Bayram kutlama hezeyanı

Önce 23 Nisan Çocuk Bayramı’nı, onu izleyen dönemde de 1 Mayıs İşçi Dayanışma ve Bayram gününü kutladık. Ne diyelim ki; hayırlara vesile olsun!

23 Nisan gününün nasıl Çocuk Bayramı haline dönüştürüldüğünü dahi yılda bir günü şuursuzca kutlama sahteliğine sarılıyoruz. Genç nüfusla övünürken çocuklarımızın yurdun çeşitli yörelerinde hangi koşullarda yetiştirildiğinin üzerine perde çekip, oyun oynar gibi çocukları çeşitli devlet erkanı koltuğuna oturtmakla yetiniyoruz. Sorunlara o denli yabancılaşmışız ki, koca koltuklara oturan çocuklara, sembolik konuşmalarında dahi, kendi kesiminin geleceğini düşünerek onlara eşit koşullarda mutlu bir gelecek hazırlamanın ana politikaları olduğunu, koltuğun yanında oturan politikacıların yüzüne haykırmalarını dahi öğretemiyoruz. Sistemin ve hızlı dönüşümün bireyi canavarlaştırdığı bir toplumda çocukların vahşi ve insanlık dışı tecavüzlere maruz kaldığı günümüz koşullarında, hangi çocuk bu günü bayram olarak kutlar, o parlak koltuklara hangi çocuk oturur da, devlet ricalinin alay edercesine kendileriyle şakalaşmasına katlanır! Hangi çocuk TV’de yaşdaşının bu hazin parıltısını acaba nasıl izler!

1 Mayıs İşçi Dayanışma Bayramı ise daha da komik! Kapitalist dünyada, sömürülmek üzere emek gücünü sermayeye satan emekçinin bayram ve kutlama yapması ancak uzun mücadele ve kazanımlardan sonra gerçekleşebilecek kutsal amaçtır. Bunun için önce biz emekçilerin şu “emek” kavramı üzerinde kafa yormamız gerekiyor. Avcılık ve toplayıcılık döneminde insan vardı. Feodal dönemde ise emek gücü vardı, fakat emekçi kavramı değil, köle kavramı vardı. Emek gücüne emekçi kavramı yapıştırılması kapitalizme özgüdür. Kapitalizmin uzun tarihinde emekçinin sermaye ile mücadelesinin acı hikayesini çok net olarak biliyoruz. Emekçinin en yoğun mücadele dönemlerinde dahi mutlak iyileşmesine karşın göreli kötüleşme yaşadığını da biliyoruz. O kadar ki, kapitalizmin pembe döneminde dahi sermayenin artık değer sömürüsü ile çelişki içinde olan emek gücü hakkını almış olsa idı, ne emekçiler günümüzde böyle sefil durumda olurdu, ne de sermaye aşırı birikim yaparak, günümüzdeki “zenginlik krize” ne yol açardı. Lafargue’ın “Tembellik Hakkı” nda dediği gibi, anlamsız ve amaçsız çalışarak sömürülmeye meydan vermemek, doğayı tahrip etmeden, istenen işte, istendiği gibi çalışabilmek, ürettiğine sahip olarak, toplumsal alanda hangi amaçla nasıl kullanacağı üzerinde tasarruf hakkını saklı tutabilmek için, emekçinin “emekçi hakkı” ifadesini “insan olmak istiyorum” sloganı ile ikame etmesi gerekli olduğunu düşünüyorum. Emekçi ancak “insan olmak istiyorum” demeye başladığında 1 Mayıs’ları bayram yapmaya yönelir, ya da zaten 1 Mayıs’lar kalkar. Emekçi “insan olmak istiyorum” demeye başladığında, Duhm’un “Kapitalizmde Korku” kitabındaki korkuyu yaşayan kapitalizmin sömürücü patronunu da insan yapar. Patron da insan olduğunda çocuğunu ya da torununu korumalarla okula göndermek külfetinden kurtulur, bilinç dışında taşıdığı korkusunu bastırmak ve kendisini güvenli hissetmesi için şehir içi trafiğinde görgüsüzce kullandığı dört-çeker arazi arabasından makul bir arabaya geçer, zira artık sömürücü patron değil, toplumun bireyi, insan olmuştur! Ne yapalım ki, emekçi başka bir dünyada gibi yaşıyor!

Bravo emekçilere; imanlı emekçi bilinciyle bölünmeyi başardılar! Sermayenin gözünü yaşartacak bu muazzam başarıya imza atan sendikalarımıza ve liderlerine en içten tebriklerimi sunuyorum. 1 Mayıs gününde, hiç değilse bir günlük dahi olsa, “dayanışma” anlayışı içinde davranarak, sermaye ve hükümete karşı emeğin hakkını savunmada yekvücut bir görüntü sergilemeyi başarabilselerdi. Maalesef, olmadı, olamadı! Sermaye ve hükümet böylesi başarıyı kutlayıp, sendikaları bağrına basmaz mı!

