Bekir Vak’ası …(2)

Bekir Coşkun’un, kovulma olayının gerçekleşmesinden hemen sonra,  14 yıllık oda komşusu Çölaşan’a yönelik yazdığı yazıda Doğan grubunu ve Özkök’ü rahatsız edecek hiç bir ifade bulunmuyordu.
Peki bu yazı sansürlenebilir miydi?
Sansür teşebbüsüne girişen kimdi?
Sansür girişimi, bir  “suikast girişim” kadar ağır ve korkunç bir tavırdı olabilirdi Bekir Coşkun için.
Bu teşebbüsün nasıl geliştiğine ve gerçekleştiğine geçmeden önce, Cunda adasında, o gün yaşananlara dönelim.
Bekir uzun süredir Cunda adasındaki yazlığından yazılarını yazıyor ve Istanbul’a geçiyordu.
Emin ise İzmir’de Ertuğrul Özkök’le bir yemekte buluşmuş, Hürriyet’teki işine son verildiğine dair yazı kendisine tebliğ edilmişti.
22 yıllık Hürriyet’teki yazarlık yaşamı sona ermişti artık Çölaşan’ın.
Bu haber bomba etkisi yapınca, topun ağzındaki “herdem muhalif” Bekir’in de suyu kaynayabilirdi.
Belki de suyun altındaki ateş yakılmıştı bile.
Bekir, 14 yıllık odakomşusu Emin’e hemen ulaştı ve Cunda’ya gelmesini istedi.
Emin’in eşi Tansel Çölaşan, Şirinkent’teki babadan kalma yazlıktaydı adli tatil başladıktan hemen sonra..
Emin Cunda adasına geldi, karısıyla buluştu ve Coşkun ailesi ile öğle yemeğine Bekir’in tanıdığı bir restorana gittiler.
Yemek için lokantaya geldiklerinde etraftan alkış sesleri duyulmuştu. Bu sesler giderek artıyordu. Sonra da doruk noktasına ulaştı..
Büyük  sevgi gösteriliyordu iki Hürriyet yazarı ve eşlerine.
Kendilerine güç verenleri elleriyle selamlayan Coşkun ve Çölaşan ailesi, masaya oturduktan ve sohbete başladıktan sonra,  muhalif seslerin susturulmasına yönelik kararın siyasi olduğunda birleştiler.
Nasıl birleşmesinler ki?
Baskılar, hep siyasi iktidara yönelik eleştirel yazılar için yapılmamış mıydı?
Seçim öncesi “Fazla yüklenmeyin” denmemiş miydi?
“Aman ha, hakarete yönelmeyin, icraatın iyi taraflarını da görün” denmemiş miydi?
Cumhuriyet mitingleri başladığında, bu mitinglere katılma çağrıları yapılmasının “aşırıya kaçma” anlamına geleceği hatırlatılmamış mıydı?
Bütün bunlar Coşkun ve Çölaşan’ın gözlerinin kare kare ve tek tek geçiyor ve masadaki iki dost meslekdaş geçmişe yönelik baskıları  yeniden hatırlıyorlardı.
Bekir bir ara “Emin senin yalnızlığın uzun sürmez, bunlar yakında beni de postalarlar” diye işi gırgıra vurmaya çalışıyordu ama kazın ayağı hiç de öyle değildi.
Bekir, Çölaşan kadar olmasa bile yerinde çok rahat değildi. Aksine ona da sık sık uyarılar gelmiş, sansürler uygulanmış ama büyük ölçüde gelen baskıları bir şekilde bastırmayı başarmıştı.
Ama her sansür girişimi “rica” maskesi altında istenen “bunu yazmazsan iyi olur” telkinleri, sonun yaklaşmakta olduğunun işaretleri sayılabilirdi..
Seçim sonrası piyangodan Bekir değil, Emin çıkmıştı nedense.
Doğan Holding yönetimi Emin’in yıllardır bırakmak istemediği “mevziyi” ele geçirmişti. Üstelik Coşkun’un mevzisi de devamlı top ateşi altındaydı.
Bekir ve Çoşkun aileleri yemekten sonra vedalaştılar.
Bekir  eşiAndree ile eve geldi ve günlük yazısını yazarken Emin ve kendisini iki kürek mahkumu yerine koydu.
Bu kavram “günün anlam ve ehemniyetine uygun”muydu  bilemem ama bu yazıyı geçtikten on dakika sonra editoryal servisten arandı.
Yazı kimbilir nerelere kadar kopyalanıp gönderilmişti bilemeyiz. Ama Özkök tarafından okunmuş olduğu kesindi. Çünkü uçan kuştan haberi olan Ertuğrul bey, özellikle Bekir’in tavrının ne olacağını merakla bekliyordu.
Ve Bekir’in yazılarından, yani köşesinden  sorumlu editör “Bekir bey yazınızda Emin beyin adı geçiyor, onun çıkarılması isteniyor sizden” deyince Coşkun  bir ara düşünde ve karşı tarafı uzun süre bekletmeden “Kim istiyorsa o çıkarsın görelim. Ben çıkmasına karşıyım” deyiverdi.
Bakar mısınız , sıcağı sıcağına hatta dumanı üstünde tüten sansür teşebbüsüne?
Ne sansür ama, üstelik en tazesinden..
Hani Özkök’ün “Bizim sansürle işimiz olmaz” mealindeki sözleri nerde kaldı?
Bekir şaşkına dönmüş olmalıydı herhalde böylesine “ utanılacak” sansür girişimi karşısında.
Zaten yazıda Emin Çölaşan’ın adı bir kere geçiyordu ve bu isim, yani Emin Çölaşan adı çıkınca yazının “ gazozu kaçmış” sayılırdı.
Coşkun telefonu kapattıktan sonra uzun uzun düşündü.
Eşi Andree, son derece üzgün gördüğü eşinin yüzünü inceliyordu o an.
Çok ama çok üzüldüğünü gördü.
Türk basını nerden nereye gelmişti.
Mütareke basınındaki benzer durumları hatırladı belki de.
Bütün herşeyi bir anda unuttu ve aklı “Ne yapmak istiyorlar, bana hangi mesajı vermeyi hedefliyorlar acaba?” sorusuna takıldı kafası.
Bu noktada, 22 yıllık Çölaşan’ın adının üstüne vurulmak “geçersizdir” damgasının, yani kara sansürün içini çok acıtttığını farketti ve Emin’e telefon edemeden duramadı, En son gelişmeyi  anlattı ve sonunda “Emin yakında yanına geleceğim, seni fazla bekletmeyeceğim galiba.”demeden edemedi ve “Gözlerinden öperim” diyerek ahizeyi kapattı.
Kendisi izleyen eşi Andree’ye baktı…
Gözleri gözlerine değdi, hepsi o kadar.

(bitti)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here