‘Belalı Taş Devri’ni Türkler başlattı, Çinliler ele geçiriyor!

Bu fotoğrafa iyi bakın ve uzun uzun düşünün. İsterseniz gelin birlikte düşünelim… Bir kaç gün önce Teke yöresinin kalbi sayılan Burdur’a yaklaşık 25 kilometre uzaklıktaki Hacılar köyünde çektim bu fotoğrafı. İnsanlık tarihinin yaklaşık 9 bin yılı aynı fotoğraf karesinde birleşiyor. Biri M.Ö 7 bin yılına kadar uzanan cilalı taş devri (Neolitik Çağ), diğeri ise bugünün ‘belalı’ taş devri. Hacılar köyü, aynı adla anılan Hacılar Höyüğünün bitişiğinde kurulmuş sıradan bir Anadolu köyü görünümünde. Ancak Hacılar’ın tarihi insanlık tarihinin de önemli dönüm noktalarına tanıklık eden sırları da koynunda saklıyor.

İNSANLIĞIN BAŞLANGICI VE ‘BİTİŞİ’ AYNI KAREDE BULUŞTU

Bugün insan eliyle yok olma tehlikesi altında can çekişen Burdur Gölü’nün batısında yer alan bu topraklar, insanlığın en büyük devrimlerinden biri olan tarımsal üretimin de başlangıç noktalarından biri. Binlerce yıllık tarımsal üretimin kimi yerde çok az değişerek hala sürüp gittiği Hacılar’da toprağından sökülmüş pancarların, yaprakları kızıla çalan asmaların, eteğinden toprağa hala aynı umutla buğday saçan çiftçilerin arasından geçip gidiyoruz. Köyün hemen yanıbaşındaki küçük tepecikte bulunan Hacılar Höyüğü’nde Anadolu’nun en eski yerleşimlerinden biri karşılıyor bizi. Sonbahar her şeye damgasını vurmuş. Ancak 9 bin yıllık tarihe tanıklık eden, ana tanrıçayı doğanın koruyucusu Kabul eden bu topraklarda bugün yıkılışın tarihi yazılıyor. Hacılar Höyüğü’nün daha batısında ve güneyinde yer alan tepelerde kocaman yara izleri gibi duran taş ocakları, insanlık tarihinin iki taş devrini yan yana getiriyor. Biri, insanın ‘insan’ olduğu yeri, diğeri ise insanın adeta insanlıktan çıktığı yeri imliyor!

KARA DÜZEN’İN HAKİM OLDUĞU SEKTÖRÜ ÇİNLİLER ELE GEÇİRİYOR

İlk bakışta yaklaşık 15-20 civarında taş ocağı göze çarpıyor. Yeşilova yoluna doğru ilerledikçe bu sayılar hızla artıyor. Bugün yalnızca Burdur’da sayıları 300’ü bulduğu söylenen mermer ve taş ocakları, kısa süreli kazançlar uğruna insanlığın binlerce yıllık birikimini bir kaç yılda bitirip büyük yıkımlara davetiye çıkartan vahşilikle yıkım yaratmayı sürdürüyor. Göller Bölgesinin inci tanelerinden biri olan Yarışlı Gölü’nün aynasına düşen yıkımın izleri bu büyük çöküşe yakılmış ağıtlar gibi insanın yüreğini parçalıyor. Çoğu sektörde olduğu gibi mermercilik sektöründe de ‘kara düzen’ hakim. Ehil olsun ya da olmasın, heves edip bu işe girenlerin sayısı az değil. Ancak yalnızca ham madde olarak dış satımı yapılan ve en büyük tedarikçisi Çin olan mermerde küçük ve orta ölçekli işletmeler için tehlike çanları çalıyor. Çünkü Çinli tüccarlar önce bağlantılar kurup mermer talep etmişler, şimdilerde ise talebi keserek şişen stokları soğurma aşamasındalar. Burdur’da çok sayıda Çinli yaşıyor. Öyle ki ünlü Salı pazarında alışveriş yaparken yan tezgahta orta boylu bir Çinli’yi patates seçerken görmeniz sıradan bir durum. Kentin göle yakın, göl manzaralı ya da lüks daireleri, Çinli mühendis ya da eksperler tarafından kiralanmış. Konuştuğumuz sektör temsilcilerinden biri, Çin devletinin kendi firmalarına Türkiye’deki mermer firmalarının satın alınması için Kredi ve teşvikler verdiğini söylüyor. Şimdiden onlarca yerli firma Çinli şirketlerin eline geçmiş durumda.

