Beethoven duygucu muydu?

Beethoven duygucu muydu?

0
PAYLAŞ

Benim ikide bir o öyle bir deha ki olmasaydı çok eksik kalırdık dediğim Beethoven üzerine konuşmak bana düşmez. Benim müzikle o anlamda bir yakınlığım yoktur. Zaman zaman Beethoven’i düşünmekten kendimi alamam gene de. Duygucu diyebilir miyiz Beethoven’e diye düşündüm bu sabah. Beethoven’i anlamak için arasıra kitap karıştırdığım olmuştur. Müzik bilginlerimiz beni bağışlasınlar. Beethoven’in yapıtlarındaki o çok incelikli duygu yükü, ussallığın bir başka açılımı gibi görünen, bir başka tür ussallık gibi görünen duygu yükü beni düşündürüyor. Keşke müzik sanatına daha yakın olabilseydim. Beethoven’i duygucu müziğin öncüsü saymak sanırım yanlış olmaz. Ancak o bütün büyük sanatçılar gibi belli bir kalıba sokulamayacak kadar özgündür. Bir müzik tarihi kitabında rasladığım “Schubert duyguculuğun klasiğidir, Beethoven klasikliğin duygucusudur” gibi bilgece belirlemelerin onu anlatmakta çok eksik kaldığına inanırım. Örneğin “Beethoven duygucu bir insan örtüsü altında klasik bir sanatçıdır” sözü onu anlatmakta yeterli midir bilemiyorum. Goethe klasikliği sağlıklı duyguculuğu hastalıklı sayarken kendi sanatında bu iki anlayışı pek güzel bağdaştırmıştır diye düşünürüm, bir Goethe araştırıcısı olmasam da. Çocuk yaşlarımızda ağlaya ağlaya okuduğumuz Werther bir duyguculuk ürünü değil midir? Beethoven’deki duygu yoğunluğu bir hastalıklılığa değil sağlıklı bir bakışa, insanla ilgili yetkin bir kavrayışa tanıklık eder. Kaba ya da yüzeysel duyguculuk her zaman her yerde bir yetersizlik hatta bir yanlış bakış izlenimi verirken Beethoven’in sağlıklı duyguculuğu ruhsallığımızın neredeyse tüm incelikli yanlarını ortaya koyar.

XVIII. yüzyıl duyguculuğun, XIX. yüzyıl gerçekçilik adıyla bir çeşit yeni klasikliğin yüzyılı oldu. Yaşamın gerçekliklerine şemalarla bakmamak, buna göre yüzyılları birbirlerinden kalın duvarlarla ayırmamak gerekir. Zamanın akışındaki sürerliği görebilmemiz önemlidir. Salt duyguculuk bir soyutlamadır, insanı eşsizlikler varlığı olarak gösterip, her insanı ayrı bir hazine gibi alıp insan bireyini kendine kapatmakla bitirir işini. Ussallıklarımız abartıya gelmez gerçekliklerdir, onları ancak kendi yapıları içinde sezebiliriz. Ama duygular her zaman abartıya gelir, duygular her zaman taşmaya hatta taşkınlık yapmaya eğilimlidir. Yüzeysel duyguculuk durduğu yerde duramayan bir şeyleri sezdirir bize. Paul ve Virginie’nin Virginie’sini ancak şişirilmiş masumluk ölçüleri içinde anlayıp sevebiliriz. Yoksa bedenini göstermemek adına suda boğulmayı seçebilen bir insanın duygusallığı biraz düşündürücüdür.

Beethoven’in dünyaya ve insana o geniş bakışı onu Almanya’nın ve biraz da tüm Batı Avrupa’nın dönüşüm koşulları çerçevesinde yeni bir anlayışın öncüsü yapmıştır. O bu anlamda bir duygucudur ama tam bir duygucu değildir. Bir insanın bir sanatçıda yalnız düşünsel açıdan değil duygusal açıdan da kendini bulması önemlidir. Her kendini bilen insan bir büyük sanatçıda insan olmanın inceliklerini ve verimini yakalar. Kimse bizim ruhsallığımızı yetkin bir sanatçının yapıtlarında olduğu ölçüde yetkiyle açıklayamaz. Biz bizde bizim açıklayamadığımız şeyleri büyük sanatçıların yapıtlarında hem de çok basit ve yalın bir biçimde açıklanmış buluruz. Beethoven gününün dar koşullarına kapanmış bir insan olmadığı gibi kendini salt müziğin dünyasına kilitlemiş bir insan da değildi. Büyük sanatçılar da büyük felsefe adamları da büyük bilim adamları da çok geniş açılardan bakmayı bilen kimselerdir.

Beethoven yenidir, yepyeni bir bakış açısıdır, yepyeni sezgiler getirir ve yepyeni sevinçlerle yepyeni acıları duyurur bize. Amacı öncelikle bizi eğlendirmek değildir. Beethoven’den önce müzik sanki daha çok işlevseldi, bir tür yarar adına yapılıyordu. Sanatın dikkatini insana yöneltmeye doğru gittiği bir zamanda Beethoven müzik sanatını bir insan araştırmasına dönüştürdü. Dehalar da yaşamsal akışın içindedirler, onlar hiçbir şeyi göklerden indirmezler. Bunu Beethoven müziğe bireyselliği getirdi diye anlamak isteyen müzik yazarları da var. Böylesine önemli bir devrimin basitçe bireysellik sorununa indirgenmesi ne kadar doğrudur? Müzik Beethoven’le toplumsal yükümlülüklerinden sıyrılıp doğrudan doğruya sanat için sanat çizgisine oturdu demek bize korkunç bir yanılgının kaba anlatımı gibi görünüyor. Beethoven’in sanatı bireysellikten toplumsallığa, dar alanlardan evrenselliğe açılmanın en yetkin örneğidir. O yalnızca insana adanmış bir duyarlığın ürünüdür. Onda bütün bir insanlık adına kendini arayan, kendini insanlıkta bulmaya çalışan meraklı insan vardır.

BİR CEVAP BIRAK