”Ben adalet diyorum, o atlet”

”Ben adalet diyorum, o atlet”

0
PAYLAŞ
CHP lideri Kılıçdaroğlu, “Cumhurbaşkanlığı seçimlerine daha epey vaktimiz var, CHP olarak elbet bir aday çıkartacağız. Bugünden ben adayım demek kadar yanlış birşey yok. Kimse meraklanmasın tanınmış biri olacak” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, NTV canlı yayınında Oğuz Haksever’in sorularını yanıtladı.

Kemal Kılıçdaroğlu: Kızılot Hocamızla yaklaşık 40 yıllık bir dostluğumuz vardı. Son derece zeki çalışkan, sevecen ve gerçekten hayatında hiç kimesye kötülük yapmayı düşünmeyen çok beyefendi bir insandı. Son derece saygılıydı insanlarla ilişkilerinde. Kendisini topluma vakfetmiş bir kişiydi. Yaklaşım diye bir dergi var hala yayınlanır. 4 arkadaş ismi ne olsun diye oturup konuşmuştuk ve ismini öyle bulmuştuk. O dergi hala yaşıyor. Şükrü hocanın bir özelliği dolayısıyla vergi gibi son derece sevimsiz bir konuyu toplumun ilgilini çekecek şekilde anlatması, toplumun dikkatini çekmesi, olumsuzlukları eleştirileri topluma yansıtması kaleme alması çok ama çok önemliydi. Bir akademik kimliği de vardı. Ama sıradan yurttaşında okuduğu zaman rahatlıkla anlayabileceği yazılar kaleme alıyordu.

Oğuz Haksever: MİT TIR’ları tartışmasında tutuklanma olasılığı gündeme geldi. Cumhurbaşkanı son olarak, “Kendini gündemde tutabilmek için buna benzer şeyler üretiyor benim gündemimde böyle şeyler yok” dedi. 

Kemal Kılıçdaroğlu: Erdoğan ilginç bir insan aslında. Ama bir zaafı var Kılıçdaroğlu hastalığına muzdarip. Miting olur ey Kılıçdaroğlu, bir yerde toplantı olur ey Kılıçdaroğlu, basın mensuplarına ey Kılıçdaroğlu ne yaptı Kılıçdaroğlu. Bu hastalıktan kurtulması lazım. Eğer bu ülkede demokrasi olacaksa kesinlikle ben olacağım. Demokrasiyi kaldıracağım benim dışımda kimse konuşmayacak diye sivil darbeyi o noktaya taşırsa ayrı bir şey. 20 Temmuz’da yapılan sivil darbeyi o noktaya taşırsa o ayrı bir şey. Becerebilir mi oturup düşünmesi lazım. Benim her söylediğime laf yetiştirsin şikayetçi değilim. Çünkü o konuşmazsa ben havuz medyasında hiç yer almayacağım. Ama onları okuyanlar benim ne kadar haklı olduğumu halk görüyor. Sürekli beni eleştirebilir belli bir düzeyi varsa buna saygı gösteririm. Ben onun konuştuğu düzeyde ona hitap etmek zorunda kalıyorum bu benim zoruma gidiyor. Örneğin yaptığı bir konuşmada, “Ey Kılıçdaroğlu, korkak değilsen, ödlek değilsen, cesaretin yok” gibi bir sürü laf etti. Bende kendisine gayet makul bir çağrı yaptım. Sana senin konuştuğun dille sesleniyorum, Ey Erdoğan, korkak değilsen, ödlek değilsen, cesaretin varsa gel karşıma kardeşim. Üstelik senin söylediğin bir televizyonda olsun. Söz veriyorum sen yarım saat konuş ben 10 dakika konuşacağım. Bir şey söyleyeceğim o kesinlikle susacaktır. Cesareti yok. Kılıçdaroğlu burada aslanlar gibi duruyor korkak ve ödlek değilsen gel oturup konuşalım. Enis Berberoğlu bizi radyodan dinliyor. Ne yapmış suç mu işlemiş? Rehin alınan bir kişi. Cumhuriyet Halk Partisi’ne operasyonun ilk ayağı. MİT TIR’ları Cumhuriyet’in yazmasından çok ama çok önce gazetelerde yar aldı. Herkesin bildiği bir olay devlet sırrı olur mu? Ben daha önce açıkladım. Suriye’ye silah götüren bir şoförün mahkeme ifadesini okudum ve açıkladım. Bu bir devlet sırrı değildir. Devlet sırrı olabilmesi için MİT TIR’larının geçtiği yerdeki valilerinde haberinin olması lazım. Şu plakalı TIR’lar geçecek denir. Nöbetçi savcısınız ve size ihbar geldi silah taşınıyor diye. Müdahele etmezseniz başınız belaya girer. Emniyete, jandarmaya plakalar verilmemiş. Bu birilerinin sırrıdır devletin değil. Komşunuzda yangın çıksa ilk yapacağımız bir kova su alıp yangını söndürmeye gidersiniz. Bunlar bir kova benzinle gittiler. Milyonlarca insan öldü, sakat kaldı. Türkiye Cumhuriyeti’ni hiç kimse gayrimeşru bir durumun içine sokamaz. Burası eşkıya değil hukuk devletidir. Enis Bey’in hiç bir ilgisi yok bununla. Can Dündar’ın kitabını örnek gösteriyorlar. Can Dündar diyor ki kitabında, “Flashdisk’i solcu bir milletvekilinden aldım” ama Enis bey o tarihte milletvekili değil. Bu ülkede adalet yoktur. Bu ülkede hiçbir vatandaşın can ve mal güvenliği yoktur. Savcı savcı değil hakim hakim değil. Tabi gerçekten adaleti dağıtmak için çırpınan emek harcayan savcıları başımızın üstünde taşıyoruz. Ama birileri iktidarın sopası olmak için ne talimat geliyorsa onu yerine getiririm diyorsan ne savcı olursun ne hakim olursun. Enis bey casus diye suçlandı. Kozmik odayı FETÖ örgütüne açan kimdi? Devletin bütün sırlarını milyonlarca belgeyi FETÖ örgütüne teslim ettiler. Bütün bu bilgileri devletin en kritik bilgilerini terör örgütüne açanlar kim? İktidar olanlar. Asıl casuslar bunlar değil mi? Yürekli bir savcı çıkış bir terör örgütüne devletin kozmik odasını siz ne için açtınız? Bütün bunları bırakıp Cumhuriyet yayınlamadan önce bütün gazetelerde yayınlanan bir haber yüzünden Enis Berberoğlu’nu tutukladık devletin sırlarını bir gazeteye vermiş diye. Belge yok, doküman yok birilerinin kulağına fısıldama var.

