Bela…

Bela…

0
PAYLAŞ

Örneğin, halk arasında, “filanca belasını arıyor” denilince, hiç de hoş bir şey anlaşılmaz, hatta ondan ürkülür, kaçılır, kaçınılır ister istemez. Çünkü belasını arayan kimse, yok yere maraza çıkaran, ona buna sataşan, madrabaz, hırçın, düzenbaz, yalancı, saldırgan, pislik, uğursuz…bir kimsedir. Hele bu kapı bir komşunuz olursa ve çoluk çocuğunuzun rahatını kaçırır, malına mülküne zarar verir ya da canını tehlike altına sokacak gizli-açık girişimlerde bulunursa, ne olacak?…Ben, bizim oralarda böylesi bela arayan kötü komşusu yüzünden tasını tarağını toplayıp uzaklara göçen çok aile bilirim.

Ya peki bu kötü komşu bir aile değil de bir ülke olursa…Diyelim, komşunuz TÜRKİYE ve siz de SURİYE’siniz, ne yaparsınız? Üstelik, ülke olduğunuz için göçemezsiniz de bir yerlere. Açık ki, durum ağır kere ağır, belki de tıpkı Belçikalının, “Ülkemin işi zor, çünkü hem Amerika’ya çok yakın ve hem de Allaha çok uzak!.. dediği…
Hele komşunuz Amerika’nın da tetikçisi ise… ki malüm, tetikçiler hem parayı çok sever ve hem de aferine çok koşarlar! Hak hukuk da tanımazlar üstelik!
Hasılı, Suriye’nin komşusu, düşman başına!..

İşin kötüsü, o Suriye’nin komşusu olan ülke, bizim de kendi öz ülkemiz. Ama ne ülke değil mi! Elbet “ülke” derken, memleketin akarını çıkarını ele geçirmiş üst sınıflarla, onların tayin ettikleri siyasal iktidarı kastediyoruz. Yoksa Türkiye’nin, taşının, toprağının, güzelim coğrafyası ve kurtuluş Savaşı gibi şanlı tarihinin günahı ne?

Sadede gelirsek…Türk hükümetinin Suriye ile alıp veremediği ne? Daha iki yıl önce Recep Tayyiple Beşar Esad’ın kanka oldukalrını biliyoruz. Ülkeleri arasındaki 900 km’lik sınırı açtıklarını da biliyoruz. Bakanlar kurullarını bile birlikte topladıklarını,eşlerini de yanlarına alarak beraber tatillere çıktıklarını da biliyoruz. Yani su sızmıyordu aralarından!
Peki birden bire ne oldu da Recep Tayyip Esad’a düşman kesildi? İşte biz bunu bilmiyoruz. Kimseler de bilmiyor. Sadece Pentagon’un kapalı kapılarının ardındakiler bilebilir. CIA bilir mesela; MOSSAD bilir! Ve bunlarla birlikte çalışan MİT bilir! Ama şimdilerde savaş çıkacak diye yürekleri paralanan analar bilmiyor , halk bilmiyor, insanlarımız bilmiyor, Parlamento tatilde, belki milllevekilleri de bilmiyor…

Peki bizim bildiğimiz birşey yok mu? Var: Biz sadece, Atatürk’ün “Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.” dediğini biliyoruz.

Bir de Suriye için, çıkarılan marazaları, yapılan kirli işleri, açığa çıkan sorunları, oradan gelelerden öğrendiklerimizi, buradan giden gazetecilerin duyup yazabildiklerini, dünya basınından sızan haberleri ve ordan burdan derlediklerimizi biliyoruz.

Bunlara göre;

Suriye’deki “muhalefet ordusu” dedikleri ordu(!) Suriyeli değildir. CIA ve MOSSAD’ın örgütlediği bir ordudur o. Plan ve programları Türkiye’de yapılmaktadır o ordunun. Askeri Türkiye’de eğitilip gönderilmektedir o ordunun. Silah ve mühimmatı Türkiye’den gitmektedir o ordunun. El-Kaide ve benzeri terör örgütleri Türkiye’nin istemi ile oradalar ve sınır kontrolünü ellerinde tutmaktadırlar o ordu adına. Dahası kimyasal silahların Türkiye’den o muhalefet ordusuna verildiğine dair kuvvetli kanıtlardan bile söz edilmektedir. Genel kurmayımız teyakkuza geçirilmiştir. Başbakanımız “Her türlü kovalisyonlanla Suriye’ye girmeye hazırız” açıklamasını yapmaktadır. Dış İşleri bakanımız Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu hazretleri ortalığa her gün yeniden bir bit atmakatadır.

Ve savaş kışkırtıcılığımız ayyuka çıkmıştır.

Ve müslüman hükümetimiz sınırlı bir bombalamayı bile yetersiz bulmaktadır.Ve müslüman hükümetimiz müslümanın müslümanı boğazlamasına cevaz vermektedir. Ve müslüman hükümetimiz hırıstiranların müslümanları doğramasına yardım etmektedir. Ve müslüman hükümetimiz Obama’nın elinde bir yalın kılıç gibi parlamaktadır. Ve Suriye’ye karşı savaş…Ve savaş ve savaş ve savaş…

Peki siz olsanız Suriye yerinde Türkiye için ne dersiniz?
BELA…

BİR CEVAP BIRAK

two × two =