Bravo, işçi ve emekçilerin huzuru ve mutluluğu için ellerini açıp dua eden emekçilerimizi kutluyorum! Eğer bu işi böylesine kotarmaya çalışan sendikalar kutsal duygulara gerçekten ve samimiyetle inanıyorlar ise, bu duyguları ile iman ederek, keşke bir kişinin üretimine kimsenin el koyamayacağı hükmüne de inanarak, davranışlarını, hatta mücadelelerini böyle bir çizgide yürütselerdi. Böylece kendilerini de, patronlarını da kurtarmış olurlardı. İşçi ve emekçilerin mutluluğu ve huzuru için yapılacak dua, sermaye ve sermayenin siyasal ajanı olan hükümete karşı emekçi birlikteliğinin yürüteceği mücadele ile yapılır. Zira dua bir rica ya da yakarı olarak, önce onun gereği yerine getirilecek şekilde davranmayı gerektirir. Duanın gereğini yerine getirmeyenler, duanın kutsal görüntüsüne sığınarak, duygularla alay edercesine kendilerini ve halkı kandırmasınlar.

Bravo kamu yöneticilerine; 15 milyonluk kentte ulaşımın aksamaması gerekçesiyle Taksim alanını kapatmada bu denli başarılı olan yöneticileri kutluyorum! Ancak bu kadar başarılı bir şekilde, hatta bu idareye “ileri demokrasi” yaftası ile onay veren ampul aydınlarının ne denli haklı olduğunu kanıtlarcasına, çevresi gaz bulutuna boğarak Taksim alanı tüm halka kapatıldı. Doğrusu, fevkalade mükemmel ve en ince detayına kadar planlanmış bir yönetim örneğine kanıt olduk. Bu görüntü 1 Mayıs 1977 çılgınlığını ve failleri bulup çıkarmayan devleti hatırlattı.

Bravo, 1 Mayıs gününü emekçi dayanışma ve bayram günü ilan ederek, bu havada halay çekerek kutlayan emekçilere! Bu dostlar, keşke halay şenliği arasında bir fırsatını bulup bizlere bu bir günlük dayanışmanın kimlerle ve ne vesile ile yapıldığını anlatsalardı da, biz de anlasa idik. Acaba farklı yerlerde neşe içinde halay çeken grup, en doğal anayasal hakkından polis şiddeti ile alıkoyulan grupla mı dayanışma yapıyordu; yoksa inşaatlarda “iş kazası” görüntüsünde gerçekleşen cinayetlerde yaşamını yitiren emekçilerle mi dayanışma içinde idi; ya da hiçbir garantisi olmayan taşeron emekçilerle mi dayanışıyordu! Görüntü öyle ki, belki de pür neşe içinde halay çeken emekçiler ve sendikalar sermaye ve onun siyasal ajanı hükümetle coşkulu dayanışma yaşıyordu!

Ey kapitalizm, sen nelere kadirsin! Emekçiyi insan olma isteğinden uzaklaştırıp, kiminle dayanışma içinde olması gerektiği konusunda öyle bir şaşırtırsın ki, kendileri bile farkına varamaz! Üstelik de bu müthiş oyun sahnelenirken, oyuncular Nirvana’ya yükselen saf bilinç sahibi müminler gibi vecd içinde rollerini ifa ederken, ruh temizliği ile, ertesi gün, eğer iş kazasına uğramaz ya da işten atılmaz ise, 365 gün sürecek gelecek yılın bayramını beklemeye başlar!

Emekçi dostlar, hiç değilse 1 Mayıs haberlerinin hangi medyada ne şekilde verildiğinden bir mesaj alarak, ona göre bir yorum yapıp, gelecek yıllarda 1 Mayıs ruhunu, kimlerle birlikte ve dayanışma içinde olacağımıza güzelce karar vererek, 1 Mayıs mücadele ruhunu tüm yıl boyunca yaşatsak. Emekçilerin kurtuluş duasının gereği budur, ancak ondan sonradır ki, dua kabul edilir. 1 Mayıs bir sembol ise, verilmiş sahte nimet ile bir günlük bayram-halay bilinçsizliğinin yaşanarak söndürülmesi gereken değil, hangi medyanın ve hangi siyasi kadronun destekleneceği bilinci ile, zafere kadar sömürücü sermaye ile mücadele ateşinin canlı tutulduğu irade simgesi olmalıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

fifteen − 5 =