Benim gibi düşün

Bu toplumun insanları bir garip: herkes kendisi gibi düşünmenizi istiyor. Bir toplulukta size soru soran kişi belli bir yanıtı bekliyor sizden. Çünkü hazret kendi kendine ya da bir topluluk içinde bir doğruya bağsız ve koşulsuz ulaşmış ve çıkar yolu bulmuş olmanın huzuruna çoktan ermiştir. Kafasındaki kadim önyargının bir kere daha onanmasını beklemektedir. Siz ona onun beklediğinden çok daha başka bir yanıt verdiniz mi çok bozulur. Belirlenmiş ve kenara konmuş doğruların artık tartışılması değil de yalnızca onanması gerekmektedir. Siz onun önyargılarına ters düşen bir şey söylediğinizde o hakarete uğramış gibi olur. Bağlı bulunduğu topluluktan (sürü dememek için) derlediği ya da o topluluğun belirleyiciliğinde kendi kafasından icat ettiği doğrunun tartışılacak bir yanı olmadığına göre siz düpedüz yanlışı oynamaktasınız.

Oraya buraya gitmeyi doğrusu biraz da bunun için istemiyorum. Bir kente gidiyorsunuz, orada genç yaşlı her çeşit insanla karşılaşıyorsunuz. En azından görevleri gereği okumaları gerekirken hiçbir biçimde okuma alışkanlığı edinememiş ama gene de aydın diye anılmakta olan bu insanlar kafalarında yalan yanlış inanç kalıplarıyla dolaşıyorlar. Papaz bile her söylediğine inanmazken bu sevimli insanların inandıkları temelsiz doğrulara sıkı sıkı sarılmaları benim pek terimse gidiyor. Ezber bozan her kişi gibi siz de onları tedirgin ediyorsunuz, sizi bir tür kargaşacı gibi ya da aykırı görünerek ilgi çekmeye çalışan biri gibi alıyorlar. Belki de sizden kendi görüşlerinizi kendinize saklamanızı, ortak görüşlerden birini körü örüne benimsemenizi istiyorlar.

Geçenlerde bir Anadolu kentinde çok efendi ve son derece zarif bir genç öğretmen akşam yemeğinde beni biraz ağır eleştirdi. Gündüz onunla ve öğretmen arkadaşlarıyla bir konuda tartışmıştık. Bana şöyle dedi: “Çok acımasız davrandınız bugün, insanlar çok üzüldüler, hatta biliyorsunuz bazıları çekip gitti.” Gidenlere selam olsun! Genç öğretmene o toplantıda o genç insanlara düşündüklerimin ötesinde bir şey söylemediğimi anlatmaya çalıştım. Bir arkadaşının benimle ilgili şu ahlakdışı görüşünü de iletti o arada: ben elbette bulunduğum yer gereği böyle düşünmek zorundaymışım. Bulunduğum hiçbir yer yok benim. Bugüne kadar başıma gelen her kötülük bulunduğum belli bir yer olmamasından geldi. Üye olduğum meslek örgütlerinin bile semtine uğramadığımı, kapılarının önünden bile geçmediğimi bilenler bilir. Siyasetçilerle hiçbir yakınlığım olmadığını da. Kimselerle kolayından düğün kurup bayram edebilen biri değilim. Kargaşacı olmasam da aykırı olduğumu biliyorum. Aykırılığım siyasetle ilgili bir tutum değil ahlaki bir sonuçtur.

İnsanlar gerçekliğin gözleminden fikre ulaşmak yerine fikirlerini çocuksu bir telaşla gerçekliğe yansıtmaya çalışıyorlar, bunu yaparken gerçekliğin koşullarını hiç hesaba katmıyorlar. Ben de çok isterdim, keşke öyle bir şey olabilseydi: dileklerimiz gerçekliği doğrudan doğruya etkileyebilseydi, biz dileklerimizi kullanarak gerçekliği sonuna kadar koşullayabilseydik. Bir kere, öngörülerimizi duygusallığımızdan değil de gerçekliğin bilgisinden türetmek zorundayız. Sonuç olarak bu sizin tuttuğunuz yol bana çıkmaz bir yol olarak görünüyor dediğimde o yolun çıkmaz bir yol olmasını istediğim gibi garip bir düşünceye kapılıyorlar. Soluğu yeten borazancıbaşı! Kapıdan daha büyük bir eşyayı kırmadan dışarıya çıkaramazsınız. Onlar sanıyorlar ki ben de kendileri gibi dileklerimi gerçeklik diye gösterme yolunu tutuyorum. Yaşam bizim bildiğimiz gibi eğip bükeceğimiz bir şey olsaydı onu bir vuruşta olmazsa iki vuruşta şuradan şuraya getirebilirdik. Ama olmuyor işte. Deneyenler hüsrana uğradılar, hatta küçük düştüler, daha yaşarken çok kötü aşağılandılar.

Yanlış anlaşılmasın, dünya yalnızca görüşlerini gerçekliğe yansıtarak rahatlayan bu çok iyi niyetli insanlardan kurulu değil. Burada ve başka yerlerde, Trakya’da ve İstanbul’da, alışılmış bir deyişle söylersek Edirne’den Ardahan’a kadar her yerde son derece gerçekçi, son derece sağduyulu, son derece öngörülü, okuyan eden insanlar var. Bunlar düşünmeyi alışkanlık edinmiş insanlardır. Bazen bir ev kadınının belli bir bilinç yetkinliğine ulaşmış olması gereken bir meslek sahibinden daha sağlam düşündüğünü, bazen öğrenimini yarıda bırakmış bir kişinin yaşama çok daha düzgün, çok daha tutarlı, çok daha sağlıklı baktığını görüyoruz. Ama bu insanlar ne yazık ki azınlıkta. Çokları gündelik bilinçle en ciddi işleri yapabileceklerini, en çetrefil sorunları çözebileceklerini, en içinden çıkılmaz koşullara bir çırpıda çare bulabileceklerini düşünüyorlar. Düşünseler de olmuyor işte. Bilinç yetersizse bakış da görüş de yetersizdir.

Her kişi kendisi gibi düşünmemizi istiyor. Kendisi düşünüyor olmasa da.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.