Ben ana muhalefet partisinin genel başkanıyım devletin her kanadından bize bilgi gelir. Ben Erdoğan’ın izlediği milletvekili görüntülerini izlerken Erdoğan’ın da görüntüye alındığı olayları da izledim. Ama bana verilmedi verilseydi hemen ertesi günü basın toplantısı yapar açıklardım. Zaten gizli bir olay değil. Valisi biliyor, kaymakamı biliyor, gazeteciler biliyor, sokaktaki vatandaş biliyor efendim devlet sırrıydı. Bunun devlet sırrı olmadığını Anayasa Mahkemesi söylüyor. Devletin tepesindeki en yüce mahkeme söylüyor. Siz buradan Cumhuriyet Halk Partisi’ne nasıl ulaşabiliriz diye arkadan dolanıyorsunuz.

Darbe dönemlerinde hukuk çalışma, üstünlüğü yoktur hukukun. Biz şimdi sivil bir darbe dönemini yaşıyoruz. Hukuk yok, yargı talimatla iş yapar, savcı talimatla iş yapar. Bir savcının düzenlediği iddianameyi bir başka savcının iddianamesini alıyorsunuz. Ama o iddianameyi bu tarafa kopyalarken 3 önemli paragrafı almıyorsunuz gizliyorsunuz. Akıncı ana üssü davasının çok önemli 3 paragrafı. Darbeden söz eder, devletteki bozulmadan söz eder, ucu hükümete değecek bir sürü şeylerden söz eder. Bunlar özellikle oradan çıkarılır. Savcılar 15 Temmuz darbe girişimini araştırıyorlar sonra iddianamelerini hazırlıyor. İddianamelere son şeklini vermeden önce Adalet Bakanlığı gözden geçiriyor son şeklini Adalet Bakanlığı veriyor dedim. Sözümün arkasındayım. Kanıtlamaya da hazırım. Hapsinin belgesi var. Biz bir şey söylüyorsak gözü kapalı söylemiyoruz. Bir devleti bir çete yönetemez. Halkın seçtiği yüreğinde insan sevgisi olan, haktan, hukuktan yana olan, hukukun üstünlüğünü savunan kişiler tarafından yönetilir. Devlette liyakatin olması lazım. MİT Müsteşarlığı Darbeleri Araştırma Komisyonu’na bir yazı yazdı. Devlette liyakat sistemine uyulmalı yazdı. Bu bugün liyakat yoktur demektir.

Oğuz Haksever: Adalet Yürüyüşü günlerinde karavanda yemek yerken fanilalı bir fotoğrafınız çekildi. 

Kemal Kılıçdaroğlu: Adalet Yürüyüşü pek çok kişinin ezberini bozdu. Önce inanmıyorlardı yürüyemez Kızılcahamam’da durur dendi. Sonra İzmit’te durdururuz giremez dendi. Bu ülke adalete susamış. Bu ülke insanının bugün yüzde 73’ü adalete güvenmiyor. İşiniz olsa mahkemede adaletle sonuçlanır mı diye soruya yüzde 73’ü hayır diyor. Yüzde 18 evet diyor bunların yolu mahkemeye düşmüş değil. O nedenle bizim yürüyüşümüz sadece Türkiye’de değil bütün dünyada ses getirdi. Gölgede 40 derecede yürüdüm. Siste, yağmurda, karanlıkta yürüdüm. Bu ülke insanının adalete ihtiyacı var. Her gün 3-4 gömlek değiştirdim. O fotoğrafa bakın yapmacıklı topu iğne ucu kadar bir şey göremezsiniz. Kızımla yemek yerken. O fotoğraf Anadolu’da sıradan bir ailenin fotoğrafıdır bir genelbaşkanın değil. Ben o şartlarda yetiştim. Ben saraylara özenen bir insan değilim. Ben o yemeğe kızımla huzur içinde yiyorum. Ben o tür koşullardan geldim. Evimde de öyle oturuyorum. Hala ağabeyimle karşılaşırsam elini öperim saygımı gösteririm. Yetiştiğim şartlar böyle. O fotoğrafta ne var? Benim insanım böyle değil. Sen kendi inanını unuttun. Herkesi sarayının etrafında sana yağ çeken insanlar gibi düşünüyorsun. Kayseri’de bir gencecik adam işsizlik nedeniyle kendisini yaktı. Son 15 yılda işsizlik için başvuranların sayısı 24 milyonu aştı. Ben onların arkadaşıyım ben gider yer sofrasında otururum. Öyle bir mizansen yok orada. Karavanda kalıyordum zaten. Yediğim yemeğe bakın. Aç kalsaydı diye geçiyordur içinden ona bozulmuştur. Siz bu fotoğraf üzerinden bana saldırıyorsunuz. Ben adalet diyorum o atlet diyor. Evet o atleti giydim. Çok sıcaktı o atletle yemeğimi yedim kızımla. Görevini yapmış bir bana gibi. O fotoğrafta asla kibir yoktur. Sıradan sade bir vatandaş. Sıradan sade bir vatandaş olmak gurur duyuyorum. Ben onun sorunlarını yaşantısını bilmezsem dertlerine derman olamam. Bunun üzerinden bir Atatürk dersi vermeye kalktı. Atatürk’ü tanıyor mu acaba? Atatürk 100 yılda bir toplumların yetiştirdiği ender kişilerden birisi ve o da Türkiye’ye nasip olmuştur. Bütün hayatı savaş meydanlarında geçmiştir. Düne kadar Atatürk lafını ağzına almazdı. Neyse fotoğrafla onu hatırladı. Ben o sofraya kafasında külah sabahtan akşama kadar Atatürk’e hakaret eden kişiyi oturtmuyorum o oturtuyor. Herkes Atatürk’ü anabilir senin anma hakkında yetkin de yoktur. Sabahtan akşama kadar Atatürk’e hakaret eden o külahlı adamı masana oturtmayacaksın sonrada bana Atatürk’ü anlatacaksın. Benim o sofram keşke Atatürk sofrası olabilseydi. Elinden çok büyük bir kozu aldım ben. Vatandaş orada kendisini gördü. Sen Adana’ya, Hatay’a, Gaziantep’e hiç gitmedin mi 40 derecenin altında o insanlar nasıl yemek yiyorlar. Açık ve net davet ediyorum kendisini bana ders verecekse cesareti varsa onun deyimiyle korkak değilse, cesareti varsa karşıma çıkar.

