Baykal sona yaklaşırken

Deniz Baykal, ana muhalefet lideri ya da birilerinin deyimiyle yavru iktidar. Çünkü 7 yıldır yaptığı etkisiz muhalefetle AKP iktidarının güçlenmesinden başka bir şeye yaramıyor. İnsanların temel düşünceleri Baykal’ın aslında iktidar olmak istemediği, “küçük olsun benim olsun” mantığından yürüdüğü, gücünü parti içindeki hegemonyasını sürdürmek için kullandığı v.s.

İktidarın zorluklarıyla yıpranmak yerine pırıl pırıl muhalefet elbiseleriyle devamlı boy göstermek.

Herhangi bir sol partinin arayıp da bulamayacağı bir iktidar karşısında dururken son derece yumuşak muhalefetle, halkın dikkate değer bulmadığı konularla muhalefet yapmak Baykal’ın yerini sağlamlaştırıyor. Yerinin sağlam olması onun önceliği olmuş nedense…

Oysa onu tanıyanlar onun ne kadar yırtıcı olduğunu biliyorlar. Muhalefette geçen bu 7 yıl Baykal’ı tanıyanları hayrete düşürdü diyebiliriz. Rahmetli Ecevit’i canından bezdirip partiden kaçıran, rahmetli İnönü’yü yaptığı muhalefetle yerden yere vuran bu Deniz Baykal değil sanki.

Geçmişteki Baykal’ı bildiğimiz için ister istemez oturup düşünüyoruz. Baykal muhalefeti sadece partisinde başkan kalabilmek için mi yapıyor? Bugüne kadar seçimlerde liderliğini koruyabildi. Bu arada parti içinde yaptığı değişikliklerle de “ömür boyu başkan”lık garantisini sağladı.

Ne zaman ki Kemal Kılıçdaroğlu partide muhalefet yapmaya başladı, Baykal’ın ufaktan huzuru kaçmaya başladı. Kılıçdaroğlu’nun muhalefeti öyle bir muhalefetti ki, sosyal demokratların gerçekten ihtiyaç duyduğu lider havası yaşanmaya başladı. Öyle ki herkes Kılıçdaroğlu konuşumaya başladı.

Baykal her zaman ki gibi akıllıca bir manevra yaparak onu çaptan düşürme operasyonuna başladı. Melih Gökçek’i köşeye kıstırıp hayli puan kaybettiren Kılıçdaroğlu’nu Ankara belediye başkanı olarak göstermek yerine hayli geciktirdiği İstanbul belediye başkan adaylığı için gösterdi. Amacı, bürokratik kadroları daha düşük, şu anda nüfus olarak daha esnaf, bürokrattan hoşlanmayan bir yerde rakibini politika dişlileri arasında öğütmekti. İstanbul’u alan eninde sonunda Türkiye’yi de alır. Bunu bildiğinden işler iki kere iyi gidecekti ama insanlar Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kadir Topbaş’a rakip olacağını konuşmaya başladılar. Baykal, Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’u alamayarak burnu sürtülmüş bir şekilde Ankara’ya dönmesi planını yaparken, insanların ve medyanın Kılıçdaroğlu’nu “kurtarıcı” olarak görmesinden rahatsız oldu. Öyle ki İstanbul’daki mitinge gelmesi, zaten onun yüzünden CHP’ye oy vermeyen bir sürü küskünü miting alanına gitmekten vazgeçirdi. Üstelik mitingde Kılıçdaroğlu’nu çıkarıp öveceğine arka tarafa iterek, ondan bahsetmemesi kendisine rakip olarak gördüğünün bir göstergesi oldu.

CHP’ye yakın kaynaklardan aldığım bilgiye göre (Bu lafı özlemişsinizdir diye yazım. Bir zamanlar TRT’de Washington’a yakın kaynaklar diye ne çok kullanılırdı) İstanbul başkan adayının çok geç açıklanması ve burası için çok komik bir paranın gönderilmesi sebebiyle kampanya ağır aksak yürüyor. Bir anlamda gönüllülerin yardımlarıyla İstanbul kampanyasını yürütüyorlar. Kılıçdaroğlu benimsediği prensipler dolayısıyla sonradan sırtına kambur olacak yardımları kabul etmiyor.

Kazanabilir mi? Açıkçası ümidim yok. Çünkü çok geç aday oldu ve çok yalnız bırakıldı. Ama bir şey var ki Türkiye Kılıçdaroğlu gibi bir politikacı kazanıyor. Üstelik uzun zamandır aç olduğu bir kulvarda, yani dürüstlük kulvarında.

İnsanlar oylarını kullanmaya gittiklerinde İstanbul’da Kılıçdaroğlu için basacakları her oy sol için çok değerli. Çünkü diğer partilerin erimesiyle, o gün oradan geçerken “oyumu da atayım bari” diyen insanlar bir şekilde, AKP ve CHP’nin oylarında yumuşak artışlar yaşanmasına sebep oluyor.

Ben bu seçimde solun lider arayışının ortaya çıkacağını düşünüyorum. İstanbul’da Kılıçdaroğlu’nun aldığı oy oranı ile CHP’nin tüm Türkiye’de alacağı oy oranı arasındaki fark, solun yeni lider arayışının net göstergesi olacak.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × five =