Batıya açılan gururlarımız

Ticari yayılım/ verimlilik anlamında hem EU’a hem de USA’ya bir sıçrama platformu olarak değerlendirilebilecek sentez ve optimum bir pazar mekanı olan Londra, uluslar arası arenaya soyunabilecek kapasitedeki firmalarımız için bir cazibe merkezi olma hüviyetini taşımaya devam ediyor.

Machka-İpekyol, Damat-Tween, Desa, So Chic çoktan Londra üzerinden Batı rotalarını çizdiler. İngiltere’deki varlıkları esnasında yaşanan ekonomik kriz dönemine rağmen, firma olarak ürün konumlandırmaları ve bu pazardaki varoluşlarını sürdürebilmeleri bile sadece global bir prestij anlamında ülkemiz için gurur vesilesi ve benzer güçteki batı mantaliteli markaları da bu pazara heveslendirici bir lokomotif güç olarak değerlendirilebilir.

Ülkemizin kendi alanında en büyük ve hızlı büyüyen firmalarından olan Özdilek’in Londra çıkartması ise Westfield Stratford’da dünya devleri arasındaki konumları itibarıyla başlıbaşına bir prestij ve atılım zemini. Bu akıllı açılım, uluslar arası bir kültürümüz olan Turkish Bath konseptinin pekişmesi ve ev tekstili ürünlerimizin yayılım miladı olarak yorumlanabilir.

Ülkemiz aslında tarihi İpekyolu’ndan beri doğunun batıya açılım kavşağı olarak önemli roller üstlenmiştir. Bir bakıma bu süreç farklı boyutlarda, özellikle tekstil alanında devam ediyor…

Ama bugün, beni en gururlandıran açılımlarımızdan biri olarak, Londra’nın en merkezi konumunda yeni açılan Kahve Dünyası’ndaydım. O da Türk ismi ile Londra’da daha şimdiden tanınmış durumda. Aynı profildeki İtalyan, Amerikan markalarından fazlası var, eksiği yok. Benim için en güzel yanı da, tüm karakteristiğimizi yansıtması yanı sıra, diğerleri gibi self servis olmaması. Ülkemizin sıcak servis anlayışının bu mekana taşınmış olması başlıbaşına bir çekicilik kriteri. Zaten mekanik yaşamdan bıkmış olan bir profile, 30 dakikalık cafe keyfinin 15 dakikasını self servis kuyruklarında geçirten servis anlayışını hiçbir zaman anlayamamışımdır. Yabancı bir misafirini göğsünü gere gere ağırlayabileceğin bir mekan olmuş Londra’daki Kahve Dünyası.

Şimdi uluslar arası markalaşma yolunda sıra tıp sektörümüzde… Türkiye’ye giden yabancıların hayret ve hayranlıkla gözlemledikleri Medical Park gibi markalarımız, sundukları 5 yıldızlı hizmet anlayışı ve kullandıkları son teknolojik imkanlarla göğsümüzü kabartıyorlar. Londra’da en azından bir diagnosis merkezi, ya da bir clinic bile açsalar, bu pazardaki yatırım ve sabit gider masraflarını kısa zamanda amorti edebilecekleri gibi, bu kanalla Türkiye’deki hastanelerine transfer edebilecekleri ekstra sağlık turizmi potansiyeli ile ülkemize birkaç yıl içinde milyar dolar bazında bir gelir sağlayabilirler. Bunun sağlayacağı prestj kuvveti yanı sıra, ticari getirisi de, buradaki ihtiyaca binaen, her yıl giderek katlanacak bir volüm vaadediyor… Kaldı ki 1 sağlık turistinin ülkeye getirisi 27 normal turiste bedel…

Bu konuda Sağlık, Turizm, Kalkınma Bakanlıkları’mızın eşgüdümle bir devlet politikası geliştirmeleri ve bir nevi Turquality mantığını bu alana da taşıyarak, özel tıp sektörümüzü destekleyecek devletlerarası resmi temasları başlatmaları çok önemli… Batının bize bu alanda da ihtiyacı var. Londra bunun için de her yönden ideal bir sıçrama platformu…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

14 − thirteen =