Beethoven (III), Fransız Devrimi ve Umut

SUZAN BEYAZIT / LONDRA – Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik… Üç kutsal kavram. Fransız Devrimi’nin temeli.
14 Temmuz 1789, Fransız halkı insanlık için önemli bir dönemeç olan devrimi ateşler ve monarşiye baş kaldırır. Özgürlük rüzgarları artık sadece Fransız halkının değil, çevre ülkelerin de tasası olmuştur. Halkın hak arayışı, adalet isteği ve özgürlük umudu, Avrupa kıtasında geri dönülmez bir evrenin de başlangıcı olur.

İnsanlık tarihinde önemli toplumsal değişimlerin yaşandığı bu dönemde, Beethoven henüz 19 yaşındadır. Gençlik ateşi, asi ruhu ve yaralı gönlüyle Beethoven, devrimin özü olan üç değerli kavramın yankısıyla hayatın anlamını keşfeder.

1789 Mayıs’ında Fransız devrimi ile ilgili hararetli tartışmaların yaşandığı Bonn Üniversitesi’ne yazılır. Üniversitede dersler veren ve Fransız Devrimi’nin ateşli taraftarlarından biri olan Alman şair Eulogius Schneider’dan etkilenirGenç Beethoven onun şiirlerinin takipçisi olur ve devrimi besleyen aydınlanmacı fikirlere ömür boyu terketmeyeceği bir heyecanla sarılır. Beethoven hissettiği duyguları üstün yaratıcı dehasıyla müziğine yansıtır. İleriki yıllarda Viyana’dan arkadaşı Franz Wegeler’e yazdığı mektupta şöyle der;

Atalarımızın memleketinde refah arttıkça  benim sanatım da fakirlerin yararına yönlenmelidir. Böyle bir amaca katkım olabilirse, benim için çok büyük mutluluk olur ve kendimi ne kadar şanslı hissederim.”

Aydınlanma hareketinin önemli temsilcilerinden biri olan Voltaire’in ‘Yaratıcı zeka hiçbir engel ve korku olmadan kendini istediği şekilde ifade edebilme hakkına sahiptir’ ifadesi Beethoven’ın müziğinde anlamını bulur. O güne değin soyluların eğlencesi ve kulağa hoş gelen bir müzik olarak şekillenmiş Klasik Batı Müziği, Beethoven’la yeni bir yolculuğa çıkar. Daha düşünsel, daha anlamlı ve en önemlisi tüm insanlığı ilgilendiren duyguları barındıran evrensel bir dile dönüşür.

Beethoven’ın müziğinde yaşadığı çalkantılı dönemin izleri net olarak görülür. Fransız Devrimi gibi devirici ve kabul görmesi kolay değildir. Dinleyeni zorlayan, beklenmedik süprizlerin olduğu sarsıcı özellikler taşır. Dönemin müzik otoritelerinden eleştiriler alır. Ama Beethoven taviz vermez.

Gramophone dergisinde yer alan bir makalede orkestra şefi David Zinman Beethoven’ın müziğine dair şöyle der;  “Beethoven yaşadığı çağın gürültüsünü, şiddetini ve şokunu anlattığı gibi insani duygularını en derin şekilde de ifade edebilmiştir. Onun senfonilerinde var olan tazelik, heyecan hala bizleri şaşırtma kapasitesine sahiptir. Bütün zaaflarıyla, zorluklar karşısındaki cesaretli yaklaşımı, sanatında tükenmek bilmeyen en iyiyi arayış mücadelesi ile Beethoven bütün zamanların dahisidir…”

German composer Ludwig van Beethoven

Aydınlanma felsefesinin ve Fransız Devrimi’nin yarattığı politik iklim Beethoven’ın müziği ile paralel bir özellik gösterir. Fransız Devrimi, sınıfsal ayrışma, dini baskı ve ağır ekonomik bedeller altında ezilen halkın otoriteye başkaldırısıdır. Beethoven’ın müziği ise; o güne değin kabul görmüş müziksel formlara ve müziksel yapıya karşı yenilik içeren güçlü bir itirazı barındırır. Klasik Batı Müziği’nin beslendiği kaynaklardan uzaklaştırıp, tüm insanlığa seslenen bir özellik taşır. Haydn ve Mozart’ın etkisinin olduğu klasik gelenekten etkilenmiş olmakla birlikte yenilikçi ruhunu; hümanizm, özgürlük, erdem ve kardeşlik gibi kavramlardan alır.

Yine aynı makalede bir başka orkestra şefi Osmo Vanska ise şöyle der: “Beethoven’ın müziği, çok büyük ve güçlüdür. Büyük bir acıdan cenaze marşına, mutluluğun en saf halinden en coşkulu haline insanlığın bütün duygularını barındıran güçlü bir tasarımla bestelemiştir. Mozart ve Schubert’ten çok farklı olarak hayata daha iyimser bir bakış açısıyla bakar. Beethoven’ın umudu gerçektir. Bugün dünyanın 200 yıl öncesine göre daha iyimser bir bakışa ihtiyacı var. Onun müziğine her zaman ihtiyacımız var ve onun bu umudu hayatımızı değiştirebilir.”

