Bermuda Şeytan Üçgeni: Yoksulluk, yolsuzluk ve otoriterleşme (III)

Kapitalizm yolsuzluk üretiyor

Bilimsel araştırmalar sadece yoksulluğun değil, yolsuzlukların da bir ülkede bir hem ekonominin gelişip büyümesini önlerken, hem de hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına, demokrasinin giderek ortadan kaldırılmasına neden olduğunu ortaya koyuyor. Giderek otoriterleşen yönetimlerse (bir kısır döngü içinde) yoksulluğu ve yolsuzlukları yeniden üretmeye başlıyorlar.

Ayrıca, ‘Bermuda Şeytan Üçgeni’nin ayaklarından biri olarak tanımladığımız yolsuzluk kapitalizmin her aşamasında karşımıza çıkıyor. Yani sadece devletin yaygın kamu girişimleri ve uyguladığı aktif para ve maliye politikalarıyla ekonomi içinde doğrudan rol aldığı 1945-1990 dönemindeki gibi değil, son 30 yıldır yaşandığı gibi, devletin kendini doğrudan müdahalelerden geri çektiği, ama attığı her adımda asıl olarak sermaye sınıfının çıkarlarını gözettiği neo-liberal aşamada da yolsuzluklar (üstelik artan bir biçimde) sürüyor.

Öyle ki bu durumu teorik olarak açıklamak üzere yeni yaklaşımlar da geliştiriliyor. “Mafya kapitalizmi-devleti”, “ahbap-çavuş kapitalizmi-devleti” ya da “rantçı kapitalizm-rantçı devlet” gibi tanımlamalar bu yaklaşımlarca sıklıkla kullanılıyor.

Örneğin her yıl Davos’ta toplanan Dünya Ekonomik Forumu’nun rekabetçi kapitalizmi yozlaştırdığı, buna karşılık lobicilik ve rant elde etme gibi faaliyetlere kapı aralayarak ahbap-çavuş kapitalizmini geliştirdiği, büyüttüğü ileri sürülüyor (1).

Rantçı ekonomi-Rantçı devlet

Ayrıca rant ekonomisine dönüşen “çürümüş kapitalizm” ve onun çıkarlarına hizmet eden “rantçı devletlerden” söz ediliyor (2).

Böyle bir kapitalizmin özünde; özel sermaye gruplarının devletle kurduğu özel-sıcak ilişkiler, bağlantılar, kendilerine sunulan seçici sübvansiyonlar ve seçilmiş sermayedarlara kamuya ait malların-varlıkların devredilmesi, satılması, özelleştirmeler gibi uygulamalar var.

Toprak ve su kaynakları, madenler çok uluslu enerji ve maden ve gıda şirketlerine uygun fiyatlardan satılıyor, devrediliyor. Böyle olunca da kâr –rant için bu doğa tahrip edilirken, yüzlerce yıldır halkın müşterek kullanımında olan bu alanlar yeni çitlemelerle halka kapatılıyor ya da fiyatlama yoluyla bu alanlar metalaştırılıyor.

En yaygın gelir biçimleri; topraktan, mülkten, sudan, madenlerden ve finansal yatırımlardan sağlanan rant gelirleri olsa da, borç faizi gelirleri, entelektüel mülkiyet hakları, yatırımlardan sağlanan sermaye kazançları, tekel kârları, devletçe verilen sübvansiyonlar, finansal ve diğer alanlardaki aracılık ve komisyonculuk gelirleri de rant gelirleri olarak karşımıza çıkıyor.

Böylece “rant ekonomisi” gelirlerinin büyük kısmını ranta dayalı faaliyetlerden sağlayan ekonomi ve “rantçı devletler” rantiyeye hizmet eden devletler olarak tanımlanıyor (3).

Günümüzdeki hakim burjuva ideolojisinin ise Neo-liberalizmin kurucuları olan Hayek ve Friedman’ın yarattığı ve finans kapital ve rantiye sınıfına hizmet eden bir ideoloji olduğu ve kapitalist devletin sanayi kapitalistlerinden ziyade finans kapitalistlerinin çıkarlarına hizmet eden bir aygıta dönüştüğü ileri sürülüyor (4).

