Bayramda kapitalizmi kurban edelim

Ama kapitalizmin sömürgeci ağıyla örülen küreselleşme sürecinde bayramlarda nasibini aldı.

 

Bu bağlamda öncelikle Ramazan bayramı öncesinde ülkemizde yaşanan ve bu güne kadar eşine rastlanmayan bir “medya-sermaye flörtü”ne dikkat çekmek istiyorum. Çok değil daha birkaç ay önce Türkiye’de bir TV kanalı, kapitalist sermaye için tüketim telalığı yapmıştı. Söz konusu kanal, Marx’ın işçilere yönelik geliştirdiği “Dünyanın bütün işçileri birleşin! söylemine kendi amaçları doğrultusunda bir anlam yükleyerek “Dünyanın bütün mağazaları birleşin! ”şeklinde bir karşı-retorik geliştirmişti. Bundaki amaç, bayram süresince mağaza ve süper marketlerin kapatılmamasıydı.

 

13 Kasım 2005 tarihli Radikal İKİ’de “Kimin Bayramı?” başlığıyla yayınlanan yazımda geliştirilen tüketim temelli retoriklere yönelik şu tespitte bulunmuştum: “Bu istek, elbette ki kamu yararına yönelik olmaktan çok, yegâne amacı maksimum karı hedeflemek olan sermayenin ve onun çıkarlarına hizmet eden çevrelerin, ideoloji sosuna batırıp dayattıkları bir söylemdir. Kaldı ki, kapitalizmin yegâne amacı olan bu maksimum kar, bizlere iktisat kitaplarında fazlasıyla öğretilmektedir ve ihtiyaçların sınırsızlığı yalanı da bu noktada itici bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır.”

 

Fikret Başkaya’nın “ Tüketiyorum Öyleyse Varım” adlı makalesinde dediği gibi bugün tam bir tüketim çılgınlığı geçerli ve bu çılgınlığın sürüp gitmesinde “ iktisat biliminin ” büyük sorumluluk payı var. Yine Başkaya’nın terminolojisinden gidersek, tüketim soytarılığı o hale gelmiş durumdaki, neredeyse insanlar “tüketiyorum, öyleyse varım” der, durumundadırlar. 

 

Conrad Lodziak “ İhtiyaçların Manipülasyonu, Kapitalizm ve Kültür” adlı eserinde konuyla ilgili olarak şunları dile getiriyor: “ İhtiyaçların manipülasyonu genellikle, medyanın ve reklamcılığın bizi gerçekte ihtiyacımız olmayan şeylere “ihtiyaç duyar” hale getirme gücü olarak algılanır .” Aynı kitapta bir mağaza müdürünün söyledikleri yaşananları tam anlamıyla açıklamaya yetmektedir: “ Temel ihtiyaçlar, başarılı giyim sanayinin temeli olamaz. Eskimeyi hızlandırmalıyız. Bizim görevimiz kadınların sahip oldukları şeylerden mutsuz olmalarını sağlamaktır. Onları o kadar mutsuz etmeliyiz ki, kocaları hesaplarında biriktirdikleri paralarla mutluluk ve huzura kavuşamayacak hale gelsinler.”

 

Öte yandan kapitalist tüketim çılgınlığı, gelinen noktada bir sömürü mekanizmasına dönüşürken toplumdaki bireylerin özellikle de emekçi halkın bu sömürüye bizzat katkı sağlamaları elbette ki işin acı ve istenmeyen tarafıdır. Çünkü bütün yıl çalışan emekçi kesimin sadece bayramda dinlenebildiğini dikkate alırsak -ki buda 4-5 günü geçemiyor- bu kısıtlı sürenin yarısını da mağaza ve marketlerde geçirmesi hayli düşündürücüdür. “Avrupa’nın en büyük alış-veriş merkezi” sloganıyla piyasaya hızlı bir giriş yapan İstanbul’daki Cevahir Alışveriş Merkezinin, açıldığı gün 450 bin kişi tarafından ziyaret edilmesi bu anlamda önemli bir örnektir. Bu sayının bayramlarda kaç kat artacağı – tabi sayının artması karların da artması anlamına geliyor – mevcut haliyle dayatılan tüketim argümanlarına ve insanların bu noktadaki bilinçliliklerine bağlıdır.


Fiziksel yapıları bakımından birer “tüketim tapınakları”na dönüşen süper marketlerin ve büyük alış-veriş merkezlerinin yaşam alanlarını yok etmelerine seyirci kalan insanlar acaba bu tapınaklarda daha iyi bir yaşam mı sürüyorlar? Türkiye bağlamında düşünecek olursak cevabımız kesinlikle hayır olacaktır. Çünkü gelir dağılımının bu denli adaletsiz olduğu ve ay sonunu getiremeyen vatandaşların çoğunlukta olduğu bir ülkede elbette ki tüketim çok sınırlı olacaktır ve söz konusu tapınaklar sadece gezilecek yerler olarak kalacaktı.