Beethoven’ın bu umudu; kendisinden iki yüz yıl sonra Venezuela’da sokak çocuklarından oluşan Simon Bolivar Gençlik Orkestrası’ndaki çocukların da umudu olur. Bu orkestrayı yöneten ünlü orkestra şefi Gustavo Dudamel, kaydettikleri Beethoven’ın beşinci senfonisinin kayıt kitapçığında durumu şöyle ifade ediyor:

Bu müzik genç insanlar için çok önemli. Tabii ki bütün insanlık için de aynı şekide geçerli fakat özellikle gençler için ayrı bir önemi var. Beşinci senfoni sadece notalardan ibaret bir eser değildir. O kaderi, alın yazısını anlatır ve bu her insan için önemlidir. Senfoni kızgınlıkla açılır. Bütün eseri dinlediğinizde  gelişme bölümlerinden sonra son bölüme gelirsiniz ve eser umutla biter. Bunu müziği dinlediğinizde hissedersiniz. Bu orkestradaki çocukların çoğu sokaklardan gelir… Fakat bu müziği çaldıklarında kendilerini bir başka hissederler. Onlar bu umudu paylaşırlar ve bu inanılmaz bir heyecan doğurur.”

Beethoven ve Napolyon

Fransız Devrimi’nin idealleri ve kahramanı olarak gördüğü Napolyon Bonapart’ın zekası Beethoven’ı derinden etkiler ve müziğindeki motivasyon kaynaklarından biri olur. Beethoven’dan bir yaş büyük olan Korsika’lı Napolyon, genç yaşına rağmen askeri alandaki üstün zekası birçok savaşı kazanmasına neden olur.

Fransız Devrimi’ne karşı oluşan koalisyonda başı çeken Kutsal Roma İmparatorluğu, Napolyon’a karşı savaşta yenilgiler alır. Batı Avrupa’da aydınlar ve halk Fransız Devrim’iyle ümitlenir, fakat Viyana başta olmak üzere birçok yerde devrim taraftarları ve aydınlar için puslu ve tehlikeli bir atmosfer hakimdir. Böyle bir ortamda devrimden yana bir tavır sergilemek kolay değildir. Beethoven tam da  bu ortamda Viyana’da hayatını sürdürür.

İmparator Leopold, Beethoven’a sıcak bakmaz ve “Beethoven’ın müziğinde sanki devrimci birşeyler var” diye şüphelendiği söylenir.

Müziksel olarak senfonik müziğin yönünü değiştiren ve birçok bakımdan devrimci özellikler taşıyan üçüncü senfonisi Eroika’yı Fransız Devrimi’nin kazanımlarıyla özdeşleştirdiği  Bonapart’a adar. Fakat Napolyon’un kendisini 1804’te imparator ilan etmesi ile büyük bir hayal kırıklığı yaşayan Beethoven, Napolyon’un ismini eserin üzerinden büyük bir kızgınlıkla karalar ve şöyle der;

“O artık sıradan bir insandan farklı değil. Şimdi bütün insan haklarını ve hoş görüyü, sırf hırsları yüzünden ayaklar altına alacak. Kendisini herkesin üstünde görüp bir diktatör olacak.”

Napolyon’un kendisini imparator ilan etmesi sadece Beethoven için hayal kırıklığı yaratmaz. Bütün insanlığın kazanımları olan devrimi savunan başta Fransız halkı ve aydınlar için de büyük bir hayal kırıklığı olur.

Beethoven’ın eserleri incelendiğinde; müzikteki kuralları zorlama cesareti, yenilik arayışındaki kararlılığı, eserlerini en üst boyuta taşımadaki yetkinliği ve insanlığa vermek istediği umut ışığı çok net görülür.

Müzik yazarları, Beethoven’ın üçüncü (Eroika), beşinci ve dokuzuncu senfonilerini dünyayı gerçekçi bir şekilde algılayışta başı çeken önemli eserler olarak değerlendirirler.

Beethoven, o dönem için hiçbir bestecide olmayan bir anlatımla ve uyarıcı nitelikteki eserleriyle farklılığını hissettirir. Beşinci Senfoni’nin girişindeki ölümsüz ilk dört nota, bize kaderin kapımızda olduğunu ve kapımızı kırarcasına çalmakta olduğunu anlatır. Klasik Batı Müziği’ni takip etmeyen insanlara bile ulaşacak kadar güçlüdür. Bu dört nota, İkinci Dünya Savaşı’nda faşizme karşı direnişin de sembolü olur. Senfoninin umuda açılacak son bölümüyle; “kader kapımızı çalabilir, talihsizliklerle karşılaşabiliriz ama umudumuzu yitirmeden mücadele etmemiz gerektiği” mesajı verilir.

Dokuzuncu senfoni ise; o güne değin hiç bir senfonide olmayan özellikler taşır. Senfoninin son bölümü olan koral bölüm, Beethoven’daki yenilikçi ve cesur yaklaşımının da göstergesi olur. Bu bölümün sözleri, kendisiyle aynı çağda yaşayan Friedrich Schillere’e ait bir şiirden alınmıştır ve insanlıkta oluşmaya başlayan toplumsal kardeşlik duygusunu işler. Bu eserle; bir besteci olarak Beethoven’ın yaratıcılıktaki eşsiz kimliğini, felsefik olarak vermek istediği kardeşlik mesajıyla da aydın kimliğini görmemiz mümkün. Ayrıca bu eser, yaşadığı çağın ilerlemeci ve aydınlanmacı özelliklerini göstermek açısından da önemli bir örnek olarak gösterilebilir. Bu bölüm, bizlerin de tanık olduğu gibi çağımızda da Avrupa Birliği ülkelerinin ortak marşı olur.

Beethoven’ın her senfonisi, yaşadığı dönemin aydınlanma felsefesiyle beslenen ruh halini yansıtan birer anıt gibidir. Beethoven çağının tanığıdır fakat daha önemlisi yaratıcı gücüyle çağını ileriye taşıyan, kendisinden sonra gelen kuşaklara ve sonsuzluğa umutla seslenen bir aydın olarak da bir başka önem taşır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.