Böyle tanımlar her ne kadar kapitalizmi “iyi kapitalizm” (ya da iyi sermaye) ve “kötü kapitalizm” (kötü sermaye) biçiminde ayrıştırıp kapitalizmin emek sömürücü özünün görülmesini zorlaştırsa da, giderek çok önemli boyutlara ulaşan yolsuzluklar ve bunun neden olduğu yoksullaşma ve otoriterleşme gibi rahatsız edici gelişmeleri anlamamıza yardımcı oluyor.

Dünyada yolsuzluk algısı artıyor

Uluslararası Şeffaflık Enstitüsü adlı bir kuruluş yıllardır sistemli bir biçimde Yolsuzluk Algı Endeksi (5) adını verdiği bir endeks düzenliyor. Bu endeks 180 ülkeyi kapsıyor ve dünyada yolsuzluklarla ilgili olarak benimsenen en yaygın “yolsuzluk barometresi” olarak kullanılıyor.

Endeks, bu ülkelerdeki devletler ile ilişkilendirilmiş yolsuzluk algısını ölçmeyi amaçlıyor. Buradan hareketle de küresel çaptaki sosyolojik bir çürümeye dikkat çekiyor.

Yolsuzlukların suç teşkil ettiği, bu nedenle de büyük ölçüde gizli yapıldığı, bunun tarafları olan özel sektör ve kamu sektörünün yeterince şeffaf olmadıkları gerçeğinden hareketle böyle bir ölçümün ne kadar güvenilir olduğu elbette sorgulanabilir. Nitekim bu yönde eleştiriler de söz konusu.

Şeffaflık yeterli olmuyor

Ayrıca, son zamanlarda yapılmış olan bazı bilimsel araştırmalar devletlerin ya da çok uluslu şirketlerin daha şeffaf hale gelmelerinin (kamuoyu ile bilgi paylaşmak, faaliyetleri hakkında daha fazla bilgi vermek gibi) yolsuzlukları azaltmaya ve sorumlularını yargılayıp, mahkûm etmeye yetmediğini ortaya koyuyor. Bu durum çok çarpıcı bir biçimde Mozambik gibi Afrika ülkelerinde, çok uluslu şirketlerin üretimde bulundukları madencilik sektöründe yaşanıyor (6).

Buna rağmen bu endeks özellikle de yolsuzluklar ile demokratik (ya da açık diktatörlük altındaki rejimler) arasındaki rabıtayı sergilemesi nedeniyle çok değerli bulunuyor.

Yolsuzluğun kendi değil algısı ölçülüyor

Öncelikle endeksin yolsuzlukların (ortaya çıkartılmasındaki zorluklardan dolayı) kendinden ziyade yolsuzluklara ilişkin algıyı ölçmeyi amaçladığının altını çizelim. Ayrıca endeks özgün bir biçimde bir ülkedeki devlet ve devlet kurumları olmak üzere kamu sektörüne ait yolsuzluklara odaklanıyor. Yani kamu sektörü dışındaki usulsüzlük ya da yolsuzluklar (örneğin finans sektöründe gerçekleşen kara para aklaması gibi) bu endeksin kapsamında dâhil edilmiyor.

Oysa Birleşmiş Milletler’ce hazırlanan “Uyuşturucu ve Suç Raporuna” göre bankalar, sahte şirketler ve diğer mekanizmalar aracılığıyla yürütülen kara para aklama işlemlerinin yıllık hacmi 2 trilyon ABD dolarına ulaşıyor (7).

Buradan hareketle endeksin kapitalizm altında toplumsal çürümenin sadece bir kısmını yansıtabildiğini vurgulamak gerekiyor.

Bazı ülkeler Yolsuzluk Endeksi’nde “Temiz”, ama Finansal Gizlilik Endeksi’nde “Kirli” çıkıyorlar

Nitekim Finansal Gizlilik Endeksi (8) adı verilen bir diğer endeks açısından en gizli (yani dışarıya bilgi vermeyen, en ketum, bu anlamda şeffaf olmayan İsviçre gibi ülkelerin Yolsuzluk Algı Endeksi’nde en temiz ülkeler arasında bulunması (yani kamuya ait yolsuzluk algısının en düşük çıkması) bir çelişki değil. Bu durum yolsuzlukların sadece kamu ile sınırlı tutulmasından kaynaklanıyor.

Diğer yandan Finansal Gizlilik Endeksi aracılığıyla ülkelerin küresel çaptaki finansal işlemlerde şeffaflık-gizlilik durumlarını, vergi cennetlerinde tutulan servetleri veya yasadışı para akımlarını görebilmek mümkün.

