Beni fıçımda bırakın!

“Bir insanın saygınlık kazanması
için, beyninden para ihtirasını,
şöhret deliliğini, kendini beğenme
budalalığını çıkarması lazımdır.”


Muhsin Ertuğrul


Karanlığı severim, ışığın kıymetini artırdığı için… Köşkler, konaklar, yalılar bana içinde yaşadığım fıçının sükunetini sağlayamaz. Ayaklarım, kitaplarım ve beynim tastamam sığışıyoruz fıçıya! Bir fener yeter, okumaya da aydınlanmaya da… Fener asıl aydınlıkta gerek, insan aramaya lazım!.. Kedilerim fıçımın kapısında nöbette, sevgi ikmali yapıyorlar. Beynim, düşün mabedim, hâlâ kullanabiliyorken onu, hâlâ disiplinli bir iç düzenim varken, gerçeği arıyorum, insan arıyorum. Elimde fener, gün ışığında dolaşıyorum, insan ola beri gele, adam ola aydınlanmadan korkmaya…


Gazeteci; ‘Diyojen’ demek, yaşamdan gelip geçerken gerçeği arayan, adam olabilmiş “insan” demek. Yazar; ‘Diyojen’ demek, içindeki fıçıda yalnız ama kalabalık, dışındaki dünyada adam karmaşasında yapayalnız… Çizer; ‘Diyojen’ demek, parmaklarında çizginin feneri, ışığı çizen adam oğlu adam demek… Peki ya, ‘gazeteci yazar çizer’ ne demek?


Üç kat düşünmek, yaşamı üç kat sorgulamak, bir küçücük fıçıya iki kat kaçak inşaat, üçüncüye de çekme kat çıkmak demek. Beyninin üç kere karıncalanması, kalbinin saniyede x3 atması, pabucunu ters giydireceğin şeytanların üçe çıkması demek… Kafanda dolaşan kırk tilkinin, üç koldan kuyruk temasından sıyırması demek. Yaşama dair ne varsa, üç kez filtreden geçirmek demek. Fenerini, karşına çıkanın gözüne gözüne sokmak demek! Ola ki aydınlığın çağrısı gözlerini kamaştırdı ve dahi kapattı gözlerini aydınlanmaya, üç senin devreye girmesi demek. Gazeteci sen, haber edeceksin adamı hani adam sanmıştın ya! Yok öyle söz hakkı tanımadan, bir konuşsun bakalım, röportajını yapalım, silkeleyip sallayalım. Anlasın anlayan bu adamın aydınlığa düşmanlığını. Yazar sen, yazacaksın adamı. Kimse dilini bağlamıyor, sana senden başka kimse sansür koyamıyor, de ki öyle olsun, diline gelen eline gelsin yaz! Işığın nimetlerini, karanlığın hezimetlerini. Karanlık olmadan, aydınlık ne demek sor bakayım kendine, verebiliyor musun cevabını? Aklının koridorlarına kaleminle tüneller deş, bırak fışkırsın madenler sen yaz! Yazıyor, yazıyor! Aydınlığın korkuttuğu adamı yazıyor, desinler. Desinler diye yazma ama, desinler de kalma, ne derlerse desinler sen ışığınla yaz! Beynindeki karıncaları döktün kağıda peki ya elindeki karıncalanma? Kalemine hakim ol da ‘adamı’ çizsin, ‘adamına’ çizsin. Çizgini korkak alıştırma, kalemini karanlığa değil mürekkebe bandır. Kara kağıtlara ak mürekkeple çiz, adamın aydınlanmayı reddedişini çiz. Çizgin okunabilsin.


Ne kadar da zormuş diyeceksin, kılı üç kere kırk yarmak! Kolay mı, hem gazeteci, hem yazar hem de çizer olmak. ‘Oldum’ demekle olunmuyor, hiçbir zaman ‘ben oldum’ dememek gerekiyor. İncecik bir telin üzerindesin cambaz, ederi ve tastamam değeri üç milim üç otuz para bu telin, hayat diyorlar adına. Var mı elinde denge sopan, var mı seni düşürmeyecek üç beş numaran?


Düşün bakalım, neydin, nesin düşünebiliyor musun ‘ne’ olacaksın? Başkaları ne dayatıyor, senin ne olman isteniyor? Olman gerekeni mi olmalısın? Olmanın gerekliliğini mi sorgulamalısın? Olmak ya da olmamak, bütün meseleyi bunda mı aramalısın? Olmak meselesi, seni neden bu kadar tedirgin ediyor, yoksa olmamayı mı tercih etmelisin? Oldun oldun, olamadın bu diyardan gitmeli misin? Bu işin oluru nedir, feleğe rüşvet mi vermelisin? Olur, bal gibi de olur diyenlere onu bir de arıya sor, der misin? Güler misin, ağlar mısın? Neye güler, niçin ağlarsın? Sen kendini, fasulyeden nimet mi sanırsın? Fıçına iyice yerleş, bulamazsın bir daha böyle salon salomanje! Senin en büyük lüksün, elindeki fenerin, belindeki kuşağın! Fener, aydınlığa bağlıyor seni, kuşak belini aydınlatıyor. Bel de aydınlanır mıymış diyenlere, dengenin merkezi aydınlık olmalıdır de!


Ölçüsüz tutku, gösteriş ve kendini beğenmişlikten uzak dur, ruhunun bilgiyle donanmasını engeller. Bilgisiz ruh olgunlaşamaz, sorunlarla savaşamaz. Sorunlarla savaşmanın tek bir yolu varsa ve o yol da senin başını belaya sokacaksa, göze al!


Doğanın iç ayıklaması var, hayatta kalmak, ayakta kalmak demek. Ne gençlik, ne de kuvvet! Asıl seni ayakta tutacak, bir amaca sahip olmanın verdiği güç. Amaca olan inanç azim getirecek sana, azim eyleme dökülecek.


Aydınlanacaksın ve de aydınlatacaksın ancak daima fıçının içinde kalacaksın.


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

20 − 11 =