Bekir Coşkun Vak’ası…(1)

Bekir Coşkun Vak’ası…(1)

0
PAYLAŞ

Kürek mahkûmları…

Bu yazıyı zor şartlar altında yazıyorum.
Telefonlar durmadan çalıyor, televizyonlar kapıda, haberciler durmadan bizden söz ediyorlar, benim ise söyleyecek çok sözüm yok.
Sözümü sadece size söyleyebilirim.
Olan şu:
Biz bir kayıktaydık.
Kürek arkadaşımı dalgalar aldı.
Bizim ulaşmak istediğimiz bir yer vardı. Söylene söylene, sızlana sızlana, adeta kendimizi kürek mahkûmu sayarak kürek çekiyorduk o yere doğru…
Orası; sadece bizim aydınlık ülkemizdi.
Çağdaş okulların bahçesinde, çocukların sevgi-barış-özgürlük şarkıları söyledikleri, karanlık merdiven altlarında tarikat kurslarının yer almadığı bir yer…
İtilmiş, yasaklı, suçlu, sakıncalı, haram, günahkár, aşağılanan, hiç sayılan kadınların olmadığı yurt…
Babaların evlerine güler yüzle ve alın teri sıcak ekmeklerle döndükleri…
Soygunun, hırsızlığın, talanın olmadığı bir yer.
İran’a, Suudi Arabistan’a benzemesini asla istemediğimiz… Şeriatçıların, tarikatların, laik cumhuriyet düşmanlarının karanlığa sürüklemelerini asla kabul edemeyeceğimiz mübarek-kutsal vatan…
Mustafa Kemal’in memleketi….
Bizim ülkemiz…
Ulaşmak istediğimiz yer burasıydı.
Emin Çölaşan artık yok.
Ne yapmalıyım?..
Bırakmalı mıyım kürekleri?…
Ben şimdiye kadar her şeyimi okurlarımla paylaştım. Evimizi, evimizdeki canlıları, kemanımı, şarkılarımı, sevdalarımı, sancılarımı…
Bilmezsiniz; yazılarımı onlarla birlikte yazarım ben.
Şimdi soruyorum:
Ne yapmalıyım.
Asılsam mı küreklere?..
Avuçlarım kanasa da, hırsımdan ağlasam da, o yere doğru tek başıma kalsam dahi çekmeli miyim kürekleri?
Yoksa, vaz mı geçsem kürek çekmekten?
Söyleyin dostlarım…
Ne yapmalıyım, ne?..”
İşte 16 Ağustos günü Bekir Coşkun’un Emin Çölaşan’ın  kovulmasından sonra Hürriyet’teki köşesinde yazdığı duygu dolu satırlar.
Peki, Bekir Coşkun’la sansürün, ya da “Emin Vak’ası”nın ne alakası var diyenler çıkabilir.
Alakası var, hem de çok.
Bekir’in bu yazısına nasıl, neden ve hangi isim ve cümle için sansür uygulanmak istendi.
Bekir Istanbul’daki bu sansürcübaşını nasıl püskürttü?
“Sıra bana, gelebilir-geliyor” diyen Bekir Coşkun’un suyu gerçekten ısıtılıyor mu?
Önemlisi Dokuz Köy’den kovulup, Onuncu Köy’de (yani Hürriyet’te dükkan açan) Bekir’in geleceği tehlikede mi?
Eşi Andree Coşkun ne düşünüyor?
Bütün bunlar çok önemli. Üstelik Çölaşan’ın kovulması ve bundan sonraki muhtemel gelişmelerle çok yakından ılgili.
Onun için Bekir’in, Çölaşan’ın kovulması ve sonrasında yaşadıkları çok ama çok önemli kilometre taşları bence.
Bu taşlar, cennete giden yol için döşenmiş kilometre taşları değil tabii ki..

(Devam edecek)

BİR CEVAP BIRAK

thirteen + three =