Benim küçük mutluluğum

Birkaç pençe görmüş ayakkabılarım en küçük bir yağmurda su çekerdi. Yaz ve bahar aylarında neyse de kışın soğuğunda bir ayakkabının su çekmesi iğrenç ve sinir bozucu bir şeydir. Azçok kurumuş ayakkabınızla dışarıya ilk adımı atar atmaz soğuk sular ayaklarınızı sarıyor. Akşama kadar bu ıslak ayakla dolaşmak zorundasınız. Dersten çıktınız, dışarıya adımınızı atar atmaz ayaklarınız yeniden soğuk sularla öpüşüyor. O arada şapkanız ıslak pardösünüz ıslak hatta ceketiniz hatta atletiniz ıslak. Yağmur kesilmemiş, gökten çılgın gibi sular iniyor. İstasyonlardan birine gidip trene binebilir evin yolunu tutabilirsiniz. Odanızın duvarlarını yosunlar yeşile boyamış. Orada gece yatmak bile bir serüven. Çatı olmadığı için yağmur başladı mı sular hemen tepenize inmeye başlıyor. Böyle bir eve erkenden ulaşmak hevesi yok içinizde. Soğuk iliklerinize işlemiş, bir sıcak ortam düşlüyorsunuz. Bir kahveye girip oturmanın hiçbir çekiciliği yok. Kaldı ki tren parasını çıkarınca kalan para çaya yetmeyebilir. O zaman yapacağınız en iyi şey gene de evin yolunu tutmaktır.

Cebinizde bir yemek parası olmamakla birlikte bir hamam parası varsa yöredeki hamamlardan birine girmeyi kafaya koyarsınız. Bu mutlu başlayan ve soğuk bitecek olan bir deneydir. Tepeden tırnağa ıslanıp üşümüş birinin göbek taşına yatması, sonra kurnanın başına geçip tas tas sıcak sular dökünmesi bir mutluluktur. Bedeniniz ve ruhunuz çözülür, uyku göz kapaklarınıza bastırır, gene de mutluluğunuzu boşa harcamamak için su dökünmeyi sürdürürsünüz. Bu saltanatı iki üç saat sürdüremezsiniz ama, adamı kolundan tuttukları gibi kapıya koyarlar. Sıcaktan çıkıp dinlenme odasında birazcık kestirebilmek mutluluğun ikinci evresidir. Durumunuzu anlayan tellaklar sizi yerden etekleyerek kurulamasalar da itip kakmayı düşünmezler. Gitme vaktinin geldiğini anlayıp üzülürsünüz. Mutluluk oyununun sonuncu ve zor evresi başlamaktadır. Islaklarınızı birer birer giyinin bakalım şimdi. Orada bir kahramanlık örneği göstermeniz gerekir. Bütün soğukkanlılığınızı toplayıp o buz gibi ıslakları sıcacık bedeninize geçirin ve kendinizi soğuğa korkusuzca bırakın.

Bu hamam sefasını bir düşüncesizlik örneği olarak değerlendirebilirsiniz. Dıştan bakıldığında o bir saatlik saltanatın ne kadar değerli olduğunu görmek kolay değildir. Ayakkabıları pardösüsü şapkası ve her şeyi ıpıslak olmuş birinin kısa da sürse bir hamam sefasını kolay kolay hiçbir şeye değişmeyeceğini anlamak bir eli yağda bir eli balda büyümüş kimseler için kolay değildir. Bu kimseler yaşadıkları bütün kolaylıkları ve iyilikleri doğal saymışlardır. Onlara göre bir insanın karnının tok olması doğaldır, ayakkabılarının su çekmemesi doğaldır, istediği bir şeyi satın alabilmesi doğaldır, bir arkadaşla buluşup bir yerde iki tek atması doğaldır, buna benzer şeyler hep doğaldır. Doğal olmayan nedir? Doğal olmayan tepeden tırnağa ıslanmış ve tir tir titreyen birinin hamama gitmesidir. Kibar beyler için bunun mantığı zorlayan bir yanı da vardır: sözkonusu kişi soğuk ortamdan sıcak ortama ve daha sonra sıcak ortamdan soğuk ortama geçmekle sağlığını tehlikeye atmış olmuyor mu? Yazık ki ıslanmışların mantığı kuruların mantığıyla uyuşmaz. O koşulda sağlığın zorlandığını elbet kimse yadsıyamaz. Ama o sağlık zaten daha başka nedenlerle de alabildiğine zorlanmış bir sağlıktır. Nitekim yalnız kış aylarında değil bahar aylarında da boğulurcasına öksürürdüm. Zaman zaman ateşlenirdim. Okuldan arta kalan zamanlarda yaptığım bazen ufak tefek bazen çok ağır işler çok bir şey getirmiyordu, kazandığımın büyük bir bölümünü eve harcamak zorundaydım. Okul benim ikinci işim gibiydi.

O zamandan beri boğucu sıcaklarına karşın yaz aylarını çok severim. Bahar aylarını da severim. Belki tuhafınıza gidecek, o zor zamanların anılarına karşın kış aylarını da severim. Yaşamımın şu son yıllarında başını kabuğuna sokmuş bir salyangoz gibi elden ayaktan uzak yaşıyor olmakla birlikte kavanoz dipli dünyanın bütün doğallıklarını seviyorum. Aynı kalıptan çıkma biri kahverengi biri siyah iki botum var şimdi. Geçenlerde akrabadan birinin cenazesine giderken bir ayağıma kahverengi olanı öbürüne siyah olanı giymişim. Mezarlık çıkışı çocuklar farketmişler. Baba bu ne hal dediler. İnsanın çok ayakkabısı olursa böyle olur dedim. Alışmamış ayakta potin böyle durur. Anlayacağınız şimdi ayaklarım su çekmiyor, şemsiyem bile var. Ne kin ne öfke ne haset, o günleri düşündükçe gülümsüyorum. Yalnız o günlerin kötü etkisi olacak, yalana ikiyüzlülüğe oyunculuğa soytarılığa ve daha çok da haksızlıklara dayanamıyorum.

O ıslaklıkta hamam sefası sürmek kolay olmadı dostlarım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here