Bayramiç’de maden için ağaç katliamı

Madenciler ağaçları kestirmemek için direnen köylülere karşı jandarmanın koruması ve gözetiminde çalışıyor. Ağaçlarını kestikleri tepe, Skepsis antik kentine 75 metre uzaklıkta! Eski Yunancada Skepsis “manzarası güzel yer” anlamına geliyor. Skepsis’in bugünkü manzarası için ise artık aynı şeyi söylemek olanaksız; ağaçları kesilmiş, karnı yarılmış çıplak bir tepe! M.Ö. 5. yüzyılda Mania adlı bir kadının yönettiği kenti, şimdilerde Kurşunlu Köyü kadınları iş makinelerinin önüne durarak korumaya çalışıyorlar. Madenin Skepsis’e bu kadar yakın olmasına bir yaşam savunucusu ironik bir yaklaşım getiriyor; “Skepsisler de madene bu kadar yakın yere kurmasalarmış kentlerini”!..
Kapitalizm binlerce yıllık kültür varlıklarıyla değil (para getirenler dışında), kasasını dolduracak metayla ilgilenir ve doğadaki her şeye bu gözle bakar!

MİMAS’IN DON KİŞOT’U

Karaburun Yarımadası’nın adı antik çağda Mimas’dır. Homeros Odysseia’da Mimas’dan hiç eksik olmayan rüzgarına vurgu yaparak ‘Rüzgar’lı Mimas’ olarak bahseder. Tanrılara karşı direnen devlerin, Gigantların ülkesidir Rüzgarlı Mimas. Tanrılar, Mimas adlı devi Bozdağdaki kaya ve demirin içine gömmüşlerdir. Kendilerine karşı gelmenin cezasını böyle verirler. Mimas’ın rüzgarlı tepelerinde şimdi onlarca RES tribünü dönüyor. Geniş araziler, köy meraları, otlaklar sayısı 1400’leri bulması planlanan RES’ler tarafından yutulmak üzere.

Gaziantep doğumlu bir Kürt olan Mustafa Şenbahar, Karaburunlu bir Yörük kızı ile evlenip, onun köyüne yerleşeceğini ve ileride Karaburun’u koruma mücadelesinin en önde gelen eylemcilerinden birisi olacağını elbette bilemezdi. Yaşam rüzgarı onu, yaşam alanını korumak için RES karşısına dikilmeye zorladı. Şimdi o, tıpkı yel değirmenlerine savaş açan Don Kişot gibi, evinin tepesinde, zeytin fidanlarının içinde dönüp duran RES’lere karşı savaşıyor.

‘TEMİZ ENERJİ’Yİ GEL BİR DE YAYLA’DA GÖR

Mustafa Şenbahar, birkaç sene önceye kadar 50 binleri geçen keçi nüfusunun şimdi 10 binlere kadar indiğini söylüyor. Keçilerin RES direklerine yaklaşmadığını dile getirerek, “10 bin keçisi ile koca bir köy göç edecek yer arıyor” diyor…
Kocasıyla birlikte keçicilik yapan Yayla Köylü Necla Arıcı da köyüne her gelene, yanı başlarındaki RES’leri göstererek soruyor; “Neden? Evimin dibine yapılır mı bu?”
Şimdi bir yanda Karaburun’da yaşam alanlarını koruma derdine düşen köylüler, pıtrak gibi çoğalan RES’leri durdurabilmenin çaresini arıyorlar. Diğer yandan RES’leri ‘yenilenebilir temiz enerji” diye niteleyenlere de ateş püskürüyorlar; “RES’lerin ne kadar temiz olduğunu gelsin Yayla Köyünde, Karaburun’da görsünler. Ondan sonra karar versinler.”

BU KADAR ENERJİ KİMİN İÇİN?

Ülkemizin dört bir yanından, “yenilenebilir enerji-temiz enerji” sloganı eşliğinde RES’ler yapılmaya devam ediyor. Ülkenin enerji ihtiyacını, her ne koşulda olursa olsun, ister termik, HES, nükleer gibi kirli teknolojilerle, ister RES gibi ‘temiz’ denilen yollarla üretilirse üretilsin bu enerjinin nerelerde kullanıldığı sorgulanmıyor. Sorgulayana da ‘istemezükçü’ yaftası yapıştırılıyor hemen! Hali hazırda ürettiğimiz enerjinin üçte birinin tüketimimizden fazla olduğunu söylemiyor Başbakan. Üretim rakamını açıklarken, tükettiğimiz enerji miktarını unutuyor! Bu kadar elektriği, topraklarını, sularını, havasını kirletmemek için kendi elektriğini üretmeyip, bizden satın almayı planlayan AB için üretildiğini açıklamıyorlar. Türkiye’nin, gelişmiş ülkeler tarafından bir geri teknoloji çöplüğü yapılmak istendiğini, enerjide bir geçiş ülkesi hatta tedarikçi bir misyon biçildiğini gizliyorlar. Sermayeye büyük rantlar aktaran bu tedarikçiliğin toplumsal ve ekolojik maliyeti çok büyük çünkü.