Oğuz Haksever: Adalet Yürüyüşü’nün yarattığı bir iklim oldu bunun devamında başka tema olabilir mi? 

Kemal Kılıçdaroğlu: Olacak. Ama bugünden söylemem doğru değil. Bu ülkenin insanına en çok özlem duyduğu şeyleri anlatacağız.

Oğuz Haksever: Çanakkale’deki olayla ilgili tartışmalara geldiğimizde Selahattin Demirtaş’ın partilere buraya destek verin çağrısı iktidar tarafından eleştiri konusu oldu. 

Kemal Kılıçdaroğlu: Onlar bu ülkenin insanı değil mi neden eleştiriliyor? HDP ile ayrı partiyim ama ben insanlarım arasında hiçbir ayrım yapmam. 80 milyonun içinde Kürt kökenli vatandaşlarım dolayısıyla var. Onların da başımın üstünde yeri var. Onlar adalet demeyecek mi? Hayatımda bu kadar insanlık düşmanı bir söylem duymadım. Gelen kişiye sen filan partidensin adalet ağzına alamazsın mı diyeceğiz. AK Parti’den gelene veya Milliyetçi Hareket Partisi’nden gelene bunu mu söyleyeceğiz. Ötekileştirirseniz düşmanlaştırırsınız. Varsa PKK bağlantısı gitsin tutuklasın. Bir PKK’lı gelirse devletin güvenlik gücü yakalar. Adalet Yürüyüşü’nde de dendi PKK’lılar vardı diye. Bir sürü güvenlik güçleri vardı tutuklasınlar. Biz 80 milyona çağrı yaptık arzu ediyorsanız adalet istiyorsanız gelin dedik. Geldiler her siyasi partiden vatandaş. Selahattin Bey gelirse oraya gelir. Biz parti bayrağı olmayacak dedik. 80 milyon kim gelirse dedik suçlu birisi gelirse sivil polisler vardı oraya yakalarlar. Adalet Yürüyüşü sırasında içimize bazı provokatörlerde sokuldu vatandaşı tahrik eden. Biz onları cımbızla aldık senin burada yerin yoktur dedik. O nedenle bize taş atıldığında alkışladık. Biz kavga istemiyoruz. Farklı siyasi görüşlerde olabiliriz ama kavga etmemize neden olmamalı bu.

Adalet Yürüyüşü’nde sadece yürüdük şimdi adaletten neyi bekliyoruz, yargıda, eğitimde adalet nasıl olmalı, devlette nasıl olmalı, yaşamda adalet nasıl olmalı. Bir taşeron işçisi kadro sözü verildiği halde kadro alamamışsa sığınacağı en temel kavram adalettir. Söz verdiniz yerine getirin. Sabah akşam faizlerden şikayet ediyorlardı çok yüksek diye. AK Parti 15 yılda hiç bir Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin ödemediği kadar dışarıdan bir avuç faiz lobicisine dünyanın en yüksek faizini ödedi. 15 yılda 142 milyar dolar. Faizden şikayet ediyorlar bu ülkeyi Japonlar mı Fransızlar mı yönetiyorlar? Şikayet ediyorsan ayrıl koltuktan faizi düşüren adam gelsin. Bu rakam gelip spekülatörlerin burada kazanıp dışarıya götürdüğü rakam. Çiftçiye destek veremiyor, mazota zam yapıyor, doğalgazda Botaş vergide 1 numara. Vatandaşa doğalgazı kazıklayarak verdiler. Bunlar adalet istemeyecek mi? 8 konu 4 gün boyunca tartışılacak. 8 ana konu olacak çok değişik siyasi görüşler olacak. Hepsini takip edeceğim. Ayrıca çok sayıda küçük çalıştaylar yapılacak medyaya kapalı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu yoğunlukta ve kapsamda yapılan ilk çalışmadır. Tamamı kitap haline getirilecek.