 

Ama bu, kapitalizmin doğasına ve amacına aykırıydı. İşte tamda bu noktada kapitalist sistem, kendince imdada yetişiyor ve insanlar bol bol harcasınlar diye en etkili ve sinsi tüketim argümanı olan kredi kartlarını devreye sokuyor. Köşe başlarında dağıtılan kredi kartlarıyla insanların gelirlerinden çok daha fazla harcamaya itilmeleri toplumsal hüsranlarla (intihar, boşanma, iflas, vs..) sonuçlanırken mağazaları birleşmeye çağıran ve kar uğruna en insani değerleri bile ayaklar altına alan kapitalist sömürü zihniyeti ısrarla bu hüsranları görmemektedir. Kaldı ki aynı zihniyet, söz konusu alışveriş merkezlerinde manav reyonunda çalışan bir elemanın aynı mekandaki mağaza reyonunda bir gömlek bile satın alamamasını da açıklayamıyor. Bu durum bile başlı başına tüm şiddetiyle yaşanan sömürüyü ve kapitalist uygarlığın ikiyüzlülüğünü açıkça gözler önüne sermektedir. Nitekim aynı durum, vahşi kapitalizm dönemlerinde işçinin ürettiği ürüne yabancılaşmasıyla da bir anlamda benzerlik taşımaktadır.

 

Yukarıda çizilen çerçeveyi birazda Kurban bayramıyla genişletirsek çok farklı ve bir o kadarda paradoksal olgularla karşılaşmak mümkün olacaktır. İnsanlarının yarısından çoğu bayramdan bayrama et bulabilirken, bazılarının da etoburluğun sınırlarını bile zorlayacak derecede koca koca hayvanları kesmeleri elbette ki düşündürücüdür. Çünkü kurban, belli bir kutsallık çerçevesinde yaşanan ve özünde “yaratana” yapılan bir çeşit teşekkür-şükran veya en nihayetinde kutsal bir ibadettir. Ama gelinen noktada kurban bayramının kutsallığını budayarak onu “et yeme günü”ne dönüştüren zihniyet, bir taraftan da söz konusu ibadeti uygularken uygar dünyanın gözünü üzerimize çeviriyor. Kan gölüne dönüşen nehirleri, henüz ayakta iken vahşice kesilen hayvanları ve etleri adalet terazisinde (!) tartmaya çalışan insan kalabalıklarını ekranlarda görmek artık her bayram alışık olduğumuz şeyler oldu. Sonuç olarak bir ibadeti bile tam olarak uygarca yerine getiremiyoruz. Üstelik bu ibadeti yapanların çoğu “temizlik imandandır” sözünü ezbere bilirler. Burada genel anlamda ibadeti tartışmaya açmak yerine ibadetin aslına uygun yapıl(a)madığını sorgulama amacındayım.

 

Öte yandan bu iki bayramı da içine alacak şekilde gelişen lüks ve savurganlığa/tüketim çılgınlığına dikkat çekmek için J.J.Rousseau’nun“ İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı ve Temelleri Üzerine ” adlı çalışmasına bakmak da fayda vardır Rousseu’ya göre “Lüks, iyileştireceğini öne sürdüğü kötülüklerden çok daha kötü bir ilaçtır ve büyük küçük, hangi ülkede olursa olsun tüm kötülüklerin en kötüsüdür.Çünkü ortaya çıkardığı köleleri, sefil ve yoksul insanları besleyebilmek için köylüyü ve sade vatandaşı ezer ve mahvına neden olur; tıpkı ağaçların yapraklarını ve çayırı çimeni, getirdiği obur böceklerle kaplayan ve bu yolla insanlara yararlı hayvanların yiyeceğini yok edip her yere açlık ve ölüm getiren sıcak güney rüzgarı gibi.”

 

Dolayısıyla iki yüzlülük ve sömürüyü temel alan bu kapitalist hegemonya, son kertede varlığını ihtiyaçlar üzerinden meşrulaştırırken bir yandan da egemenliğini yayma çabası içindedir. Bu noktada yapılması gereken şey, kapitalizmin bu Makyavelci mantığına karşı insani ve etik(ahlaki) bir duruş sergilemektir. Hayatın her alanında istikrarsızlık yaratan ve toplumsal tahribatlar meydana getiren kapitalist sömürüye ve bu temelde hızla gelişen ekonomik düzene -neoliberalizm- engel olmak en başta insanlığın özgürleşme mücadelesine katkı sunmaktır. Çünkü Mısırlı ünlü iktisatçı Samir Amin’in dediği gibi şimdilerde geçerli olan liberalizm, insanlığa toptan yok oluşa götürecek bir tehdit oluşturuyor.

 

Yüz yıllardır süre gelen kapitalist barbarlığın tasfiye edilmesi ve onun üzerinden yeni ve yaşanılır bir dünyanın kurulması elbette ki mümkündür. Böylece kapitalist hegemonyanın iddia ettiği burjuva uygarlığının gerçek yüzü daha da net görülecektir.Onun için söylenecek tek bir cümle kalıyor bize; dünyanın bütün halkları, bayramlar sizin içindir ve bayramlarınızı bir avuç sermaye sahibin karları uğruna heba etmeyin. Gelin hep beraber bu bayram kapitalizmi kurban edelim. Böylece, tüm yıkımlar, krizler, savaşlar ve sömürüler yok olsun. Bu temelde uygar ve özgür bayramlar geçirmeniz dileğiyle iyi bayramlar…

 

Arş.Gör.   dozyakisir@gmail.com
Yazarın diğer çalışmaları için: http://denizozyakisir.sitemynet.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.