Bencillik ve benmerkezcilik

Bencillik ve benmerkezcilik

0
PAYLAŞ

Bencillik doğallığımızla ilgilidir, doğadan getirdiğimiz bir özelliktir. Bencillik hayvan dünyasında mutlak belirleyici olarak, ruhsal yapının zorunlu temeli olarak vardır. İnsan dünyasında insanlaşma olgusu bencilliğin aşılmasıyla ya da en azından ılımlı ölçülere çekilmesiyle, özgecilik dediğimiz başkasına adanma duygusunun öne geçmesiyle olacaktır. İnsan olabilmek için doğal olanı insani olana doğru aşmak gerekir. Bu da bir başka anlamda doğayı izlemektir. Bu aşma işinde bize engel olacak olan başlıca güç bencilliğimizdir. En yüce insani ülküler bile bencillik yüzünden yaşama geçemeden kalırlar. Toplumcu savların yaşama geçirilememesinde bencilliği aşamıyor oluşumuz belirleyicidir. Bencilliği aşabilmek için yetkin bilinç koşullarına gereksinimimiz vardır. Başkasını da kendi kadar değerli kendi kadar önemli kendi kadar saygıdeğer görmeyen kişi bencilliğin durgun sularında kalacak, daha öteye geçemeyecektir. Dünün toplumlarında olduğu gibi bugünün toplumlarında da yaşam biçimleri büyük ölçüde bencilliğin yasalarına göre düzenlenmiştir. Dünün toplumlarında olduğu gibi bugünün toplumlarında da insanlar bencillikle ortaya koyulan çirkinlikleri olağan saydılar. Bir toplumsal düzende eksen ben olacaksam başkaları benim yararıma çalışacak demektir.

Yalnız kendi yararını kollayandan kaçmak gerekir. Yalnız kendi yararını kollayan başkasının yararıyla ilgilenmediği gibi kendi yararı için başkasına zarar vermekten geri durmaz. Biz öyle sanırız, yalnız kendine iyidir ama başkasına zararı yoktur deriz. İyiliğim tartışmasız önemliyse başkasına zarar vermekten ne diye kaçınayım? Benciller başkalarına iyilikleri dokunsun istemezler, çıkarları yoksa. Şu elindeki çöpü bize verirsen kent yanmaktan kurtulacak deyin bencile, tutar çöpü ırmağa atar. Bencil tek başına gitmenin verimsiz ve tehlikeli olduğunu bile bile yalnız gitmek ister, bu gidiş yalnız kendisine iyilik getirsin ister. “Bencillik çöl rüzgarına benzer her şeyi kurutur” der La Rochefoucauld. Bencilin tek amacı çıkar sağlamaktır. Bencil iyileşmez yararcıdır. Tacitus’a göre kişisel çıkar her gerçek duyguyu zehirler. Voltaire çıkarcının aşıktan da kör olduğunu düşünür. Gene de filozoflar bencilliği genelde olağan saydılar hatta bazıları onu belli koşullarda yücelttiler. Örneğin Aristoteles insanın bencil olması gerektiğini söyler: bencil olalım ki ben’imizi yetkinleştirelim ve böylece kendimizi toplum için daha yararlı kılabilelim.

Erbabı bencillikle benmerkezciliği birbirinden ayırır ve benmerkezciliği bencilliğin ileri ya da hastalıklı biçimi olarak görür. Bendeniz bu iki şeyi birbirinden ayırmanın pek de kolay olmadığı inancındayım. Elbette bu konunun bilimini yapmış olanlar karşısında boynumuz kıldan incedir. Ruhbilimcilere göre benmerkezcilik yalnızca ikinci çocuklukta yani 4-6 yaş arasında olağan sayılır, bu evrede birey kişisel gerçeklikle yani ben’inin gerçekliğiyle nesnel gerçekliği birbirinden ayıramaz. Bunun dışında benmerkezcilik bireyin her durumda yalnızca kendi varlığını öne çıkarması ya da ben’ini tek çıkış ve varış noktası sayması anlamına gelir. Demek ki benmerkezcilik bencilliğin büyük boyutlara ulaşmasıyla, doğal-insani özünü yitirmesiyle, ben için ve başkaları için tehlikeli özellikler kazanmasıyla belirgindir. O özellikle aptallarda ve ahmaklarda görülen bir hastalıklı durumdur. Sinirli kişilerde de sık görülür. Aşırı kuşkucular ve hak öne sürenler benmerkezci olurlar. Benmerkezcilik onlarda gururla güvensizlikle şiddete eğilimlilikle bir arada olur ve genelde toplumdışı görünümler ortaya koyar. Benmerkezcilik bazı yaşlılarda da görülebilir. Yaşadığını yaşamış ve ölümün eşiğine gelmiş olmak bazı yaşlılar için dayanılmaz bir durumdur. Daha çok meslekleriyle ilgili yetkilerini elden kaçırmış yaşlılar kendilerini kanıtlama yolunda ve daha ölmedik duygusallığıyla benmerkezci tepkiler ortaya koyabilirler: ona göre yeni kuşaklar hiçbir şeyden anlamamakla birlikte bir yerleri ele geçirmişler, köşe başlarını tutmuşlar ve ilgili çalışma alanlarını alabildiğine verimsizleştirmişlerdir.

Bencillikten özgeciliğe giden yol salt memeli hayvan olmaktan gerçek insan olmaya giden taşlı topraklı dikenli engebeli yoldur. Bu yolun insanlık için henüz çok uzun bir yol olduğu tartışma götürmez. İnsanoğlu yaşamında özgeciliği öne çıkaracak kadar olgunlaşmadı ne yazık ki, kolay kolay olgunlaşabilecek gibi de görünmüyor. Bu bir bilinç işidir, yetkin bilince ulaşmakla ilgilidir, ha deyince ulaşılabilecek bir durum değildir. Öte yandan özgeciliğin sağlıksız biçimleri karşısında da uyanık olmak gerekir. Bakarsınız kendini beğenme hastalığına tutulmuş bir kişi sağa sola ona buna kafadan iyilikler dağıtıyor. Ne diyordu La Rochefoucauld: “Çok zaman en iyi eylemlerimizden utanç duyacaktık, dünya eylemlerimizin altındaki tüm belirleyici etkenleri görebilseydi.”

BİR CEVAP BIRAK