Oğuz Haksever: En son Meral Akşener ve arkadaşları yeni bir partiyi kuruyor. Siyaseti nasıl etkiler böyle bir parti? 

Kemal Kılıçdaroğlu: Olumlu etkilemesini beklerim. Bir kadının genel başkan olması ayrıca bizim siyasi kültürümüz açısından çok önemlidir. Daha ramazan sırasında bir akşam yemek yemiştik görüşmüştük. Ama o dönemlerde bir parti kurma yoktu. Ben siyasi tarihimiz açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Kurmaya çalıştığı alanda bir boşluk var. O boşluğu doldurabilirse Türkiye içinde bulunduğu girdaptan kurtulabilir. Umarım başarılı bir performans ortaya koyarlar.

Oğuz Haksever: Zekai Aksakallı 2. Kolorduya komutan olarak atandı 15 Temmuz’un öne çıkan komutanlarından birisiydi direnen darbeye. Ardından bunun pasif bir görev olduğu ve kırgın olduğu söylendi. İstifa hiç aklından geçmedi. Sonra Cumhurbaşkanı bir takım kademelerden geldi bende onayladım dedi. 

Kemal Kılıçdaroğlu: Pasif bir göreve atandığı doğru. Özellikle Ortadoğu’da bu kadar olaylar yaşanırken oradan alınıp pasif bir göreve atanması ordu içinde huzursuzluk yaratacağı açıktır. Siz bulunduğunuz etkin bir görevden alınıp pasif bir göreve atanıyorsanız bir kırgınlık yaşanmaması mümkün değil. Yenikapı’da konuşurken orduya, adliyeye ve camiye siyaset girmesin demiştim. Bu 3 yer siyasetin kaldıracağı yerler değildir. Şimdi üçünde de siyaset var. Bu devletin temeline dinamit koymaktır. Orduda rütbe esası vardır. Üst rütbenin verdiği göreve alt rütbe koşulsuz uyar. Siz orduya siyaseti soktunuz kuralları bozdunuz. Zaten balyoz ve Ergenekon’da orduyu perişan etmiştiniz. Ergenekon, Balyoz olayında orduda komutan bırakmadılar darbeci diye içeri aldılar. Sonra kumpas olduğu ortaya çıktı. Bunların çoğu birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapse idam olsaydı belki idam edileceklerdi. Kumpas çıktıktan sonra idam edilseler ne olacaktı? Zekeriya Öz’ü kovalıyoruz ama ona kurşun geçirmez makam arabasını veren nerede? Asıl FETÖ’cü o değil mi? Sen kalkacaksın bu davaların savcısıyım diyeceksin, Zekeriya Öz’e kurşun geçirmez arabanı vereceksin sonra bu Kılıçdaroğlu var ya FETÖ’cü. Hayatımda böyle bir düzenbazlık görmedim. Hesap vermesi gereken adam hesap sormaya kalkıyor. Benim hesabını veremeyeceğim hiçbir şey yok. Ama sen devleti yöneteceksin kozmik odayı bir terör örgütüne teslim edeceksin kalkacaksın Enis Berberoğlu’nu casus diye suçlayacaksın. Hakim vicdanına göre karar verir serbesttir diyorlar ama sonra yerlerini değiştiriyorlar. Nasıl karar verecek hakim? Ama Adil Öksüz’ü niye serbest bıraktınız da tıkanıyorlar. FETÖ’nün en imamını kim serbest bıraktı, kim GPS cihazını tekrar ona verdi, bu adam ayrıldıktan sonra neden izlenmedi? Bunun FETÖ’nün imamı olduğu 15 Temmuz öncesi iddianamelerde var. Bu sorularımın hiç birisini cevap alamıyorum.

Oğuz Haksever: Aday olacak mısınız? 

Kemal Kılıçdaroğlu: Cumhurbaşkanlığı seçimlerine daha epey vaktimiz var. Elbette Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir aday çıkaracağız. Ama ben bugünden adayım demek kadar yanlış bir şey yok. Cumhurbaşkanlığına bizim seçeceğimiz adayların niteliklerini ifade edeyim ben. MYK’da da konuştuk belki parti meclisinde de görüşürüz önümüzdeki süreçte. Cumhurbaşkanı adayımız parlamenter demokratik sistemi savunması lazım, Cumhurbaşkanı adayımızın seçildikten sonra 80 milyonu kucaklayacak yeni bir anayasa sözü vermesi lazım, sağlıklı çalışan bir siyasi partiler yasası çıkarması sözü vermesi lazım, yüzde 10 barajını kaldırması lazım, milli iradenin meclise tam yansımasını sağlamak lazım. Devlette saydamlığı sağlaması lazım. Her kuruşun hesabına vatandaşına veren bir devlet anlayışını getireceğim demesi lazım. Bu niteliklere sahip kişi çıkacak bizden. Bugünden öyle bir şeyimiz yok bizim. Bu niteliklere sahip parti içinde ve parti dışından pek çok isim var. Sonuçta belli niteliklere sahip toplumun güne duyduğu insanlar olacaktır. Belki tek başına değil bir ekip olarak çıkacaktır. Ben başkanım yardımcılarımda bunlar diye bir programla da çıkabilir. Bugünden netleştirilmesi gereken bir tablo değil. Daha önümüzde kurultay var. Bugünden balıklama atlayıp şu aday olacak ben olacağım gibi bir şey değil. Toplumun sevdiği, güven duyduğu, gerçekten cumhurun başkanı olacak niteliklere sahip, yaşantısı ile mütevazi olan, kibirli olmayan, vatandaşına kızmayan, dövmeyen, küfretmeyen, toplumun tanıdığı bir insan çıkacaktır. Kimse meraklanmasın tanınmış biri olacaktır.

