Ben 8 Mart İstemiyorum!

Ben 8 Mart İstemiyorum!

0
PAYLAŞ

Kimi gruplar, “emekçi kadınlar günü “derken, bazıları,  sadece ”kadınlar günü,” demekle yetiniyor. İkincisi daha yerinde bana göre. Hiç değilse baştan bir bütünlüğe hitap ediyor. Öyle kolay iş değil emekçi-emekçi olmayan kadın ayrımı yapmak. Hitap ettikleri  insanları, yani Türkçe-Kürtçe konuşan insanların çoğunlukta bulunduğu  çevreleri düşünürsek, içlerinde, sınıfsal ve ekonomik açıdan bakıldığında, “burjuva kadın” yoktur zaten. Ama, yine de, bu tür gettolarda, hep aynı söylemi duyarız.


Geçen yıl bu zamanlarda , akşam üstü, beş sularında, Haringey’de,Green Lines üzerinde, aralarında ancak beş kadının bulunduğu, erkeklerden oluşan otuz kişilik bir grupla karşılaştım. Grubun en önünde, üç erkeğin zar zor taşıdığı, caddeyi boydan boya kaplayan ,üzerine, kocaman bir erkek portresi resmedilmiş, orak-çekiçli bir pankart vardı. Sonradan idrak ettim, bunun “8 Mart Kadınlar Günü” yürüyüşü olduğunu!


Önce, bir film ekibi olabileceği gelmişti  aklıma. Nasıl gelmesin ki! Daha bir hafta önce, aynı caddenin üstünde, içinde film ekibi ve kameraların bulunduğu, büyük bir kamyon çekim çalışması yapıyordu. Ben de, kalabalığa karışarak ne olduğunu öğrenmeye çalışmıştım.


Öğrendiğime göre, Hindistanli bir rejisör, otantik Türk yemeklerine yer vermek istiyormuş filmlerinden birinde. Fakat, film ekibi  kameralarını, bu “otantik” lokantanın yemeklerine değil, yaz-kış demeden saatler boyu, gözleme hamuru açan, iki kadına odaklamıştı.
Eee, Londra burası.! Çeşitli kültürleri bağrında konuk eden bir şehir. Örneğin Curry , Britanya’da çok içselleşmiş bir yemek kültürüdür. Hatta öyle ki, bazıları Curry’nin İngiliz yemeği olduğunu bile iddia edebiliyor. İçimden kızmıştım bu ekibe: “ başka bir konu bulamadınız mı? Yıllardır, Batılı’nın oryantalizm anlayışına  malzeme olduğunuz yetmedi mi”, diye.


Bir şeyi içeriğinden, gerçek tarihsel bağlamından kopardınız mı, işte böyle karikatüre dönüşüyor. Tıpkı 1 Mayıs Gibi. İşçi sınıfı adına, işçi sınıfı bayramı kutlanır mı? İbadet mi bu? Kadınlar gününü de bırakın kadınlar kutlasın bildikleri gibi. Clara Zetkin’ler, Rosa’lar, nasıl kutlardı bilmem ama, “biz” belki başka türlü kutlayacağız. Kimimiz belki evde oturup kitap okuyacak; kimimiz kapanma tehlikesiyle yüz yüze gelen, Londra’daki tek feminizt kütüphanenin kapanmaması için bildiri dağıtacak; kimimiz Filistinli kadınlarla dans ederek kutlayacak; kimimiz, sinemaya gidecek; kimimiz, ev işleri yapmayı ve çocuk bakmayı boykot edecek; Kimimiz, bunları da yapamayacak. Bütün gün çalışacak, belki akşam eve geldiğinde, yemek yapamadığı, ya da, alışverişi eksik yaptığı için dayak yiyecek. Size ne!


“Biz” de biliyoruz  kadınların birçok alanda, erkeklere oranla çok daha fazla  ayrımcılıga, sömürüye ugradıklarını.Yıllardır aynı edebiyat, aynı söylemler tekrarlanıp duruyor birçok yerde. Çoğunluğu erkek birçok yazarımız sayfa sayfa edebiyat yapıyor bu konuda. Zevkle okuduklarım da yok değil. Bilgim tazeleniyor bilincim yükseliyor. Ama bir şeyi, çok önemli bir şeyi eksik buluyorum bu antiseksist entellektüel söylemlerde. Duygu, duyarlık ve sezgi eksikliği.


Teorik olarak, kadınların cins olarak ezilmişliği konusunda, çok bilgili görünen bu erkeklerden birçoğunun, bu, entellektüel duyarlılığı, pratiklerinde ne derece uyguladıklarını merak ediyorum.


Kadınların cinsel sömürüsünden söz ederken, gender-toplumsal cinsiyet ve toplumun, geleneksel kadın-erkek rollerinden beklentisini de ayrıca sorgulamamız gerekir. Cinsiyetçi iş bölümü başta olmak üzere. Erkekler, kendi alanlarının, kadınlar tarafından işgal edilmesinden pek hoşnut görünmezler. Marangozluk, boyacılık, inşaat sektöri gibi alanlarda , daha az kadın vardır. Kadınlara “yakışan” meslekler değildir bunlar, öğretmenlik ve hemşirelikle kıyaslandığında.


Kadınların, daha duyarlı, daha kırılgan, daha şefkatlı olduğu varsayımları. Annelik ve sevgililik rollerinin abartılması. Toplumsal olarak değer biçilen bu tür kimlik ve rollerin, her gün , günlük yaşamımızda yeniden ve yeniden üretildiğini görmekteyiz.  


Daha bir hafta önce, yukarıda sözünü ettiğim, siyasi çevre ve gruplar, bir çağrıda bulundular Türkçe yayın yapan gazetelere karşı. Bu gazetelerin bir kısmının, kadınların cinsel olarak ezilme ve sömürülmesine hizmet eden saunaların reklâmlarını vermesini protesto ettiler. Çok güzel de yaptılar. Fakat, aynı tutumu, kafesten farksız lokantaların vitrinlerinde, sabahtan akşama, ateşin başında, 10-14 saat, kan-ter içinde gözleme açan kadınlar için de göstermelerini beklerdim. Bu da sömürü değil mi? Neden o vitrinlerde bir tane erkek oturup hamur açmıyor? Bu ortak çağrıda, saunalarda çalışan kadınların sömürüsünden çok, ahlâki ön yargılar rol oynamış olmasın sakın.


En lüks otellerin, lokantaların aşçıları erkek. Cinsiyetçi iş bölümünün kırıldığı izlemini veren bir meslek aşçılık. Geleneksel olarak kadınların mesleği olan aşçılık, tıpkı dokumacılık gibi, kamusal alana taşındığında erkekler tarafından, cazip bir iş alanı oluveriyor. Televizyon kanallarında her gün bu şeflerden geçilmiyor.


Kadınlar bu işleri yıllardır yaptıkları halde, bu iş kolunun erkekler tarafından domine edilmesine şaşmamak gerek. Evde yapılan tüm diğer işler gibi, yemek pişirmenin de, piyasa değeri yoktur ve aşağı statüte, sıradan bir edimdir. Tıpkı, Endüstri devrimleri  öncesi, dokumacalık gibi. Fabrikanın icadıyla, kadınların binlerce yıldır evde yaptığı yün eğirme ve dokumacılık erkeklerin eline geçmiştir.


Tanrılar biz kadınları yılda bir gün lütfedilen günlerin ayrıcalığından korusun!



 

BİR CEVAP BIRAK