ANLAYACAKLARI DİLDEN

Hatay Samandağ’daki RES karşıtı mücadeleyi anlatmak için Karaburun’a gelen avukat Çetin Sakallı diyor ki, “Biz, yöre halkı bu şirketlerin anlayacağı dilden konuştuğumuz için topraklarımıza RES diktirmedik. Onların anladığı tek dil, halkın top yekün karşılarına dikilmesi ve bu şirketlerin yaşam alanlarında en küçük bir çalışma yapmasına dahi izin vermemesi.” Samandağlı Çetin Sakallı’nın kendi yaşadıklarından çıkardığı bu sonuç, enerji, madenler, kentsel dönüşüm vs, sermayenin yaşam alanlarına yönelen saldırısına karşı durmanın yolunun da buradan geçtiğini gösteriyor. Rüzgar eken, er geç fırtına biçecektir mutlaka…

MADRAN’I NE HALE GETİRDİLER?

İbrahimkavağı köylüleri, Madran Dağı’nın zirvesinde, 1700 metre yükseklikte jandarmadan yedikleri dayağa, soludukları gaza rağmen RES şirketinin meralarında çalışmasına izin vermedi. İki yaşında çocuğu bulunan köy muhtarının gelini, adeta kayınpederini cezalandırmak istermiş gibi tutuklandı. Köy azasıyla birlikte genç kadın 3 ay hapis yattı. Jandarmaların köylülere ettiği zulüm de mahkemeye taşındı ve sonuçta mahkeme yaşam alanını korumak için direnen köylüyü haklı bulurken, jandarma komutanlarına ceza verdi. RES şirketinin sahibi eski Çine Belediye Başkanı, şimdilerin milletvekili araya kimleri koymadı ki köylüleri ikna etmek için. Yine de istediğini öyle kolay elde edemedi. Yalnız kalan, onca baskıya 2 yılı aşkın bir süre direnen köylüler, en sonunda avukatlarının hazırladığı bir protokolü imzalayarak RES direklerinin meralarına dikilmesine izin verdi. Protokolde direk sayısı 10’la sınırlı tutuluyor, şirket ağaç kesimini asgari düzeyde yapıyor, meradaki suları köylere vererek, kendisi işletmiyordu. Sermayenin sözüne güven olmayacağı direklerin Madran’ın tepesine taşınması için yol genişletme çalışması sırasında belli oldu. Binlerce ağaç kesildi, bir kısmı tepki çekmesin diye toprağa gömüldü. On tane direk Madran’ın zirvesini cehenneme çevirmeye yetmişti!

RES DİBİNİ AYDINLATMIYOR

“Kaz Dağlarının nabzının attığı yer” olarak bilinen, etrafındaki sese tepki verdiği söylenen Dalak Suyu’nun yanı başında rüzgar santralleri için ölçüm direkleri dikildi. Çanakkale’nin etrafında onlarca RES’ler hali hazırda faaliyette zaten. Ama bu dev rüzgar güllerinin, Kaz Dağlarının ormanlık alanlarında kurulması, iletim hatları ve diğer inşaat faaliyetinin hem ormana, ekosisteme zarar verme olasılığı yaşam savunucularının uykularını kaçırmaya yetiyor. Karaburun’u, Madran Dağındaki tahribatı görüyorlar çünkü.
Mersin Mut’ta yapılan RES’lerin yakınındaki yayla evleri henüz elektrikle tanışmamışken, AKP iktidarında palazlanan Ağaoğlu şirketler grubu burada ürettiği elektriği İstanbul’da yaptığı konutların satışında bir pazarlama aracı olarak kullanıyor. Bu konutların elektriğinin normal tarifeden %20 daha ucuza verileceği ilanıyla satış kampanyası düzenliyor. Özer Akdemir / EVRENSEL

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.