Oğuz Haksever: Parlamenter sisteme dönüş vaatlerden biri olacak. Bunu dezavantaj olarak değerlendirenler var. 

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır dezavantaj değil. Yaşayan bir devlet yaşantısını sürekli kılmak istiyorsa devleti bir kişiye teslim edemezsiniz. O bir kişi her şeyde karar sahibi olursa devleti yıkarsınız o kişiyle birlikte. En tipik örneği bizde siyasal partilerin tarihleridir. Kişiye endeksli siyasal partiler çoğu zaman iktidar olmuşlardır ama bir süre sonra partilerin tamamı yok olmuştur. Ama bir davaya inanmışlık, çağdaş uygarlığa inanmışlık ve kolektif aklın egemen olduğu bir yapılanmayı gerçekleştirmişseniz o partiler yaşamıştır. Dünyanın en köklü partilerinden birisi de Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Kişi partisi değildir Cumhuriyet Halk Partisi.

Oğuz Haksever: Aklınızda adayın açıklanması için bir zaman var mı? 

Kemal Kılıçdaroğlu: Şu anda bir zaman yok. Ama tabi sadece benim aklımda değil bütün Cumhuriyet Halk Partililerin aklından geçen isimler vardır. Bakarız ona belki bir kamuoyu yoklaması yaparız. Birinci turda seçilmediğinde 2. turda diğer adaylarında destek vereceği bir adayda olmalı. Aynı zamanda dünya ile de barışık bir kişi olmasını isteriz. Ortadoğu’da bir sorun çıktığı zaman zaman gelip danışabileceği bir aday çıkarmak isteriz. Bizim amacımız sadece Türkiye’yi yönetmek değil, Cumhurbaşkanı bütün komşularla barışçı bir dış politikanın ama mimarı da olmalıdır.

Oğuz Haksever: Tarafsız olacak diye de bir sözünüz var galiba. 

Kemal Kılıçdaroğlu: Orada biz cumhurbaşkanının tarafsız olmasını isteriz partili olmasını istemeyiz dedim. Cumhurun başkanı olacak bütün partileri kucaklamasını isteriz. Şu anda Erdoğan cumhurbaşkanı değil aslında kendi partisinin genel başkanı. Orada oturuyor ama şahsen benim Cumhurbaşkanım değil. Tarafsız değil çünkü. Parlamenter demokratik sisteme dönüş amacımızda bu zaten. Seçilirken tarafsız değil doğru ama amaç onun tarafsızlığını güvence altına alacak bir anayasa değişikliği ile demokratik parlamenter sistemi yeniden getirmek. Ama darbe hukukundan arınmış bir hukuk istemi içinde. 12 Eylül darbe hukukunun getirdiği bütün düzenlemeleri ayıklamamız gerekiyor. Yüzde 10 seçim barajı, YÖK gibi kurumlardan arınması gerekiyor. Birinci sınıf demokrasinin olduğu ülkelerde hangi kurallar varsa bizim ülkemizde de olmalı. Zaten bir dikta yönetimi, darbe yönetimi dönemindeyiz. Yarın isterse sizin patronun bütün malvarlığına el koyabilirler. TMSF’ye devrederler oradan da bir yandaşa verirler mesele biter. Yaptılar. Cumhurbaşkanı adayının bütün bunları görüp bütün bu aksaklıkları düzelteceğim, bütün vatandaşlarımı kucaklıyorum diyecek, ben Suriye’ye barışı getireceğim ve bütün Suriyelileri kendi ülkelerine göndereceğim diyecek.

Oğuz Haksever: Orada geri gönderme mesajınız eleştiri konusu. 

Kemal Kılıçdaroğlu: Niye eleştiriyorlar? Bu ülkenin insanı üçüncü sınıf vatandaş Suriyeli birinci sınıf. Hastalandınız hastaneye gittiniz para ödersiniz. Suriyeli gidince para ödemez. Burada kalacaksa para ödeyecek o zaman. Barış olduktan sonra kendi ülkelerine gönderirim. Avrupalılara Brüksel’de, “Suriye’de barışın sağlanması yeterli mi” dediler “Hayır yeterli değil” dedim. Suriye’nin yıkılan okulu, yolu, hastanesinin hepsinin yapılması lazım ve sizin de elinizi cebinize atmanız lazım. Ondan sonra biz bak yolun var, hastanen, evin var buyur Türkiye’den oraya git diyeceğiz. Ben bunu söylerim arkadaş.

Oğuz Haksever: Bu FETÖ ile aynı söylemi dile getirdiğiniz yolundaki eleştiriler var. AK Parti sözcüsünün “FETÖ MİT TIR’ları için silah diyor Kılıçdaroğlu’da silah diyor”… 

Kemal Kılıçdaroğlu: Silah vardı. FETÖ silah diyor diye biz hayır silah değil baklavaydı mı diyeceğiz. Ben şunu asla söylemedim ama, “Ne istediniz de vermedik” demedim. Onlar ne istedilerse bunlar verdiler. Vali mi istiyorsunuz, rektör mü istiyorsunuz, kaymakam mı istiyorsunuz, general mi istiyorsunuz verdiler. Özel okul verdiler, üniversiteler verdiler. Veren belli, devleti bunlara parsel parsel satan belli şimdi kalkmışlar koro halinde bütün havuz medyasıyla birlikte Kılıçdaroğlu FETÖ’nün ağzıyla konuşuyor. “2010 referandumunda mezarda yatanları da kaldırın bunlarda evet oyu versinler” mi dedim. “Aynı menzile giden paralel yapıyı” söyleyen ben değilim. Sonra ne oldu kavga ettiler. Bir ipte iki cambaz oynamaz dedim. Biri düştü diğeri hala ipte duruyor.

