Ben söylemiyorum, Yunanlı söylüyor

Hürriyet Gazetesi’nin Yunan asıllı yazarı Yorgo Kırbaki’nin Pazar günü yazdığı yazı birçoklarına ders olacak nitelikte.
Sanırım buradan birimiz böyle bir şey yazsak altında birçok olumsuz yorum olurdu.
Kırbaki “Keser Döndü sap döndü” başlıklı yazısında Rum halkının bugün Annan Planına hayır dediği dönemki ekonomik koşullardan çok uzakta olduklarını söylüyor.

Rumların yüzde 75’inin çözüme ‘hayır’ dediğinde kişi başına düşen gelirin yaklaşık 17 bin 500 Euro (9 bin 970 Kıbrıs lirası) olduğunu anımsatan Kırbaki, kişi başına gelir açısından dünyadaki ülkelerin en başlarında olduğunu ifade ederek şöyle diyor; “1974’ten sonra adım adım ekonomik bir mucize gerçekleştirilmişti Güney Kıbrıs’ta. Turizm, gemicilik, önemli bir bölümü kara parayla yaşayan offshore şirketler, bankalar… Ortadirek biri için bile yılda en az bir kere Atina, bir kere de Londra seyahati rutin hale gelmişti. Rum Yönetimi de bu zenginliği, Kıbrıs konusundaki taleplerinde hep baskı aracı gibi kullandı. Yunanistan’da asgari ücret 739, Kıbrıs’ta ise 909 Euro’ydu.”

1974’ten sonraki Rum liderler, Spiros Kpirianu, Glafkos Klerides, Yorgo Vasilisu ve Tasos Papadopulos’un Kıbrıs sorunun çözümü adına hiçbir şey yapmadıklarını ancak hepsinin Rum Kesimi’nin zenginleşmesine katkıda bulunduğunu, son lider Dimitris Hristofyas’ın ise çözümü sağlayamadığı gibi ekonomiyi de selefleri gibi iyi idare edemediğini söylüyor Kırbaki.

Bir başka gazetede yayımlanmış köşe yazısının bütünü burada kullanmak doğru değil mamafih Kırbaki’nin son cümlesini de yazmak durumundayım.
1974 yılında Türkiye’nin (şükür ki) gerçekleştirdiği Mutlu Barış Harekatı’nı işgal olarak gösteren bazı hainlere yanıt niteliğinde son cümle.
Şöyle diyor Kırbaki;

“Kim inanırdı: 30 küsur yıllık ekonomik mucize bir anda yerle bir oldu. Rum Yönetimi bankaların iflas etmemesi ve 8-10 milyar Euro bulabilmek için AB’nin kapısına dayandı. Rumlar için tasarruf, kemer sıkma, Atina ve Londra seyahatlerini unutma zamanı şimdi. Yunanistan’daki Albaylar Cuntası’nın 1974’teki darbesi Kıbrıs’a Türkiye’nin müdahalesini getirdi. Kıbrıslı Rumlar şimdi Yunanistan yüzünden ikinci kez bedel ödeyecek.”

***

Birçok yazımızda dile getirdiğimiz gibi keser dönüyor sap dönüyor. Dolayısıyla hesapta…

Dünya üzerindeki son yaşananlardan da görüldüğü gibi ülkelerin kağıtları ebediyen geçerli olmak üzere dağıtılmadı. Her zaman toplumsal inişler, tersine hareketlilik yaşandı, yaşanacakta…

Tıpkı şimdi Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ta yaşananlar gibi.

Burada bizi ilgilendiren konu siyasi bağımızın olduğu Güney komşumuzla olan sorunumuzda bize ne gibi telafilerin uygulanacağı.

Yıllarca ezilen, izolasyonlara maruz kalan, 2004’de vaatlerle aldatılan bir halkın elindeki gücü kullanmasının zamanı geldi.

İrsi dengelerin bozulduğu bu dönemde merhemi olsa başına sürecek birinden fayda ummak yerine yıllarca yenen haklarımızın peşine düşmemiz daha doğru olacak. Şimdiye kadar hile ve desiseyle dünyaya kendilerini haklı gösteren Rumlar, üstünlüklerinin kaynağı olan enstrümanlarını birer birer bırakmak durumunda kaldıklarından, dizginsiz hırsları da sönmek üzere.

Bu arada naçizane, AB’nin iki ülke arasında gözle görülür ayrım yapması gibi klişelerin üzerinde durmak yerine, kendi içimizdeki ‘çözümcü’ kod adlı Rum hayranlarına akıllarını başlarına almalarını salık verelim.

Her ne kadar kabul etmek onlar için acı olsa da Rum kesimi artık cennet bahçelerinden bir bahçe değil. Umutlarını yitirdi, can derdine düştü Güney komşumuz.
Yanlış anlamayın ben söylemiyorum, bir Yunanlı söylüyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 + 20 =