza çıkmış kitabı salık veririz.
Belki, okuduktan sonra, kendi yaşamlarımızda kesalet-uyuşukluk gösterdiğimiz gölgeli tarafları keşfeder, en azından bunların sinsi ağırlığından kurtulursunuz.

___________

senolasenola@gmail.com

Ters Adam
Barlas Özarıkça
Encore Yayınları,
İstanbul, 2015,
[Bu yayınevinde 1., kitabın ise ikinci baskısı]
296 sayfa

BİR CEVAP BIRAK