Oğuz Haksever: Milletvekili Eski Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın tiyatro dedi darbe girişimiyle ilgili olarak ve şehitleri devlet öldürmüştür dedi. Bu sözlerinin arkasında olduğunu söyledi. Daha sonra partinin sözcüleri biz o görüşte değiliz dediler. Burada bir disiplin sorunu mu var? 

Kemal Kılıçdaroğlu: Ben kendisiyle konuştum. 2 tane 15 Temmuz var. Bir halkın 15 Temmuz’u ikincisi sarayın 15 Temmuz’u. Halkın 15 Temmuz’unda hiç bir milletvekilinin en ufak bir tereddüdü yok. Bir darbe girişimi olmuştur, 250 şehidimiz vardır, 1000’in üzerinde gazimiz vardır, meclis bombalanmıştır, devletin bütün kurumları FETÖ tarafından işgal edilmiştir. İnsanlar sokağa çıkmıştır, tankın üstüne çıkmıştır ve darbe girişimi püskürtülmüştür. Bu 15 Temmuz halkın zaferi parlamentonun zaferidir. Sabaha kadar bombaların altında parlamento görevini yaptı. Cumhuriyet Halk Partisi de oradaydı. Birde sarayın 15 Temmuz’u var. Bu 15 Temmuz’u fırsata çevirip 20 Temmuz’da darbe yapmış olmalarıdır. 15 Temmuz’u fırsata çevirip parlamenter demokratik sistemi yıkmışlardır. Biz buna karşıyız. FETÖ yaptı evet bir şüphemiz yok. Zaten biz bunu defalarca söyledik. Yargıtay’a 160 militan yerleştirdiniz lafı benim lafımdır. Şimdi biz 15 Temmuz’a sarayın 15 Temmuz’una karşıyız. Akaydın’ın söylediği de budur. Tiyatro sözcüğü tiyatroculara haksızlık olur. Tiyatro ciddi bir sanat dalıdır. Herkes o sanat dalını icra edemez. Burada farklı bir olay vardır. Ayrıca devletle ilgisi yok bunun. Devlet bakidir devleti yöneten hükümet vardır sorumlu olan hükümettir. 15 Temmuz’dan önce düzenlenen bir iddianame var. Orada FETÖ’nün darbe yapabilecek güce eriştiği ve darbe yapacağı açık net söyleniyor. Savcı bunu söylüyorsa devletin polisi, istihbarat örgütlerini bunu bilmiyor mu? Onlarda biliyorlar. Savcı onlardan alıyor bu bilgileri. Peki bu iddianame ortadayken ne yapıldı? Hiçbir şey. Ben 15 Temmuz darbe girişimin bütün boyutlarının ortaya çıkarılmasını istiyorum. Gizli kapaklı bir şey olmaz. Her şey açığa çıksın. Darbeleri araştırma komisyonu kuruldu neden herkes gelmedi? Devletin bürokratlarının gelmesini hükümet istemiyor ifade vermelerini istemiyor. Meclis bombalanıyor, o akşamın iki temel aktörü meclise gitmeyeceksiniz talimatıyla meclise gitmiyorlar. Talimatı veren hükümet. Halkın 15 Temmuz’unu fırsata dönüştürüp 20 Temmuz’da darbe yapanları affetmeyeceğiz.

Oğuz Haksever: Almanya’da verdiğiniz demeç hala gündemde. Gerçekten bütün Almanlar için mi kastınız Türkiye’nin güvenli olmadığı yolunda. 

Kemal Kılıçdaroğlu: Tamamen çarpıtma. Türkiye’de hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok dediğim için vay efendim sen bunu nasıl dersin. Yok. Az önce yine söyledim. Ben bunu TBMM Genel Kurulu’nda bakanlar, siyasi parti genel başkanlarının olduğu ortamda da kürsüye çıktım, “Türkiye’de şu anda hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur” dedim. Kimse de itiraz etmedi. Ben bunu Salı toplantılarında defalarca söyledim, televizyon programlarında defalarca söyledim. Hukuk yoktur çünkü. Bir kanun hükmünde kararname ile şu anda herkesin malvarlığına el konulabilir. İtiraz edeceğiniz bir yerde yok. Suç şahsidir karının ne günahı var. Onun da yurtdışına çıkışı yasaklanıyor. Hapishanelerde çok sayıda çocuk var bugün. Anneleri hapiste çocukların hiç bir günahı ve hapiste büyüyorlar. Bu çocukların hakkını hukukunu savunduğum için FETÖ’cü diyorlar bana. Ben bu ülkenin sade bir vatandaşıyım. Kim mazlumsa, kim mağdursa onun hakkını hukukunu savunurum. Eğer siz haksızlık karşısında susuyorsanız dilsiz şeytansınız. Ben susmadığım için beni suçluyorlar. Sesini kes diyorlar. İtaat et rahat et. Ben 450 kilometre yürüyorum. Niye yürüyorsun diyorlar ama bu ülkede adalet var bunun için yürünür mü diyemiyorlar. Niye yürüyorsun diyorlar. Beni suçlayabilirler istedikleri gibi. Ben bu ülkenin insanlarının adaletine güveniyorum.

Oğuz Haksever: Taşeron işçilere verilen vaatlerin yerine getirilmediğini söylediniz. Çözümünüz var mı? Yardımcı işçi asıl işçi konusunda özellikle zor bir konu. Ambulansın sürücüsü yardımcı işçi ama içerideki hemşire asıl işçi. 

