Beş asrı aşan ve hala yaşayan bir aşk

İSMAİL BAYER – Asırlara meydan okuyor. Ülkelerin sınırlarını tanımıyor. İnsanların dinlerini ayırmıyor. Renk farklılığı, söz konusu değil. Bu ölümsüz aşk, yaşamaya devam ediyor. Kitaplarda, sahnelerde, oyunlarda, beyaz perdede fimlerde, operada ve balede. Romeo ve Juliet.
Doğum yeri İngiltere, ama dünyada yaşamayı sürdürüyor. William Shakespeare’in, 1500’lü yılların sonuna doğru yazdığı bu eser, gündemden hiç düşmüyor. Bu dram, bu ölümsüz aşk, meydan okurcasına yaşamaya devam ediyor. Dillerde, tınılarda, şarkılarda, danslarda.
Bu aşk, 2019’un baharı Nisan ve Mayıs ayında Ankara’ya da uğradı. Büyük Tiyatro yıllardır, oyununa, balesine ev sahipliği yapıyor.
İki Rus bestecisi de, bu ölümsüz aşka, tınılarla ulaşarak, notalarla geleceğe armağan etmişler. Prokofief ve Tchaıkovsky.
Büyük Tiyatro ya da Opera Sahnesi adlandırması ile Prokofıef’den yıllar sonra, bu kez Tchaıkovsky’nin tınılarıyla, sahnede bale gösterisi olarak, yeniden bizlere ulaşıyor. Hoşgeldin Romeo ve Juliet.
Tchaıkovsky’nin müziği ile bu iki perdelik Bale, ülkemizde ilk kez 2106 sonunda İzmir Devlet Opera ve Balesi tarafından, İzmir’de sergilenmeğe başlamış.
2019 baharı ile nisandan mayıs ayına, Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından, ilk kez Ankara’da sahnelenmeğe başladı. Umarız, bu gösteri sonbahardan itibaren Ankara’lıları selamlamaya devam eder.
Kareografi ve Libretto, Armağan Davran ile Volkan Ersoy imzasını taşıyor. Müzik düzenlemesini ise Tolga Taviş gerçekleştirmiş.
Orkestra Şefliği’ni ise dönüşümlü olarak, Murat Cem Orhan ve Sunay Muratov yapıyor.
Çağla Çitkaya’nın dekoru, son derece sade ve sahne değişikliklerine uyum içinde, boşluk oluşmuyor.
Sevtaç Demirer’in kostümleri ile beş asır öncesine gidiyoruz, Sahne, balet ve balerinlerin dansları ile hafif rüzgar esintisinde bir çiçek tarlasına dönüşebiliyor.
İzlediğimiz 20 Mayıs akşamı, Juliet rolünde, genç balerin Sultan Menteşe’nin son derece başarılı olduğunu özllikle belirtelim. Sevinçlerini, endişelerini, mutluluğunu ve acılarını, müziğin ritmine uygun dansı ile yüz ifadesine değin, yaşadığı gibi, izleyicilere de yaşatıyordu.
Romeo rolünde de o akşam Burak Kayıhan vardı. Jülite ile uyumu, aşkının tedirginliği, sevinci, acıları, dansı ile bütünleşiyor ve gözlerini Juliet’ten ayırmadan, onun duygularını yüz ifadesinden de, an be an izlemek, bu ikiliye kendimizi kaptırmamızı sağlıyordu.
Erkek danscılarda, Tybalt’da, İlhan Durgut’u, Paris’de Eren Keleş’i, Mercutıo’da Kadir Okurer’i, Bevolıo’da Umut Can Arzuman’ın başarılı dansları sergilemesini de belirtmeden geçmeyelim.
Diğer rollerde ki danscılarla birlikte bir bütün olarak başarılı bir ekip oluşturulmuş.
Balo ve Karnaval bölümünde ki danscılar, Juliet’in arkadaşları ve Balo sahnesi asilleri, balerin ve baletleri bizi bir rüyalar alemine de taşıdılar.
Bilinen hikaye, iki düşman aile Capulet ve Montegue. Bu iki ailenin çocuklarının ilk karşılaşması ve ilk tanışma ile başlayan aşkları. Ve bu aşkın, iki ailenin düşmanlığına meydan okurcasına birleşerek, sevgiyle yaşamaya adım atmış olmaları.
Bu sevgi yumağını çözme, ayırma konusunda ailelerin çabalarına karşı gösterilen direnç. Sevgi akışını görünce önce birleşmelerine dirense de, sonra onları birleştiren, evlendiren anlayış.
Ama ne yazık ki mutlu son ile bitmiyor işte.
Ailelerin ısrarla ayırma çabaları. Barış gerçekleşmiyor ne yazık ki. Sevgi adeta parçalanmak isteniyor. Juliet’in geçici baygınlık halini görünce, Romeo’nun itiharı ve Juliet’in kendine gelip Romeo’yu öyle görünce, onun da intiharı ile sona eren bir aşk. Ama asırlara meydan okurcasına, günümüzde de yaşamaya devam ediyor. Yaşamayı da şüphesiz sürdürecek.
Kanımca burda önemli olan, Shakespeare’in hikayede ki kurgusu ve sözleri. Aşkı yaşatan, düşüncelerini yansıtan sözleri, dizeleri. Sonra bunun sahnelenmesi. Sözleri nasıl yaşatacağını düşünen sahneye koyucular ve sahnede yaşayıp yaşatanlar.
Oyunda, sinemada, operada, balede, artık bunu yaşatma da, sanatçılara kalıyor görev. Ve bu görev, ne denli duyulup yansıtılabilirse, yaşanıyor ve de yaşatılıyor.
Yıllardır yaşamasında ki giz, bence burada. Sahneye her taşıyan yeniden yeniden yazıyor adeta.
Genç kuşağın, orta yaş grubunun, yaşlıların, her dönemde ayrı bir tad almalarının altında yatan da bu gerçeklik sanırım. Yeni nesil, bu çağda ne buluyor diye soranlara, hep yeni nesillerin izleyerek bugüne ulaştırdığını unutmayalım.
2019 baharında, ekonomik kriz, siyasal çalkantılar, kişisel sorunlar. Kırgınlıklar, karamsarlıklar, umutsuzluklar hepsi bir yana. İki saat müziğin ritmine ve balerin ve baletlerin danslarına kaptırın kendinizi. İnanın perde kapanınca sokağa çıktığınızda, kendinizde bile biraz değişiklik görmeniz sürpriz bir durum değil.
Sonbahar’da, bu balenin devam etmesi halinde, yeniden izlemenin zevkini de ihmal etmeyeceğimi şimdiden belirtebilirim.
Emeği geçenleri, yaşatanları, kutlayarak ve alkışlayarak.
________________
İsmail Bayer. 3 Haziran 2019. Bigadiç.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.