‘Ben kanser olsaydım…’

olmadığım için, kendimi hazırlıklı bulurdum.
Şaşırmazdım…
Kabullenmek için direnmezdim ve bir suçluymuş gibi savunma psikolojisine düşmezdim…
Bedenimin ve benliğimin farkına varır, onun kontrolünü doktorlar da dahil olmak üzere başkalarına bırakmazdım.
Tüm teşhis ve tedaviler konusunda tek karar verici ben olurdum,tedavi seçeneklerine bir vahiy gibi bakmazdım.
Kendim, bedenim ve tedavilerime ilişkin kararlarımı asla tartışmaya açmazdım.
Önce ne kadar zamanım kaldığını (tahmini de olsa) öğrenirdim,…
Hayatımı yeniden kurgulardım…
Hayatı tanımaya ve insanın doğasına ulaşmaya çabalardım.
Geçmişin tüm pişmanlık ve kaygıları ile geleceğin belirsizliğinden kurtulup, keyifli bir hayatın planlarını yapmaya koyulurdum.
Sanki geçmişte hiç yaşamamış ama gelecekte olağanüstü ve özgür bir hayatın olacağını anlayışıyla hareket ederdim.
Ertesi günü yeniden dünyaya gelmiş gibi yatağımdan uyanırdım.
Hastalığın üzerine ısrarla gitmek ve onu mutlaka yeneceğim inadıyla kalan ömrümü hastane koridorları ve doktor ofislerinde geçirmezdim.
Hiç kimseye hiçbir şey söyleme ve izah etme ihtiyacını hissetmezdim.
Zihnimi hayatımı en zevkli ve en anlamlı nasıl yaşayacağım üzerine odaklar, hiçbir şeyin, mucize diye yutturulan hiçbir tedavinin dikkatimi dağıtmasına müsaade etmezdim.
Bana ölecekmiş gibi bakanlara; “evet, öleceğim, çünkü doğmuştum” derdim.
Ölümüme kaygılanan eşim çocuklarım ve yakınlarıma belki kendilerinin benden önce ölebileceğini söyleyerek kendi yaşamlarının farkına varmalarını söylerdim. Her türlü himayeyi reddederdim,..
Düşüncemi değiştirir, o ana dek bana hep “mutlak-değişmez hakikatler” diye ezberletilenlerin bir yalan balonu olabileceğini düşünürdüm.
Tanrı ile “özel” bir diyalog-ilişki kurar ve özel bir randevu alırdım. Araya hiç, ama hiç kimseyi sokmadan, bir dost, bir arkadaş gibi.
Kendimi ve herşeyi unuturdum,
Kalbime, aklıma, doğama(fıtratıma) kulak verirdim, sadece bunları dinlerdim.
Artık bütün gün özgür olduğumu düşünürdüm, zira uzun süredir hayalini kurduğum hayat işte karşımda derdim.
Ne yapacak bir işim ne de bir ödeyecek bir borcum olmadığını düşünmenin keyfini yaşardım.
Bende takıntı halini almış olan hayat ödevlerini bir kenara bırakır, şamatadan uzak, derin bir sessizlik içinde yeni hayatıma doğru kanat çırpardım.
Şimdiye kadar ki yaşamımda diktiğim ağaçların meyvesini yerdim,ektiklerimi biçerdim.
Kendimi “atlı karınca” daymış gibi kabul edip, bir tur daha, bir tur daha atardım.


______________


* muratbas@sarkyildizi.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.