Kemal Kılıçdaroğlu: O ayrımların hiç birisinde zorluk yoktur kadro verirsin hepsi biter. O kadrolar var zaten devlette. Bir daktilo var burada memuru var daktilo yazıyor yanındaki da yazıyor. Birsi taşeron birisi kadrolu. Aynı işi yapıyorlarsa kadroyu vereceksiniz. Kadro vermemek için gerekçe uyduruyorlar. Sen bunların parasını zaten veriyorsun. Taşerona veriyorsun o da işçiye veriyor. Taşeron işçilerine çağrımdır adalet arıyorsan savunanın yanında yer alacaksın. Taşeron içi sayısı sendikalı işçi sayısından fazladır. Bunun ayıbı sendika başkanlarına aittir. İşçinin paralarını alıp krallar gibi yaşayacağına taşeron işçisinin hakkını savun. Emekli perişan vaziyette. Memurlara enflasyonun bile altında maaş zammı verdiler. Ekonomi büyüyor diye seviniyorlar. Peki büyüdü de bu parayı kim götürdü? Memur almadı, emekli almadı, işçi almadı, çiftçi almadı. 142 milyar dolar para bir avuç faiz lobicisine ödendi. Bu para buraya gitti. Faiz çok yüksek. İMF’ye ödenene faizlerin kat kat fazlası ödenmiştir faiz lobisine. Onun içinde kanun hükmünde bir kararname çıkarsana faizler sıfırdır desene.

Oğuz Haksever: Almanya ile gerilim meselesi var. Batının ve Almanya’nın eleştirilerinin hepsi haklı mı sizce? 

Kemal Kılıçdaroğlu: Hayır. Bana gelen her yabancı heyete ve her bakanla konuştuğumda, “Avrupa Birliği Türkiye’ye çifte standart uyguluyor ve biz bunu doğru bulmuyoruz” diyorum. Avrupa Birliği Türkiye’ye karşı samimi davranmamıştır. Avrupa Birliği’nin kesinlikle bugünkü AKP hükümetini görerek yeni fasıllar açmamasını doğru bulmuyorum. Fasıl açmazsanız en çok AK Parti’nin işine yarıyor. Biz medeni dünyadan kopmak istemiyoruz bir Ortadoğu ülkesi olmak istemiyoruz. Ortadoğu’nun haline bakın. Bu Ortadoğu’ya sırtımızı dönelim hiç görmeyelim anlamına gelmesin. Ekonomik ilişkileri kültürel ilişikileri geliştirelim, kucaklayalım Ortadoğu’yu. Ama biz uygar dünyanın bir parçasıyız. Osmanlı da bir batı ülkesidir. Sadrazamlarım tamamına bakın. Dünya ile barışmak istiyorsa vatandaşlarımız adres biziz. Dünya ile ekonomik ilişkilerin gelişmesini mi istiyorsun adres biziz. Almanya ile niye kavga ediyoruz? Adil Öksüz Almanya’da diye bir köşe yazısı vardır geçen. Biliyorsan istihbarat birimlerin var karşılıklı konuşuyor bunlar. Yerini tespit edersin bunun Türkiye’ye gelmesi lazım dersin. Bana Alman Focus dergisi sordu, “FETÖ’cüler Türkiye’ye iade edilsin mi” diye. Tamamının iade edilmesi lazım. Terör örgütü mensuplarını kendi ülkende tutarsan Türkiye elbette kızar buna, elbette bu yanlıştır. Almanya’da terör eylemi yapan birisi Türkiye’ye geldiği zaman sırtını mı sıvazlayacağım ben onun. Teröre bulaşan birisi varsa hesap vermesi gerekir ve hesap vermesi gereken yer Türkiye’dir. Diplomasinin ayrı bir dili vardır ayrı bir gücü de vardır. Rıza Zarraf var Amerika’da iadesi için 100’e yakın dosya gönderilmiş. Sayın Başbakan’a dedim ki, “100’e yakın dosya gönderdiyseniz bize iade etmeyin anlamına gelir bu” dedim. 100 dosyayı kim okur. Sen bu adamı istiyorsan bir dosya hazırlar gönderirsin bir an önce bakılır ve karar verilir. Bu bize iade etmeyin anlamına geliyor. Devleti nasıl yöneteceklerini de bilmiyorlar. Bakın dışişleri bakanlığına yabancı dil bilmeyen insanları aldılar sırf cemaatten diye. Bunun hesabını veren oldu mu? Sonunda yabancı dil kursu verdiler. Almışlar bu FETÖ’cüleri dışişleri bakanlığına sonra bunları dışarıya göndermişler. Büyükelçide birisini çağırmış İngilizce bir metin vermiş tercüme et getir diye. Ben İngilizce bilmiyorum demiş. Senin burada ne işin var demişler. Ben mi aldım bunları? Suriye’de kan gövdeyi götürüyor. Sorumlusu kim? Bütün o radikal unsurları, teröristleri Türkiye üzerinden Suriye’ye gönderenler kim? El Nusra’ya, El Kaide’ye silah gönderen kim? IŞİD’e silah gönderen kim? Yarın Esad’a gidecekler oturup konuşacaklar. Putin’e de gittiler yalvarıp yakardılar, araya başka devlet adamlarını koydular. Biz ettik sen etme dediler. Meydanlarda hava atıyordunuz. Gazze’ye gideceğim diyordu ne oldu gidemedi. Bir ülkenin en tepe noktasında oturan kişi ben buraya gideceğim dediği zaman gider. Gidemezsen kendini değil sadece bir ülkeyi küçük düşüyorsun.