MERMERCİLİK SEKTÖRÜNÜN KURALLARINI ÇİNLİLER KOYUYOR

Bölgedeki mermercilik sektöründe gelinen nokta özetle şu: Önemli bir ihracat kalemi olarak görülen ve kamu eliyle teşvik edilen, yaşam alanlarını yok etme pahasına, geri dönülmesi olanaksız tahribatlar yaratma pahasına şişirilen mermer ve doğal taş sektöründe kuralları Çinliler koyuyor! İşin daha da vahimi, bu gerçek artık yetkililer tarafından da kabul edilir duruma gelmiş…

BUNCA YIKIM NEYİ UĞRUNA YAPILDI

Peki biliminsanlarının bunca çığlığına, köylülerini yaşamı savunanların bunca itirazına ve olanca tepkisine rağmen bunca yıkım neyin uğruna yapıldı? Bu sorunun yanıtını herkesin dürüstçe kendine vermesi gerekiyor. Ama biz dilerseniz üç kuruşluk taş uğruna üzerini hallaç pamuğu gibi attığımız bu toprakların altında neler yatıyor onlara biraz daha yakından bakalım…

HACILAR, BATI ANADOLU’NUN EN ESKİ YERLEŞİMİ

Hacılar, Anadolu ve Önasya kronolojisinin başlangıç noktası olarak kabul ediliyor. Yani bu bölge Batı Anadolu’da bilinen en eski yerleşimi barındırıyor. 1957 yılından bu yana Hacılar’da yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan bulgular bize burada çok yüksek bir kültür birikimi olduğunu anlatıyor. 9 ayrı yerleşim tabakası tespit edilen Hacılar Höyüğünde üç kültür devrinin izlerine rastlandı. Kimi hayvanları evcilleştiren Hacılar halkı, toprağı işlemeyi, boyalı keramik (çanak çömlek) yapmayı burada öğrendi. Ana tanrıçayı hayvanların hâkimi olarak gören Hacılar halkının, bunu betimleyen figürinler yaparak her evde kullandığı biliniyor. Hacılar’da ortaya çıkarılan karbonlaşmış arpa ve buğday tanelerinden burada yaşayan halkın tarım yaptığı anlaşılıyor. Ayrıca boynuz, çakmaktaşı ve volkanik candan yapılan orak ve bıçak gibi tarım aletlerinin yanında dokumacılığı yansıtan pişmiş toprak ağırşaklar da Hacılar’ın insanlık tarihindeki öneminin altını çiziyor.

HACILAR’DA İKİ AYRI TAŞ DEVRİ YAN YANA

Evet, Hacılar neolitik çağa tarihlenen, insanlık tarihi için önemli bir durak. Höyükte ortaya çıkarılan yerleşimlerin dış etkenlerden korunması için üzerleri beyaz örtülerle kaplanmış. Bize 9 bin yılık bir öykü anlatıyor. Çevresindeki buğday tarlaları, yaşlı söğütler, çakal armutları, turp otları ve sirkenler; “İnsanlık burada kendini buldu” diyor adeta. Başımızı çevirdikçe içimizi burkan bir başka insanlık durağı olan yıkım manzaraları ise kendi dilinde insanlığın aynı yerde nasıl kendini kaybettiğinin işareti gibi duruyor adeta. Oysa coğrafya binlerce yıllık tarihi ve kültürüyle bir bütün. Böylesi değerlerin yalnızca kendisi değil, yakın uzak, etkileşim içinde olduğu alanlarla birlikte bütün olarak geleceğe aktarılması gerekmez mi?

Hacılar, 9 bin yıllık suskun ama görkemli geçmişiyle iki taş devrinin tanığı olmayı sürdürüyor. Biri cilalı taş devri, diğeri ise belalı taş devri…

Önceki haberBöcek Gülen’e bağlanıyor
Sonraki haberTürkiye’nin Kalkınma ve Çevre İkilemi
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

1 × 4 =