Nitekim Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu’nca (ISIJ) düzenli olarak hazırlanan belgeler (Paradise Documents) bu alandaki yolsuzlukların boyutunu vergi cennetlerinde tutulan trilyonlarca dolarlık servetlerle gözler önüne seriyor. Öyle ki bu cennetlerde gizlenen servetin tutarı 5,6 trilyon ABD doları ile 32 trilyon ABD doları arasında bir miktarı buluyor (9) .

Yani neredeyse, bir yılda dünyada üretilen toplam hasılanın yüzde 45’i civarında ya da dünyadaki servet stokunun yüzde 13’ü civarında bir servetin bu cennetlerde tutulmasından söz ediyoruz.

Kara para, uyuşturucu parası ve rüşvet…

Kuşkusuz bu şirketlerin ve servet sahibi bireylerin buralarda konuşlanmalarının bir nedeni (kendi ülkelerindeki vergi oranlarının son 20 yıldır ciddi olarak düşürülmüş olmasına rağmen) vergi ödemek istememeleri (kaçırdıkları verginin yılda 600 milyar ABD dolarını bulduğu IMF tarafından ileri sürülüyor).

Diğeri ise bu kesimlerin sahibi oldukları servetlerin kaynağını açıklamakta zorlanmaları. Çünkü uluslararası belgeler bu servetlerin kaynağının ağırlıklı olarak; kara para, uyuşturucu, rüşvet ve yolsuzluklardan elde edilen büyük çaptaki paralar olduğunu ortaya koyuyor.

Finansal Gizlilik Endeksi’nde Türkiye

Bu bağlamda 2015 yılında Türkiye finansal bilgileri kamuoyu ile paylaşmayan (gizli tutan) ülkeler sıralamasında hatırı sayılır bir yerde bulunuyor. Öyle ki ilk sırada (yani bilgi paylaşmayan) İsviçre’nin yer aldığı bu endekste Türkiye toplam 37 ülke arasında, Jersey ve Guernsey gibi Britanya’ya bağlı meşhur vergi cennetlerinin hemen ardından 19. sırada yer alıyor (10). Çin ve Rusya ise sırasıyla 20. ve 30. sırada yer alıyorlar (11).

Endeksi düzenleyen kurumun Türkiye raporuna göre, Türkiye’nin bu endekste, (Çin ve Rusya’nın üzerinde olmak üzere) üst sıralara çıkmasına neden olan önemli bir gelişme Reza Zarrab’ın bir tarafını oluşturduğu ve dört Bakan’ın istifasıyla sonuçlanan kara para aklama ve rüşvet suçlamasıydı (12).

Zarrab’ın İran’da yasa dışı petrol ticareti üzerinden sağladığı büyük çaptaki parayı T. Halk Bankası aracılığıyla yaptığı işlemlerle aklarken rüşvet verdiği ileri sürülmüştü (13).

Ayrıca bazı politikacıların yakınlarına ait vergi cennetlerinde kurulmuş olan bazı şirketlerdeki 2017 yılındaki para trafiği ve Dubai, Malta ve İsveç üzerinden vergi kaçırıldığını ileri süren uluslararası belgeler Türkiye’nin finansal gizlilik açısından daha da sorgulanmasına neden oldu.

Türkiye 2017 Ekim ayı itibariyle vergi cennetlerinin izlenmesi konusunda çok sayıda uluslararası anlaşmaya imza attı, ancak bu anlaşmalar Meclis tarafından hala onaylanmadığı için bu vergi cennetlerinde gerçekleştiği ileri sürülen vergi kaçakçılığı fiilen soruşturulamıyor (14).

Yolsuzluk Algı Endeksi titiz biçimde hazırlanıyor

Tekrar Yolsuzluk Algı Endeksi’ne dönelim. Bu endeks düzenlenirken toplam puanlamada kullanılmak üzere hazırlanan 134 bağımsız rapor ve çok sayıda anketten yararlanılıyor ve puanlama şöyle yapılıyor: 0 puan: En fazla yolsuzluk (en kirli) ve 100 puan sıfır yolsuzluk (en temiz).

2018 yılı itibariyle uzmanların ve iş insanlarının yolsuzlukların olmadığını (en temiz, 100 puana doğru) ve en fazla yolsuzlukların olduğunu düşündükleri (en kirli, 0 puana doğru) ülkeler sıralaması şöyle: Dünya ortalaması 43 puan, Batı Avrupa ve AB 66 puan (en az yolsuzluğun olduğu bölge), Kuzey ve Güney Amerika 44 puan, Asya Pasifik 44 puan, Orta Doğu ve Kuzey Afrika 39 puan.