Oğuz Haksever: Suriye’den bahsettiniz Afrin’e harekat söz konusu hatta birde El Kaide’ci grubun sınıra yakın olması nedeniyle ve aşağıda İdlib’de bir takım konular gündeme geliyor ama en sıcağı Afrin. 

Kemal Kılıçdaroğlu: Türkiye kendi güvenliğini sağlamak zorundadır. Bugünü değil geleceğini düşünerek de sağlamak zorundadır. Örneğin bir tarafsız bölge oluşturulması açısından Türkiye’nin yaptığı operasyona biz destek verdik. Ama Ortadoğu politikası tek başına Türkiye’nin belirleyeceği bir politika olmaktan çıkmıştır. Ortadoğu’da artık sadece biz yokuz. Amerika var, Rusya var, İran var. Siz üç ülkeyi saf dışı bırakıp ben istediğimi yaparım derseniz yapamazsınız. Yaparsanız bedeli ağır olur. Diplomasinin bir kültürü var. Dünya dengeleri iyi okunmadığı için Suriye sadece Suriye olarak görüldüğü için ben Suriye’ye 24 saatte giderim dediler. Suriye demek Rusya demekti. Akdeniz’e Rusya’nın açıldığı tek yer vardı o da Suriye’ydi. Sen Rusya ile görüşmeden ilişkileri kurmadan Amerika ile görüşmeden bodoslama ben bunu yaparım dediğin an bugünkü tablonun nedeni olarak ortaya çıkıyorsun. Bütün hayatı savaş meydanlarında geçen Gazi Mustafa Kemal zorunlu olmadıkça savaş bir cinayettir demiştir.

Oğuz Haksever: Aileden bir askere uğurlama mı var? 

Kemal Kılıçdaroğlu: Evet oğlumu askere göndereceğim. Bedelli askerlik yapabilirdi ama bu ülkenin yoksul ailelerinin çocukları askere gidiyorlar. Ben parasını ödeyebilirdim ama ben kendimi halktan birisi olarak görüyorsam onun da eline kınayı yakıp askere göndereceğiz. Allah nasip eder dönerse de güzel bir evlilik yapacağız. Nişanlandı zaten. Kısa dönem gidiyor. Birliği belli ama izin verirseniz söylemeyeyim. Ankara, İstanbul, İzmir filan değil ama onu söyleyeyim.

Oğuz Haksever: Sakarya’da geçici tarım işçilerini taşıtan traktörün devrilmesi olayı vardı. Orada bir genci ziyaret ettiniz ve özel okuyacaksan yardımcı olacağım dediniz. 

Kemal Kılıçdaroğlu: Adapazarı’nda Sapanca’daydım bir sabah kahvaltısındaydık. Birden bire bu haber geldi. Haber gelince ben oradan ayrıldım kendilerine de söyledim böyle bir olay var hastaneye gittim. Başhekime uğradık bir yaralımız var dedi. Genç bir çocuk buraya çalışmaya geldim özel okulda okumak istiyordum para biriktirmek istiyorduk dedi. Babasının ve annesinin vefat ettiğini söyledi ama çocuğun haberinin olmadığını söyledi başhekim. Onun eğitim masraflarını karşılayacağımı söyledim. Sonra oradaki tarım işçilerinin yakınları da geldiler onlarla da ayak üstü birlikte olduk. Bu ülkede iki kesim toplumun en yoksul kesimidir. Birisi mevsimlik tarım işçileri ikincisi orman köylüleri. Orman köylüleri mesela sigortasını kendisi yatırmak zorundadır çünkü devlet onu işveren olarak görür. Oysa Orman Genel Müdürlüğü’nün işçisidir aslında. Sırf o kadrolu olmasın diye ona işveren muamelesi çekerler. Bunu toplumun büyük bir kesimi bilmez. Tarım işçileriyse bazen zeytine bazen pamuğa bazen fındık toplamaya giderler. Başlarında çavuş dedikleri bir kişi vardır açık kamyonlarda veya traktör kasasında giderler. Çocuğa sordum kazanın nasıl gerçekleştiğini traktörün kasasındalarmış, freni patlamış traktörün ve süratlenerek gidiyor. Bu çocuk fark edip atladığı için kurtuluyor. Ailenin Mardin’de söylediği, “Bu felaketler başımıza geldiğinde biz hatırlanıyoruz” aslında çok anlamlı bir söz. Ölmedan önce onların sorunlarını çözmemiz lazım. Yaşadıkları yerlerde çok iyi yerler değil. Tuvalet banyo sorunları var. Bu insanlar çalışıyorlar. Sosyal devlet dediğimiz kavramı unuttuk. Yardım yaparken bir lütuf gibi dağıtıyorlar. Oysa o bir haktır. Bu ülkede yaşayan insan olarak onun hakkıdır. Biz o nedenle aile sigortasını önermiştik. Sosyal yardım bir haktır. Bunu anlatmamız lazım bizim her kesime. Bugün her 5 üniversite öğrencisinden birisi işsiz. Bugün akşam bir haber geldi atama bekleyen öğretmen umudunu kaybettiği için intihar etti diye. Kaçıncı intihar bilmiyorum. Anne ve babanın hangi umutlarla üniversiteye gönderdiğini düşünün, üniversitede hangi umutlarla okuduğunu düşünün, mezun olduktan sonra öğrencilerimle buluşacağım onlara dünyayı anlatacağım diye. Onu düşünün ve umutsuzluğu düşünün. Sorumlusu kim? Koltuklarında oturanlar.

BİR CEVAP BIRAK

3 × 5 =