Beklenen sona doğru gidiş…

2010 değişim yılı olacağını söyledi, hükümet sözcüsü. Değişimin boyutu henüz ortaya çıkmamıştır. Fakat başbakan kaybetmenin telaşı içindedir. O yükselme dönemi sona ermiş, sözleri seçmenine batar konumuna gelmiştir. Romantik, mağdur olan artık ortada yoktur, romantizmi direniş çadırlarındakiler ele aldı. Mağdurluk edebiyatını kaybetti, ezen konumuna döndü. Emekçilerin bütçelerine bakarak, ülke bütçesinin yamanması sağlanılıyor. Politikasız olanlar, yeni gelir kaynaklarını emekçilerin üzerine yıkmış konumdadır. Vergiler ile küçük esnafın boğazına binilmiştir. Global dünyanın nimetlerini, global firmalar her türlü hoşgörü ve vergi muafiyeti ile yaşamaya devam ediyorlar.

Ülke değişim dönemini yaşamaktadır. 12 Eylül rejiminin ürünü olan hükümet, o rejimin sonuna doğru gidişi de hızlandırmıştır. 12 Eylül beklentilerinin yaşama geçtiği ve bu hükümetin oluşmasını sağlayan andıçlar, darbe girişimleri gibi komuta düzeyinde olan askerin yapmış olduğu girişimler, bugünkü kafa karışıklığını yaratmıştır. Açılan davalarda, o davalara neden olduğu söylenen kişiler yargılanmamaktadır. Darbeler yargılıyoruz diyorlar, darbe yapanlara açılmış tek bir dava dahi yoktur. Darbe yaptığı söylenenler için açılan davalar, hükümetin kötüye gidişine karşı fren görevi olmuş ama alınan ekonomik kararlar bu freninde boşalmasını ortaya çıkarmıştır. Beklenen sonuç ortaya çıkmıştır, hükümet ve 12 Eylül rejimi ile yüzleşme koşulları kendisini daha da ortaya çıkarmıştır.

Tekel işçileri beklendiği gibi direnişe devam edeceklerdir, ya emekçi olarak onurları ile yaşayacaklar ya da her an işten atılma korkusu altında hükümetin iki dudağı arasında yaşayacaklardır. Bir yol ayrımını onlar, tercihleri ile ortaya koydular. Tekel işçilerin direnişi, 12 Eylül korku cenderesinin de yıkılışını sembolize edebilir. Hükümet sözcüleri ve onların yandaşları bilgi kirliği yaratacaklardır. Onların direnişini sayfalarında, ekranlarında göstermeyeceklerdir belki. Paranın ve bütçenin açığı açısından irdeleyeceklerdir. Onların her türlü natürleştirme durumuna karşı, bir duruşu sergileyeceklerdir. Tekel işçileri ve onları destekleyenler ‘kral çıplak’ demişlerdir. Sırça köşkte yaşayanların köşküne bir kafatası atmışlardır.

‘Biri yalan söyledi, binlercesi öldü’ diye bir slogan üretti İngiltere’deki bir soruşturma. Bizde eğer açılmış olsaydı, o birinin ürettiği yalan üzerine kimlerin hayatı değiştiği, kimlerin toprak altına düştüğü, kimler rüyalarında göremeyeceği servete ulaştığı ortaya çıkacaktır. 12 Eylül binlerce ölümü sembolize eder. O dönemde ve daha sonra söylenen yalanlar, bir döneme ait değildir, kuruluşundan bu yana yalanlar destanlara dönüştürülmüş, destanlar masallara, masallardan hayali kahramanlar üretilmiştir. Bu toprağın insanın masal dünyası geniştir, çünkü binlerce, yüz binlerce masal duymuş, duyduğunu zenginleştirerek başkasına aktarmıştır. Yeni bir destanın yaratıldığı süreç içindeyiz, bu destanda kötü karakterler ve kahramanların rolleri bugünden veriliyor. Bugün başlayan bu söylence, yıllar sonra nasıl anımsanacak ve yorumlanacaktır?

Ülkenin gidişatı yurtdışında yaşanan hareketten bağımsız düşünülemez, fakat iç dinamiklerinde yok sayılması yaşam akışı içinde imkansız kılıyor. Bugün demokrasiye gidiyoruz beklentisi içinde olanların henüz çok erkenden sevindikleri ortadadır. Demokrasi adı altında başka baskı araçlarının kullanıldığını günlük yaşamımız içinde görüyoruz. Gelecek günlerde şunlar olacak diyen bir falcı mutlaka vardır ama bugünden ileride olacakları tahmin edenlerin, tahminlerinde büyük yanılgılar yaşadığını, bugüne bakara söyleyebiliriz…


—————————————
http://cemoezkan.blogcu.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.