Bazı şeyler zaman alacak

Bazı şeyler zaman alacak

0
PAYLAŞ

Hemen olsun istiyoruz. Hemen olsun ki ölmeden biz de görelim. Ölmeden şöyle bir oh diyelim. Bir şeyler düzelmiş olsun. Kötü günler geride kalmış olsun. Devrimciliğin özünde de bu telaş var. Geldi geliyor derken dünya aynı çizgi üzerinde ağır ağır dönüşerek tıngır mıngır yuvarlanıp duruyor. Yarım yamalak birer bilinç edinmişiz, onunla öngörüler geliştirmeye kalkıyoruz, o öngörülerle de dünyayı değiştirmeye adayız. Yetersiz bilinçlerimizle dünyaya iyilik ve güzellik getirdiğimizi sanırken onu alabildiğine kirletiyoruz. Gündelik yaşam koşulları içinde kendimizi çokça geliştirmeyi düşünmeden, böyle olduğu için de her şeyi, özellikle bilmememiz gereken şeyleri de bilerek, bildiğimizi sanarak yaşayıp gidiyoruz. Sabah iyi bir kahvaltı edebildiysek, öğle saatlerinde iyi kötü bir şeyler atıştırabildiysek, akşam çoluk çocukla ya da dostla ahbapla güzel bir yemek yiyebildiysek, otomobilimiz şu sıra teklemeden çalışıyorsa, kız mahallenin itine kopuğuna yüz vermeden evden okula okuldan eve gidip geliyorsa, oğlan kendini iş yerinde patronlarına sevdirdiyse daha ne isteriz!

Bu bizim iyiliklerimiz en genel anlamda üreme ve beslenme koşullarıyla ilgilidir. Üreme ve beslenme tüm canlıların kendi yaşamlarını sürdürebilmeleri için öncelikli olan varoluş koşullarıdır. Canlılara yaşama gücü veren doğa bu gücün sağlanması için bu iki işlevi, üreme ve beslenme işlevini varetmiştir. Doğa canlılara ayrıca yaşam için savaşma istemi vermiştir. Canlılar varlıklarını sürdürebilmek için olumsuz koşullarla yıkışmaya girerler. Bu da bitkinin ve hayvanın bencil yapısının temelini oluşturur. Ne var ki bitkiler ve hayvanlar benzerleriyle değil de deyim yerindeyse benzemezleriyle savaşırlar. Ayrıkotu ayrıkotuyla değil buğdayla ve patatesle hesaplaşır. Aslan aslanı yemez, başka hayvanları yer. Doğa bitkilere ve hayvanlara vermediği bir gücü en üst düzey hayvanına yani insana vermiştir. Bu güç de insanın kendini insana adamasıyla belirgin evrensel insan olma gücüdür. İnsan çok yerde bu gücünü kullanmaz, kendisini bitkiler ve hayvanlar düzeyinde görmesini gerektirecek olan öbür gücünü, bencilliğini kullanır. Savaşları getiren, yıkımları getiren, açlıkları, kıtlıkları, iktisadi bunalımları, ahlak bozukluklarını getiren budur. Gelişmemiş insan başkasının zararına gelişmekte bir sakınca görmez. Gerçek anlamda gelişmiş insan başkasının yararı için daha da gelişmek zorunda duyar kendini. İnsanı adanmış varlık durumuna getiren budur.

İnsan bencillikleriyle kirlettiği dünyayı özverileriyle temizlemeye çalışır. Gelgelelim bu iş sanıldığı kadar kolay değildir. Dünyayı kirletenlerin sayısı dünyayı arındıranların yüzlerce binlerce katıdır. Her yetersiz kişi dünyayı kirletişine kendince insani bir kılıf uydurmaya kalkar. Savaş açıyorsanız bunu insani değerler adına açmanız gerekir, örneğin demokrasi adına açmanız gerekir, insanlığın bugünkü ve gelecekteki mutluluğu adına açmanız gerekir. Şiş giresi boğazımızı daha da şenlendirmek adına bu savaşı açıyoruz demez kimse. Bu yüzden kendini bilen insan dünyanın dönüşümü konusunda acele etmez, bir şeylerin değişmesini bekler, bir şeyleri değiştirmeye çalışır. Bu ülkenin gerçek aydınları da duygusal bir taşkınlığa ve düşünsel bir yetersizliğe düşüp yarını kurmakta acele ederlerse, kültür dönüşümlerini gereksiz görüp toplumsal-siyasal dönüşümlerle her şeyi çözümleyeceklerine inanırlarsa çok yanlış yaparlar. Unutmayalım, bazı şeyler zaman alacak.

Devlet bir gün uyanacak, yalan yanlış üniversite açmakla bir yere gidilemeyeceğini görecek, üniversite yerine fabrika açmaya yönelecek. Ama buna daha vakit var. Yüz elli üniversite üç yüz üniversiteye dönüşmeden bu yanlışı görmek kolay olmayacak. Toprağın ne büyük bir nimet olduğu bir gün anlaşılacak, insan yaşamını ayakta tutan bu büyük kaynak başka bir bilinçle değerlendirilecek. Bu da zaman alacak. Derme çatma üretimlere sanayi demenin doğru olmadığı görülecek, dünya ticaretine bağlı gerçek bir sanayinin temelleri atılacak. Bu da zaman alacak. Demokrasinin sanıldığı gibi bir yönetim biçimi olmadığı, her şeyden önce insana yaraşır bir anlayış, bir görüş, bir bakış biçimi olduğu anlaşılacak; onun bilinçlerde yer etmedikçe yaşama geçemeyeceği bilinecek; o zaman yalan yanlış sezgilerle ortaya konan demokrasi korkusu yerini demokrasi sevgisine bırakacak. O zaman insan paylaşmayı öğrenmiş olacak. Devlet kurumlarını kendileri için ve kurdukları topluluklar için kötüye kullananlar o zaman dışlanmış olacaklar. Kentlerin mide bulandıran çirkin görünümleri yerlerini güzel yapılara bırakacak. Bu da insanlarda estetik duygunun gelişmesiyle olacak. Bilincinde güzeli yaşatmayan kenti nasıl güzel kılar! Bunların hepsi zaman alacak. İnsanların aşkı hafife almadıkları ve gerçekten aşık olabildikleri zamanlar gelecek. Kendimize doğru yerden bakalım!

BİR CEVAP BIRAK

four × four =