Böylece Batı Avrupa en yüksek puana sahip iken (en temiz), Sahra Altı Afrika en düşük puana sahip bölgeler oluyor (en kirli). Kuzey Amerika dünya ortalaması olan 43 puanın biraz üzerindeyken, Türkiye bunun altında (41 puan). Amerika kıtasındaki düşüklüğün nedeni Venezüella ve Haiti gibi Güney Amerika ülkelerinin puanının çok düşük çıkması.

Yolsuzluk algısının en düşük olduğu ilk 3 ülke ise sırasıyla: Danimarka (88 puan), Yeni Zelanda (87 puan) ve Finlandiya, Singapur, İsveç, İsviçre (85’er puan). Yolsuzluğun en fazla olduğu ülkeler ise sırasıyla; en sondaki Somali (10 puan), Suriye ve Güney Sudan (13’er puan) ve Yemen ve Kuzey Kore (14’er puan) (15).
Bu durum iç savaşlar, gelir eşitsizliğinin ve yoksulluk düzeylerinin yüksekliği gibi faktörlerin yanı sıra, söz konusu ülkede demokrasinin mevcut olup olmamasının da yolsuzluk algısını ciddi olarak etkilediğini ortaya koyuyor.

Bir başka anlatımla, açık diktatörlüklerin, otoriter yönetimlerin egemen olduğu ülkeler yolsuzluk algısının en yüksek olduğu (endeksin en alt sıralarında) olurken, Yeni Zelanda, Danimarka veya Batı Avrupa ülkeleri gibi burjuva demokrasisinin temellerine sadık ülkeler endeksin üst sıralarında yer alıyorlar. Yani bir ülke otoriterliğe kaydıkça, diktatörlük eğilimleri arttıkça yolsuzluk iddiaları ve algısı da artıyor.

Bu ülkeler arasında, (alt sıralarda olmamalarına rağmen) ABD, Macaristan ve Türkiye’ye ilişkin yolsuzluk algısının ciddi olarak arttığının altını çizmek gerekiyor. Öyle ki sadece 2017 yılında ABD’nin puanı 4 puan düştü, 2013 yılından bu yana Macaristan’ın puanı 8 puan düştü (46 puana geriledi) ve Türkiye’nin puanı 9 puan düşerek, 41 puana geriledi.

Devam edecek: Yolsuzlukların sermaye birikim rejimiyle ilişkisi nedir?

 ______________

Dip notlar:

(1) Davos enables “crony capitalism” to flourish”, https://iea. org.uk (22 January 2019).
(2) Guy Standing, The Corruption Capitalism- Why Rentiers Thrive and Work Does Not Pay, Biteback Publishing, 2017, s. 3-5; 241-243.
(3) Agk.
(4) Paramjit Singh and Balwinder Singh Tiwana, “The state and accumulation under contemporary capitalism”, https://mronline.org (20 February 2019).
(5) Transparency International, Corruption Perceptions Index 2018 (January 2019).
(6) John Gaventa, “Can transparency make extractive industries more accountable?” https://www.ids.ac.uk (8 February 2019).
(7) Alan Katz, “The Cost of Dirty Money”, https://www.bloomberg.com (28 January 2019).
(8) Tax Justice Network, Financial Secrecy Index 2018.
(9) Annette Alstads ter, Niels Johannesen and Gabriel Zucman, “Who Owns the Wealth in Tax Havens?
Macro Evidence and Implications for Global Inequality ” (7 December 2017), s. 8-9.
(10) Richard Murphy, “TJN Financial Secrecy Index 2015 reveals improving global financial transparency, but USA threatens progress”,https://www.taxresearch.org.uk (2 November 2015).
(11) Agr.
(12) Finansal Gizlilik Endeksi 2018-Türkiye Raporu (Financial Secrecy Index 2018-Narrative Report on Turkey) https://www.financialsecrecyindex.com (7 February 2019).
(13) https://www.evrensel.net/…/4-bakan-hakkindaki-rusvet-ve-yol… (19 Aralık 2013).
(14) Finansal Gizlilik Endeksi 2018-Türkiye Raporu, agr.
(15) Transparency International, agr.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.